kendi hayatının önüne onun hayatını koyabilmektir, kendi mutluluğunun önüne onun mutluluğunu.
bilmektir çünkü, artık o mutlu değilse, o sağlıklı değilse, o iyi hissetmiyorsa senin için hiç birşey tam olamayacaktır.
bilmektir, kimsenin göremediğini onun görebileceğini.
kimse bakmazken sana baktığını,senin güzel,iyi olmanı önemsediğini.
seninle gurur duymak istediğini.
ve dikkat etmektir bunun için bundan sonrasında yaptığına ettiğine, yediğine içtiğine, söylediğine söylemediğine, seçtiğine seçemediğine, gittiğine geldiğine.
dikkate almaktır, deli gibi dans etme anne, bunu giymeyi düşünmüyorsun değil mi anne, sokaklarda öyle koşulur mu anne,
herkesin annesi gibi olsana anne türünden uyarıları..
hep affedeceğini bilmektir, hep affedeceğinizi bildiğiniz gibi.
gıdıkladığınızda,sarıldığınızda,sıkıştırdığınızda,çocukmuş gibi üzerine titrediğinizde ya öf anne ya dediği halde aslında bundan hoşlandığını yüzündeki muzip gülümsemeden anlamaktır.
hiç sevmediğin halde günde en az yarım litre süt içmek, brokoli ve ton balığı yemekle başlar anne olmak. daha varlığını hisseder hissetmez bütün mide bulantılarını, gece uykusuzluklarını önemsememek, tiryaki olduğun halde sigara içmemek, henüz çok da anlayamadığın bir şekilde kendini bir tarafa bırakıp, onun odası, onun beresi, en güzeli, en iyisi..en..en..onun..onun diye hayal etmekle başlar.
doğduğu gün, o ilk karşılaşma anında, dünyanın en güzel bakışıyla karşılaşıp, kendini de yeniden doğmuş gibi hissetmek ve ona akmaktır anne olmak.
sonra her yağmurun elleri şarkısını dinlediğinde o minicik elleri hatırlamak..
dünyadaki en önemli şeyin onun gazının çıkması sanmak, ufacık bir öksürüğünde kendi suçlamaktır anne olmak. sonra onca kalabalık içinde sadece sizin kucağınıza geldiği, sizi istediği ve size ne kadar ihtiyacı olduğunu hissettiğiniz anda kollarınızı sonsuza kadar ona açmak ve doğayı daha iyi anlamak`tır anne olmak.
ilk adımları, ilk kelimeleri,okulda ilk günleri, ilk karnesi, ilk kız arkadaşı, ilk maçı, ilk turnuvası derken, içinizdeki çocuğu geri kazanmanızı sağladığı ve bu tarifsiz duyguyu yaşattığı için tanrıya sonsuz teşekkür etmektir anne olmak...
sadece biyolojik olmak zorunda değildir. başlı başına doğurmak insanı anne yapmaz. annelik; ilgi ve şefkatini karşılıksız ve koşulsuz ömrünün yettiğince armağan etmektir.
hamilelik başlangıcı itibari ile içindeki maneviyatı ikiye katlayan, dünyaya bakışını değiştiren, insanı sevgi sarhoşu yapan tarifi imkansız, yaşanılası duygu.
şimdi efendim konu hassas tabi. amma kadınları niye anlayamadığımız konusunda önemli bir yer tutuğunu anlamaya başladım bu olgunun.
bence sakin ve mantıklı düşünmeyi kötü etkileyen bir olaydır bu.
yani annenin tek derdi içgüdüsel olarak evladının sağlığı, mutluluğu falan oluyor. kafayı meşgul eden en büyük olay da bu oluyor elbet.
böyle bir durumda zaten genelde duygularıyla hareket eden kadınlar hepten duygu manyağı bir şekilde davranmaya başlıyor.
şimdi bu kadının bir kızı olduğunu düşünelim. kız çocuğu olduğu için annesiyle daha fazla takılıyor bu şahıs.
anne de anne olmak olgusu gereğince iyice saçma sapan bi şeyler yapıyor.istemeden de olsa kızını üzüyor, sinirlendiriyor.
kızı anneye hafif nefret, kızgınlık, sevgi böyle manyakça şeyler hissede hissede o da anormalleşmeye başlıyor.
e biz de erkekler olarak anlayamıyoruz gibi bir çıkarım yapayım dedim ama gene olmadı eksiklikler var işte.
resmen mesai harcıyorum anlamak için kızları ama olmuyo işte neyse by..
cesaret, sorumluluk, sabır, akıl, beceri, yeterlilik, ozveri, kocaman bir yurek, endise gibi kavramları beraberinde getirir anne olmak.
her kadının harcı olmadıgı gibi kadınlıgı ispat etmek ya da kimlik edinmek gibi bir misyonu yoktur anne olmanın.
anne olmak vermek'tir. illa dogurmak sart degildir. evlat edinilebilir anne olmak icin, bir cocuga sevgi, ilgi vermektir anne olmak...
cok da kolay anlatılamayan bir sey anne olmak; * yavrum, bebegim, kızım seni hep sevecegim seni hep koruyacagım demek ve olumden delice korkmaktır anne olmak, cok korkmak.. geride yavrunuzu kuzunuzu bırakmaktan acayip korkmaktır anne olmak.
*ultrasonda o minnacık kalp kasının goruntusu ve sesi karsısında acayip duygulanmak, aglamak; dr'un gozlerinin icine bakmak her seferinde endise ile saglıklı degil mi diye sormak, alınan onca kilodan hic sikayet etmemek, hamilelik boyunca kocaman olan o gobisi oksamak, konusmak, bebek hareket ettigi zaman anne karnında sevincten havalar ucmak ve her seferinde cok sasırmak...
dileyen her kadın yasasın,
kimse mahrum kalmasın...
fazlasıyla sorumluluk gerektiren birşey.. kadınların daha fazla sorumluluk duygusu olduğundan bu görev onlara verilmiştir bence. 9 ay karnında bir canlı olduğunu bilerek yaşamak,9 ayın sonunda hastanede gözünü açtığında yanıbaşında içinden bir parçanın durması,bebeğinin yüzüne baktığında kendinden bir parça görmek,"ağzı burnu aynı ben" diyebilmek, ilk "anne" dediğindeki mutluluk..en güzel duygu olsa gerek..