final zamanı kendini iyiden iyiye belli eden hissiyattır. yemeklerini özlersiniz, gülüşünü özlersiniz, sarılmasını özlersiniz, muhabbetini özlersiniz... ve özleyecek bir anneniz olduğu için şükredersiniz. sonra ya ona bişey olursa diye düşünüp metro köşelerinde ağlarsınız insanlar size bakar boncuk boncuk dökülen gözyaşlarınızı saklamaya çalışırsınız. sözlük ben annemi çok özledim öyle böyle değil. hiç böyle olmamıştım oysa.
ev sahibim temizlik yaparken elektrik süpürgesinin sesi seni hatırlatıyorsa anne, özlemişim demektir. o yüzden dağınık evim, toplamıyorum odamı. Belki gelirsin diye.
düşününce affalıyorum, görüntüler nasıl net gelmiyor gözümün önüne?
buğday sarısı, orta anadolu tozu toprağı içinde, uçuşan eteklerini görüyorum, yüzü rüzgara dönük, ben sırtına bakıyorum. saçları toz toprakla beraber uçuşuyor, sıcak kasıp kavuruyor, beni yakıyor, ona hayat veriyor. garip.
oysa ki efsanevi görüntüler yaşamadık biz hayatımız boyunca. mutfak tezgahı yanında pür telaş sohbetlerimiz, pijamalar içinde son kalan cadı türlerinin dolaşık saçlarına sahip bir çift insandık, evin dört köşesinde, şehrin dört köşesinde, ülkenin dört köşesinde iki kişi olduk; kah beraber kah ayrı.
ama ayrılık bu kadar uzun olmamıştı.
günleri saydım da, tam 632 gün. tam 632 gündür özlüyorum seni.
söylemesi oldukça gurur kırıcı, ölümüne alıştım anne ama; hücrelerimdeki sen bazen o kadar dikenli oluyorsun ki, içten içe delicesine kanıyorum. ölmeden bir dakika önce her yerin nasıl kanadıysa öyle kanıyorum. ölmeden bir kaç dakika önce nasıl kırıldıysa kemiklerin, öyle kırılıyor kalbim. ve ölmeden bir kaç saniye önce nasıl ihtiyacın varsa bana, öyle ihtiyacım var sana.
şimdi sen söyle, hangimiz için adil bu hayat? hangimiz için adildi ve hangimiz için adil olacak?
küçükken teyzelerim ve kuzenlerim arada bir bize gelirlerdi. öyle mutlu olurdum ki, gitmesinler isterdim. ama istediğim gibi olmazdı tabi. insanların evleri yuvaları var, niye kalsınlar zaten. neyse yine böyle bir günde, karar verdim, ben gidip onlarda kalacaktım. ama nasıl kararlıyım. o güne kadar annemin olmadığı bir yerde hiç uyumamışım, yaşım da küçücük. Buna rağmen caymıyorum kararımdan. sağolsun annem beni giydirdi, kuşandırdı. beraber merdivenlerden indik. annemden daha ayrılmadım ama o an başladı işte o özlem. vazgeçtim kararımdan, pişman oldum. ama gel gör ki, bir damla bir şey olmama rağmen hem gurur var hem inat. gittim paşa paşa. annem gözümde tütüyor, gözüm kimseyi görmüyor. kime baksam annem, nereye baksam annem. sonra ağlamaya başladım tabi, kimse görmesin diye de kapkaranlık bir odaya geçtim, saatlerce orda oturdum, saatlerce annemi hayal ettim. oysa karanlık fobim var, şimdi bile oturamam. dedim ya gözüm kimseyi görmüyor diye, abartı değildi. içimdeki anne sevgisi hiç abartı değildi.
neyse sonra babanın görevidir tabi gecenin körü gelip kızını eve götürmek. babadır o. o da candır.
ve sonra kavuşma anı, hala aklımda. hala aldığım kararlarımı etkiler o an ve hala gittiğim yoldan döndürür beni o özlem.
belkide her zaman kızdığımız insandır anne. bizi düşünmediğini,anlayışsızlık yaptığını düşünürüz.ondan ayrı kaldığımız uzun zamanlarda herşeye rğmen yine de onu özlemektir,onun yokluğunu hissetmektir "anneyi özlemek".
başka şehirde okurken, ailenden sadece anneni özleme durumudur. hergün konuşmadan yapamazsın. eve gitmek için can atma sebebidir. candır. allah herkesin annesine uzun ömürler versin içinde benimkine de.
artık hergün görememektir. sonra gördüğündeyse; "sen gittikten sonra" diye başlar her cümlesi ve yanık bir sesle devam eder.. bilirsin ki yan oda da uyumuyordur artık, sadece telefonla ve arada yapılan ziyaretlerle görünür güzel yüzü.
annedir o! kızsanda, yapmaması gereken şeyleri yapsa da anneden başka bir şey görünmez yüzünde..
ellerine sağlık anacığım. yine hastalandım ve sen koştun geldin yanıma, sende hastaydın ama anaydın kıyamadın yavruna..
anne, bu dunyada seni karsilik beklemeden seven tek seydir. sadece sever. ne guzel bir sey degil mi? sirf bu duyguyu tadamayacagimdan cok kiskaniyorum kadinlari.