yunan mitolojisinde, tanrı apollon ve güzeller güzeli nympha, daphne efsanesidir.
apollon daphne'ye aşık olmuş, peşine düşmüştür.
daphne kaçar, tanrı kovalarmış.
tam yakalayacağı anda daphne bir ağaca: defne ağacına dönüşmüş.
daphne ile apollon efsanesi,
şair ovidius'un ''defne ile tanrı'' şiiri, melih cevdet anday'ın çevirisiyle bir başka güzelliktir.
torosların yamaçlarında sık bulunan defne ağacına da adını veren hikayedir. bu olayın antakya civarlarında gerçekleştiği sanılmaktadır, buradan akan şelaleye halk 'apollon'un gözyaşları' adını vermiştir ve bu şelale defne yaprakları arasından akmaktadır. ayrıca apollon'un başında taşıdığı defne yapraklı taç ise daphne'nin anısınadır. ayrıca defne ağacının denize yakın ortamları sevmesi ve daphne'nin de bir su perisi olması ilginçtir.
eskiden çok eskiden yeryüzünde
güzelliği dillere destan
bir su perisi vardı adı defne
upuzun saçları altın sarısıydı
dolaşırdı kuytu ormanlarda bütün gün
defne ırmak tanrısının kızıydı
babası pene derdi ki, kızım
sen bana bir damat borçlusun
sen bana bir torun borçlusun
defne dedi ki babacığım
beni zorlama ne olursun
bırak beni kız kalayım ne olursun
sıram sıram boynu bükük yavuklu
bekleyedursun bir yanda
defne başıboş gönlü özgür
inatçı, hırçın ve gururlu
koşup durdu ormanda
"benim geyiğim sen, kuzum sen
benim biricik güvercinim sen
kuzu kurttan korkar, geyik aslandan
güvercin kartaldan kaçar
ben sana acı vermek istemem
ayaklarını kanatmasın çalılar
yavaşla biraz düşeceksin
geçtiğin keçi yolları dar
dur hele kaçma benden
sevgimdir seni kovalayan..."
daha sözünü bitirmeden avcı
korkak adımlarla uzaklaştı defne
kaçarken daha bir güzelleşti de
ardında tir tir titreyen avcı
tavşan kovalayan hırslı bir tazı
gibi düştü defne'nin peşine.
"ben de yılmadan kovalayacağım
büyülediğin kimmiş öğren
ben ne bir dağlı ne bir çobanım
oklarından sakınılmaz bir tanrıyım
koca zeus'tur babam
geçmişi, bugünü, geleceği
benimle bildi herkes, benimle bilir
saz tellerine ben verdim seslerini
ilaçlar yaptım yabanıl otlardan
ama bana çare değil şimdi hiçbiri
kimden kaçıyorsun öyle sen
asıl sensin benim avcım
beni sen vurdun can evimden".
tavşan koşuyor, durmadan koşuyordu
ardında av köpeği ter içinde
boynunu uzatmış, yetişmek üzere
birinde umut vardı, birinde korku
tavşan ensesinde nefesler duyuyordu
çünkü ışık gibi saran tanrıyı
sevinin kanatlarıydı.
gücü kalmamıştı artık defne'nin
koşamıyordu kaçamıyordu
sapsarı, yalvardı babasına
pene'nin suları üstünde gezdirip gözlerini
"cezasını çekiyorum güzelliğimin
irmakların gücü de sen gibi tanrısalsa
ne yap yap değiştir beni
başka bir biçime koy baba".
yalvarması daha bitmemişti ki
bir gevşeklik sardı her yerini
örtüldü göğüs yapraklarla
kolları, saçları dal oluverdi.
avcı kollarına aldığı zaman
kalbi çarpıyordu defne'nin
taze yaprakların altından.
yazık dedi tanrı çok yazık
saramadan yitirdim seni
bari benim ağacım ol da
yaprakların çelek olsun kahramanlara
ezgilerde, türkülerde anılsın bundan sonra
yan yana adlarımız
yazık dedi tanrı çok yazık...
Apollon çok iyi bir okçudur ve kendi kibrinde boğulmuştur...
Apollon günün birinde Afrodit'in oğlu Eros'la karşılaşır ve eros altın suyuna batırdığı oku apollon'a fırlatır.
o ok onu müthiş bir aşk ve tutkuya bürür; diğer oku Deniz Tanrısı Peneus'un kızı daphne'ye saplar bu ok da onu aile kurma duygusunu yitirmeye ve erkeklere karşı ilgisizleşmeye mahkum eder.
Apollon daphne'ye sahip olmaya çalıştıkça çalışır en son daphne babasına bu durumdan çok rahatsız olduğunu söyleyince babası onu bir Defne ağacına dönüştürür.
Bu sebepten ötürü apollon'un tüm resim ve mozaiklerinde başında Defne yapraklarından taç vardır.
apollonun kendisine olan tutkulu aşkına daphne cevap vermiyor, günlerce gecelerce peşinden koşuyor apollon ama nafile.
durun bi dakika az geri gidelim. apollonun muhteşem bi okçu olduğunu en başta söylemiştim. erosu bilmeyeniniz yoktur, milletin orasına burasına ok atıp aşk belasına sokan tanrı evet. bi gün apollon ve eros gereksiz bi münakaşaya girerler. apollon kibirli bi tanrı ve muhteşem bi okçu demiş ki; eros senin attığın oku ben de atarım ne yani bu aşk meşk tutturmuşsun. eros da demiş lan apollon sen nerden benim gibi ok atıcan sen atıyosun günde bi tane ben atıyorum bin tane. bi de senin elinde lir var bi de onu çalıyosun, olum bi adam bi iş yapar! derken çekiyor bi ok atıyo tam apollonun kalbine! bu okun saplandığı kalp sonsuz bir aşka tutulacktır der. bi tane daha çekip atar tam daphne'nin kalbine. bu okun saplandığı kalp de ölene dek aşktan tutkudan kaçacaktır der.
işte günlerce gecelerce kovalamasına karşın daphnenin buz gibi tavrını kıramamıştır. ve bir gün ormanda karşılaşırlar daphne apollonu gördüğü gibi arkasına dahi bakmadan kaçmaya başlar
apollon ne dese ne yapsa daphneyi durduramaz ve an gelir ki onu yakalar. bu çaresiz anında da daphne tüm umudunu yitirdiği an ayağıyla toprağı eşeler ve der ki toprak ana nolur beni sakla beni ört beni koru! birden daphnenin mis kokulu saçları yaprak olmaya güzel vücudu kabuk bağlamaya başlar. defne! gördükleri karşısında onulmaz bi acı hisseden apollon sonsuz aşkına ebediyen kavuşamayacağını anlar müthiş bi ihtirasla defne ağacına sarılıp yas tutar ve defne ağacının yapraklarından başına bir taç yapar. apollonun tasvirindeki taç işte burdan gelir. defne dört mevsim yeşil kalır ve halen apollonun gözyaşları harbiye de şelale olarak akmaya devam eder.
işte bu muhteşem anı bernini mermer ile ölümsüzleştirip şu şaheseri yaratmıştır.