insan öyle bencil ve vahşi kökenli bir varlıktır ki başkalarına acı vermeye ve başkalarının zarar görmesine sebep olma ihtimali çok yüksektir...
Yukarıdaki cümle, Anti-natalizm’in savunduğu insanların doğurmaması ve bu sayede insan soyunun tükenmesi gerektiği düşüncesinin temelini özetler. Anti-natalizme göre doğum eylemi kutsal dinlerde olduğu gibi kutsal, pozitif bir şey değil aksine negatif bir eylemdir. Çünkü bireylerin dünyaya geldikten sonra birçok hayal kırıklığına uğrayacağı, acı çekeceği aşikardır, hayat acılarla doludur. Bunu bile bile dünyaya bir varlık getirmek akıllıca bir şey değildir.
Anti-natalizm modern ve kapitalist bir dünyada ortaya çıkmış bir inanç-akım gibi görünse de temelleri Antik Yunan’a kadar dayanır. Ünlü yazar Sofokles’in; ‘doğmamış olmak hiçbir zaman elde edemeyeceğimiz en değerli armağandır’ sözü önemli bir referanslarıdır.
Çocuklarıma bırakacağım en büyük miras hiç var olmamalarıdır. -Arthur schopenhaer
antinatalizm kendi içinde farklı yaklaşımlar barındırsa da kabaca olarak zayıf ve güçlü olarak 2'ye ayrılır, aynı pozitif ateizm yada negatif ateizm gibi.
güçlü antinatalizm, tüm insanlığın doğurmaması gerektiğini savunurken; zayıf antinatalizm ise insanlığın sadece belli şartları(ekonomik, psikolojik, eğitim vs,) karşılayan insanların belli denetim ve metotlarla çocuk yapılması gerektiğini savunur.
ben şahsen güçlü bir antinatalistliği doğru bulmuyorum ve savunulan argümanların daha çok duygusal yetersizliklerden ve temeli sağlam olmayan düşüncelerden türediğini düşünüyorum.
ben antinatalizm'in zayıf kolu olan, ancak belli koşulları sağlayan insanların denetimli olarak çocuk yapması görüşünü destekliyorum. çünkü bu görüşüm insanın hem biyolojik hem de psikolojik ihtiyaçlarını yadsımadığı gibi, olaya çözümler getiriyor.
üremeyi reddederek dünyadaki mevcut kötülük sistemine yeni bir besin kaynağı eklemeyi reddeden, bence çağımızın en asil düşünce hareketlerinden biridir.
gönüllülükle, bile isteye tüm şartlara rağmen dünyaya yeni bir birey getirmek,hem bireyin kendisine hem de dünyaya eklenecek yeni bir zarara karşılık gelir. geri dönüşü olmayan co2 salınımı, karbon ayak izindeki artış, kaynakların git gide kısıtlanarak açlık terörize edilen milyonlar düşününce bu ince öngörüye sahip insanların neden bu tavrı seçtiği rahatlıkla anlaşılabilir, anlaşılmalıdır.
gelin görün ki asgari ücretle çalışıp 3 çocuk yapanların olduğu ülkelerde bunu çoğu kişiye anlatmaya bile kalkamazsınız. o yüzden sınırlı bir hareket olarak başlayıp çok ince ince yayılım göstermektedir ve belli düşünsel kapasiteye ulaşmış bireyler tarafından benimsenmektedir.
bu düşünce hiçbir şekilde insan kıyımını meşru görmez, asla kimseyi doğuma karşı yasaklanması gerektiğini ileri sürmez, bu bir gönüllülük hareketidir. dünyada vhemt(voluntary human extinction movement) adı altında bu fikir toplanmıştır ve azar azar da olsa benimseyenler çoğalmaktadır.
2050 de neredeyse 9.7 milyara ulaşacağı birleşmiş milletler raporunda belirtilen dünyada, bu ekonomik korkuya dayalı kölelik sisteminin üstesinden gelmenin yolu bu canavara artık daha fazla besin kaynağı sağlamamaktan geçer. hiçbir çocuk rızkıyla gelmez. ancak ruhban sınıfları ve kapital baronları geleneksel çocuklu aile yapısını desteklerler çünkü sistemin çarklarının dönmesi için mutlaka yeni aç gırtlaklar gerekmektedir.
bir diğer husus da bu harekete gönül verenlerin çoğunlukla veganizm gibi doğaya olan zararı minimize edecek düşünce hareketlerine de yakın temasta olmasıdır. dünya hiçbir şekilde iyiye gitmemektedir ve eklenen her yeni birey, bir iyilik meleği olsa bile en iyi ihtimalle çok fazla ızdırap çekecek, dünyadaki entropik yozlaşma terörünün kurbanı ve/veya oluşturucularından biri olacaktır.
üremeyi reddeden bir kaç bilinçli nesil yoluyla tüm bu kötülükleri kardeşçe bitirebiliriz.
antinatalizm, üreme karşıtlığıdır. doğuma karşı gelen bir bakış açısıdır. genellikle antinatalistler, sağlam genetiği olmayanların ve maddi açıdan düşük gelirli olanların üremesine karşı gelir.
varoluş adaletsiz ve aşağılık bir kölelik düzenidir ve tüm canlılar bu adaletsizliğin fani ve aciz köleleridir. o yüzden her doğum bir cinayettir ve dünyaya getirilen her çocuk varoluş için yeni bir köle ve ceset yığınına eklenen yeni bir cesettir. sözde kutsal aile kavramı, esasında adaletsiz bir varoluşa hizmet eden bir yalandır ve her aile aslında kendi çocuğunun katilidir.
dünya üzerinde varoluşun adaletsizliğine paralel olarak, kapitalizm ve onun uzantıları olan emperyalizm ve faşizm de yeryüzünde aşağılık bir kölelik düzeni yaratmaktadırlar.
komünizm ise tüm bunlara karşı her ne kadar toplumsal/ekonomik bir denge sağlasa da, gerçek anlamda varoluşsal bir adalet sağlayamayacaktır. çünkü varoluşta gerçek ve mutlak bir adalet yoktur. Dünyayı ve insanlığı kurtarmaya çalışmak, daha fazla canlının adaletsiz bir dünyada yaşamak zorunda kalıp, acı çekip, ölüp yok olup gitmesine neden olacaktır ve ancak bu anlamsız işkenceyi uzatacaktır, dünyanın ve insanlığın yok olması bu anlamsız işkenceyi ve adaletsizliği sonsuza dek tamamen bitirecektir.
O yüzden dünya ve insanlık hiç var olmamalıydı ve eğer adaletsizliği ortadan kaldırmak istiyorsak dünyayı ve canlılığı ortadan kaldırmamız ve dünyaya asla bencillik yapıp çocuk getirmememiz, onu acıya, hiçliğe, ölüme, adaletsizliğe ve yok oluşa mahkum etmemek gerekir.
sonsuz hayat diye bir şey de yoktur. sonsuz bir hayat hayaliyle de dünyaya çocuk getiren nefsi bencillik ve varoluşun adaletsizliği meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.
bu yüzden bu adaletsiz döngüyü kırmak adına, dünyaya çocuk getirmemeliyiz ve adaletsiz bir varoluşun ve dünyanın yok olmasını desteklemeliyiz.
iklim değişikliği, otomasyon ile gelen kitlelerin işsizliği ve sürdürülebilirlik derken sanayi toplumlarında iyiden iyiye yaygınlaşmış insanın çoğalmaması gerektiğini savunan görüş.
amazon ormanları haftalarca yandı belki hala yanıyor. afrika'da yanan da bir sürü orman varmış, kazdağları'nın durumu ortada. dünya homo sapienslerin hiç veya çok az olduğu bir sürece doğru sürükleniyor. ve bu iklim değişikliği sürecini elektrikli arabalara binip kağıtları, pilleri geri dönüştürerek aşabileceğimizi sanıyorsanız hayaller alemdesiniz demektir. bir hardcore thanos hayranı olarak bence bu süreç yalnızca insan nüfusunun üremeyi çok azaltıp kısa sürede nüfusunu 1 milyar seviyesine düşürmesiyle gerçekleşebilir. utopia dizisinin şu sahnesi ne demek istediğimi daha iyi anlatacaktır: https://www.youtube.com/watch?v=fKeHLooJqHM
anti natalizm bence 5 milyon mültecinin doluştuğu, gençlerinin işsizlikten kırıldığı ve her şehre üniversite açılan ülkemizde de az çok mürekkep yalamış herkesi gelecekte etkisi altına alabilir ve sesini duyurabilir.
ileriki yıllarda ülke gündemi "en az 3 çocuk"tan "yav bu gençler neden hiç çocuk yapmıyor?"'a dönerse bu yazımı başka bir bağlamda okuruz.