rus yazar leo tolstoy'un yazdığı romanın giriş cümlesi yaşamaya değer filmine de konu olmuş cümledir. cümle şu şekilde tezahür etmektedir. 'Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.' bir insanın yaşamını bile değiştirecek güzellikte bir cümledir.
fazlasıyla schopenhauer etkisi görülen eser . bir kadının doğasının, tutkularının peşinden ne olursa olsun gideceği teması baskın görünüyor . schopenhauer' in '' dünyanın ve doğanın iradesinin insanlar üstündeki önlenemez tezahürü '' fikrine sadık kalınmış . bu yüzden hiç övemiyorum . bu vesileyle romancıların filozofların yanında hiç olduğunu da görüyoruz . tolstoy schopenhauer' i peygamber gibi görürdü . '' siktir hadi ordan '' falan diyeceksiniz arastırın , '' itiraflarım '' ı okuyun .
schopenhauer'ın felsefesınde tüm gerçek irade dediği bir kuvvetin dışavurumudur . ama bu güç doğrunun yanında asla değildir . bütünüyle beyinsiz, ereksiz, kör , duygusuz, zekasız, saf güçtür. en güçlü içgüdü olan üreme güdüsünün arkasında bu vardır . bu o denli kuvvetlidir ki insanı en temelden etkiler ve her şeyimizi seçer. içgüdüler ve tutkular, akildan daha temeldedir.
anna bu gücün etkisinde kalarak sevdigi kisiyle, çoğunluğun sevmesini uygun gorecegi kişi arasinda kalmistir.tutkulari, diger yanda da toplumun yapısı ve mevcut ahlak kurallari kadını arada sıkıştırır ve işin içinden çıkamayan anna intiharı seçer .anna schopenhauer' in bahsettiği kör iradenin avuçları arasındadır .toplum normunu ve toplumun yargilarını temsil eden hersey bu önlenemez güce göre çok zayıftır . yani kaçınılmaz son uygundur .
bana rus değil de alman şaheseri gibi geliyor . (bkz: arthur schopenhauer)' in inanılmaz zekasına bu romanı okuyunca bir kez daha hayran oldum .
evli bir kadın olan anna'nın kont vronskiyle yaşadığı yasak aşkı ve bu aşk yüzünden katlandığı sıkıntıların ve onu bekleyen kötü sonun anlatıldığı tolstoy'un muhteşem eseri. 4 cilttir. okuması biraz sabır ister ama derin ve sürükleyici kitaptır.
dünya edebiyatının en büyük eseri,bir kalemin gücü bu kadar müthiş olur ancak, tavsirler, kurgu romanın konusunun uyumu öyle müthiş bir bütünlükte verilmiş ki tuğla gibi bu romanın bitmesi hiç istemezsiniz.beni en çok etkileyen karakter levin olmustur. bu karakter tolstoyun ta kendisidir bence roman sadece aşk romanı değil rus toplumu hakkında derin sosyolojik analizler barındıran bir eserdir. okunacaksa iletişim yayınlarından çıkan baskısını tavsiye ederim.
hayatta çektiği acıların ve haksızlıkların öcünü kendine zarar vererek almak isteyen onu üzen insanlara kendi canını vererek vicdan azabı çektirmek isteyen bir kadın.
her kadının içinde bir anna karenina vardır aslında çok yönlü bir karakter olduğunu düşünüyorum. aşık olduğu adam ve sevdiği insanların onu anlayamaması onu rayların üstünde kendinden vazgeçerek, canını vericek kadar gözünü karartmıştır yaşadıkları.
toltoy'un en güzel eserlerinden olan bu roman bir kadının iffetsizliği yüzünden düşmüş olduğu durumu ele almaktadır. iki yönlü bakıldığında her iki tarafta kendini haklı çıkartmaya çalışır. anna aşık olmuştur bir adama ve aldatmıştır kocasını ve ailesini iffetsiz bir kadın olduğundan ötürü ailesi de onu silmiştir. tutku ve şehvet düşkünü iffetsiz bir kadın olurken toplum baskısı onu giderek ölüme sürüklemiştir. uğruna kocasını aldattığı, çocuğundan mahrum kalmasına neden olan adam için yapmıştır herşeyi fakat onu ölüme sürükleyenlerden biride o adamdır,yani aşık olduğu adam. yaşadığı sıkıntılar ve toplum tarafından dışlanması onu kendi kendini kemirmeye başlamasına neden olmuş en sonunda daha fazla bu acıya dayanamayıp insanların gözünde bir nebze olsun kendini de haklı çıkarabilmek ve yaptığı hataların pişmanlığıyla kendini rayların altına atmaya itmiştir.
klasikler arasında yer alan okurken kendi içinizden de sorgulamaya başladığınız ahlak olgularının sınırlarını bulmaya çalıştığınız güzel ve sürükleyici bir kitaptır.
başta biraz sabır istese de en akıcı, en ilgi çekici klasiktir bence. ayrıca cüssesiyle sokaktakileri uzak tutacak caydırıcılığa sahip olduğundan bir bayanın vazgeçilmez kitabıdır. hasan ali yücel klasikler dizisindeki basımı tavsiye edilir.
belki bir gören olur editi: sad smile diye bir ablamızın karenina şarkısı neredeyse tüm sözleri kitapta anna tarafından söylenmiş muazzam bir şarkıdır, belki bir dinleyeni çıkar.
hayatımda okuduğum en iyi iki kitaptan biri. muhtemelen daha iyisini okuyacağımı da zannetmiyorum. toplumun yasak aşka olan bakış açısı, köy ve şehir hayatı, kötü aile ilişkileri gerçekten ustaca anlatılmıştır bu kitapta.
anna karenina... tolstoy hayalini kurduğu bu güzelliği tam olarak kitabında anlatamadı bile bence. eminim ki, anna karenina kitapta anlattığından daha güzeldi onun zihninde. ama yine de böyle bir güzelliğe karşılıksız aşık olunur. keşke bu kitapta ben de olsam, onu vronski'nin elinden belki alabilirdim dedirtir.
filmini ise izlemedim. böyle bir güzelliği bir beden içinde görmek istemiyorum. anna karenina dünyadaki en güzel kadından bile daha güzel çünkü. bende hayal kırıklığı yaratır diye korkuyorum aslında. ayrıca kitap psikolojik, sosyolojik birçok konuyu da içeriyor. böyle kapsamlı ve okuyucuyu derinden sarsan bir kitabın filmi nasıl çekiliyor anlamıyorum. o filmde levin-kiti ve anna-vronskiy aşkından başka ne anlatabildiniz ki?
bu kitabı okuduğumda, 'tolstoy belki bir dostoyevski değil, ama bu bir yarışsa eğer tolstoy kesinlikle dostoyevski'nin ensesinde' demiştim. hala da böyle düşünüyorum. büyük yazar tolstoy... çok büyük...
Mutlu ailelerin hepsi birbirine benzer; mutsuz ailelerin mutsuzluğuysa kendine özgüdür şeklinde hayatın tamamına uyarlayabileceğimiz ilkeyi barındıran eser.
filmini bilmem ama, kitabındaki olayları geçtim, uzun betimlemeler, kişilerin iç muhakemeleri ve psikolojik tahlilleri bile gram atlayıp geçme isteği uyandırmayan, müthiş yazılmış, mükemmel derecede akıcı ve okunası edebiyat kaymağı kitap. 'başyapıt' gerçekten budur.
Joe Wright'in 2012 yapımı annasını sinemada izleyemediğim için üzülüyordum. şimdi izlediğim için üzülüyorum. film genel olarak iyi ama yetersiz bir şeyler eksik sanki. bir müzikal havasında geçiyor. tolstoy'un o kasvetli annasını pek yansıtmıyor. annayı izlemek isteyenlere tavsiyem Bernard Rose 1997'un yapımı çok daha başarılı.
söylenecek yegane şey; ne yönetmenin, ne uyarlayan ekibin ne de cast ajansının eseri asla okumadıklarıdır...
angelina jolie, julia roberts, stana katic, cate blanchett gibi isimler varken (liste daha uzar aslında) keira knightley'in uzak yakın alakası olmayan bu tiplemeyi canlandırması baştan fiyasko.
rus edebiyatının ölümsüzlerini osuruklu amerikan gebeşlerine çektirirsen sonuç da felaket olur. gene de şükür; Vronsky'i kurt adam, Alexei Karenin'i vampir yapmamışlar...
ilk defa bir kadın ölümünü göze alırken güzelliğini düşünmeden hareket etmiştir. yani önceleri romanlarda kadın karakterler kendilerini zehirleyerek öldürürdü, bu da kırılmış oldu tolstoy ile. ayrıca siyasi tarih çalışanların dönemi daha iyi anlaması için okuması yararlı olacaktır (osmanlı-rus harbi, buharlı tren, fransa'nın başat güç oluşu ve güç dengesinin değişimi).
gaza gelip iki kez seyrettiğim film. kitabını da birçok kez okudum. tek sorun kitabı okumadan filmi izleyince film eksik kalıyor, bütünleşemiyor sanki. bunun sebebi kitabın ağırlığı, derinliği muhtemelen. onun dışında oğluna olan sevgisini, ilk zamanlarda aşka olan bakışını ve sonraki değişimini, kıskançlığını, kendini aşka adadıktan sonra ortada kalışını yani kitapta göze çarpan her konuyu detaylarla da olsa işlemişler filmde. sahne, dekor olayı da tamamen ayrı bir keyif. izlenilmesi gerekir.
--spoiler--
yasaları babalar ve oğulları yazar.
--spoiler--
Anna Karenina okuyup yada seyredip kendi sıradan aldatma hikayesini kutsallaştıran ve kendisini onun mertebesine yerleştirmeye çalışan zavallı orospucukların ibret alması gereken bir roman karakteridir..
Kendisini siktirip teselliyi "Anna da yapmış zamanında" ile avutmaya çalışan hafif kadın! Eğer ölümü göze alamıyorsan Anna Karenina olamazsın bunu hiç bir zaman unutma...