Kapıda koskocaman ÇEKiNiZ yazıyor, bu bi itiyo bi yandaki kapıyı zorluyo etrafına bakıp kapıya tekme atsam mı?! diye düşünüyo ama ÇEKMiYOR.
öyle güzel bişey.
Yaklaşık 25 dakika müge anlı izledikten sonra ağzından çıkan ilk cümle; "Kavak Yellerindeki maviş de Hürrem in kızını oynuyor şimdi" olan anamın anası olan kadın. deyişik.
birtaneciktir. özellikle yaşlandıkça yaptığı, söylediği hiçbirşeye kızamaz insan. yaşlı olduğu için olanlardan haberi yok zannedilir ama o köşesinden sessiz sessiz izler herşeyi. hep en kötü hissettiğin anda en güzel şeyi söyleyip, başını sever. bir bakarsın iç sıkıntın gitmiş.*
Beni büyüten, her türlü emeği veren,her öğlen bıkmadan yemeğe çağıran , evine gittiğimde hep sımsıcak karşılayan , öğüt vermeden içi rahat etmeyen yanaklarından, ellerinden öpülesi , allah sana uzun ömürler versin anneannem , seni çok seviyorum.
yere 45 derece eğimle pinpon topu atıldığında topun geri dönerken bir yavrucağın eteğini de beraberinde getirdiğini farkedip eve bol miktarda pinpon topu getirmem annem tarafından "bey,bey bu çocuğun sporcu olası var" biçiminde yorumlanmış ve maalesef okulun pinpon kursuna yazdırılmıştım. bu durumdan nasıl kurtulmam gerektiğini kara kara düşünürken gerek pahalı olması ve gerekse pinpona göre daha tehlikeli olması nedeniyle nasılsa yollamazlar diye düşünüp "ben yüzme kursuna gitmek istiyorum" nidalarıyla evi birbirine katmış idim. maalesef bu durumu biraz haykırış biçiminde dışa vurmuş olacağım ki ertesi hafta gerçekten de kendimi klor kokulu bir havuzun kenarında buldum.
hayatımda ilk defa bone takmışım,kafamdaki baskı bir yana şakaklardan gözlerim çekiliyo adeta.çinli gibi hissediyorum kendimi,suya girince pipi de büzüşüyo ki hakikaten inanmaya başlıyorum çin asıllı olduğuma. neyse, bir iki yüzüyorum,hoca öğretiyo falan bişeyler idare ediyoruz. ilk haftalardan sonra aile de gelmemeye başlıyo izlemeye,iyice rahatlıyorum. birkaçda dost edinip başlıyorum kursa gitmemeye,ver elini atari salonları ver elini sinema.
gün geliyo,kurs bitiminde yarışların olacağı ve benim de 100 metre serbest yüzeceğim eve bildiriliyo. değil 100 metre yüzmek,100 metreyi havuzun kenarında yürüyebilecek kapasitede değilim.yarış günü geliyo,akrabalara haber salınıyo ve babanın ayarladığı bir minibüsle (evet,evet minibüsle geldiler) yaklaşık 15 kişilik bir akraba grubu tribünlerdeki yerini alıyo.yarış sıram gelip havuzun kenarına yaklaşıyorum,korku falan bi kenara da rezil olma içgüdüsü çok pis koyuyo, "kesin" diyorum,sonuncu olucam. bekliyorum makus kaderimi. o sırada işaret veriliyo,balıklama atlamayı da tam bilmediğimden -ama serde erkeklik var dediğimden- çivileme değil de eçiş-büçüşleme tabir edebileceğimiz bol göbek yakan bir dalışla suya giriyorum.kafayı çıkarmadan allah ne verdiyse yüzüyorum. nefes alışlarda yan kulvarlara bakıyorum bir allahın kulu yok. herifler bastı gitti sikiyim ya diye düşünerek -ama yine aile nedeniyle kendimi iyicene kasarak- öküz gibi yüzüyorum. son metreler geliyo,nefes nefeseyim,elimi güç bela değiyorum duvara."ohh" diyorum,"bitti sonunda"
o esnada bir tuhaflık olduğunu seziyorum hafiften,salonda bir gülüşme,havuzda bitek ben...anlamaya çalışıyorum,o sırada yüzme hocam gelip elimden tutup çıkarıyo beni. "ne yordun olum kendini,erken çıkıştan faul verdiydi sana" diyo...
100 metreyi,hatalı bir şekilde tek başıma yüzüyorum, diskalifiye veriyolar. tribüne bakıyorum akrabalar gülmekte, sağlam bi küfür ediyorum düdük duymayan kulaklarıma. gözüme birden annanem ilişiyo, kadıncağız ağlamakta.yanlarına gidiyorum,sarılıyo bana. "afferim güzel torunuma" diyo,allah allah diyorum. bizden önce atlama yarışlarının olduğunu,birçok benim yaşlarımda çocuğun atlamayıp geri döndüğünü söylüyolar. annanem,yarışta da bitek benim cesaret edip atladığımı,yüzdüğümü ve birinci olduğumu düşünüyo.
ben de ona sarılıyorum, annemler hiçbişey söylemiyo. çıkıyoruz havuzdan. bi hafta kadar sonra bi de kupa yaptırıyorum kendime modern çarşı'dan. güzelce koyuyoruz annanemin vitrinine.
hala anlatır,bizim torunda yüzme şampiyonu izmir bornova'da diye kupayı misafirlerine gösterip gösterip...
gurbet ele gönderdiği evladını 1 yıl sonra görmeyi umut eden, fakat evlat sağ salim iken onu taam 30 yıl göremeyen.
batasıca alamanya ya gidemeyen, bitesice yılları bitiremeyen,
heep bekleyen hep bekleyen kadın.
ömrünün son günleri herkesi, her şeyi unutmuş hallerdeyken bir tek gurbetteki evladının adı söylendiğinde derin bir ahhh çeken, bir tek onu ve hasretini unutmayan kadın..
eşyaları içinde onun bir gömleğini kendine 30 yıl yoldaş edinen kadın. yıllarla beraber eskimiş, rengi solmuş ama ''evladım kokuyor'' dediğin o gömlekle beraber gömülmeyi dileyen kadın..
10 yıl oldu sen bu dünyadan gideli. özlemin büyüttüğü acıların bitti diye seviniyorum bir tek.
ama çook özlüyorum seni.
anneannem
bir sıcacık kucaktın,
uykudan önceki masaldın,
anneme dayanaktın..
anneannem,
gözlerinde her daim bir damla yaş, hep uzaklara dalardın..
aklıma geldikçe gözlerimin dolmasına neden olur. bana içten sarılmanı, masal anlatmanı unutmadım. sen gittin ama ben çocukken sana yürüyerek değil koşakoşa gelirdim!
tontondur, mutfakta iş yaparken eski şarkılar söyleyen,ne zaman dedemi hatırlasa şarkı söyleye söyleye gözleri dolan,sabahları ona gittiğimde bana gözlemeler açan, her tatilin sonunda börekler,sarmalar yolluklarla uğurlayan, her akla geldiğinde gülümseten, en çok özlenen insandır.