çekilmekte olan dizisi, kitaptaki karakterlere neden benzemiyor merak ediyorum. örneğin kitty sarışındı, alexei esmerdi ve anna karenina efsun bakışlı yeşil gözlü bir kadındı, üstelik gözlerinden kitapta sürekli bahsediliyordu. uyarlama dizi ve filmlerin kaliteli bir yapım olduğu halde kitaptaki havayı yakalayamaması hayal kırıklığına uğratıyor.
baş rollerini keira knightley, jude law*, emily watson ve matthew macfadyen olmak üzere güzel bir kadroya sahip tolstoy'un aynı adlı romanından uyarlanan film. çekimleri henüz tamamlanmamıştır. sırf jude law için bile izlemek isteyeceğim, fakat güzel olacağını düşündüğüm film. bekliyoruz.
rusya'da üst sınıf aileleri anlatan bir kitap. yapmacık davranışlar, gösteriş, mutsuzluk, aldatan evli ve çocuklu güzel bir kadın *işkolik kocalar, sevilmeyen kadınlar kısacası makyajlı bir hayat. kadın üzerinden giden ahlak sorgulaması. kadının ruhunu bir derece anlatır. daha çok sınırları belli hayatlar içinde hapsolmuş insanlar vardır. * tolstoy açısından ise karakterleri betimleme ustalığını yansıtan bir eser. hem de bir sürü karakter sesiyle, karakteriyle, giyinişiyle, tavrıyla tam karşınızda. klasik olmasının en önemli nedeni de bu herhalde.
tanim: tolstoy bas yapiti roman.
filme gelince: anna karanina'nin kitaptaki gelgitlerini guzelce ortaya koymus, muzikal havasiyla guzel vakit gecirtmis filmdir. fakat constantinin askini annanin askina gore yeterli bir kontrastta izleyiciye aktaramadigina inaniyorum. yine de filmdeki en guzel sahnede constantin ve kitty vardir.
--spoiler--
constantinin ve kitty nin kelime oyunu oynadigi sahneden bahsediyorum. constantinin I L Y harflerini gosterip " i did not stop" demesi ve kitty nin aglamasi... offff of... izlerken bile mesud olmak...
--spoiler--
Filmi epeydir bekleyen birisi olarak pek sevinçliydim dün akşam izleyebileceğime, lakin mehtap orospu çıkınca bu güne ertelemek durumunda kaldım. iş çıkışında koştura koştura yol alarak soluğu gişede aldık haliyle. Aldık biletimizi ve yerimize çöktük. Tolstoy’un kendisinin bile eserinin baş kahramanına reva görmediği bir ödül verebilecek miydi Keira KNIGHTLEY ? Merakım bu şekildeydi. Jude LAW da yanında bedavası olarak geliyordu tabii ki. Hikayeden ziyade oyunculuk ve görsellik aşkına beklenti içindeydim yani. Neyse;
Filmin ilk yarısı, özellikle de ilk 1 saati neye uğradığımı şaşırdım. Dedim ki hiç bitmesin. Dekor üzeri dekor, geçişler kostümler allahım sana geliyorum.. Sinema ve tiyatro arasındaki ince çizgiyi ortadan kaldırmayı bu filmle başarmış bence yönetmen. izlerken tiyatro mu yoksa sinema filmi mi anlamıyorsunuz, zaten düşünmüyorsunuz da.. en azından ben düşünmedim. Bu bağlamda yönetmenin hakkını teslim etmeliyim. Araya değin müthiş bir atmosfer duygusu, tiyatro-sinema ikilemi ve drama karmaşası yaşadım. Hem hepsiydi, hem hiçbiri öyle garip bir duygu. http://www.whereismywings...-cant-ask-why-about-love/
görüntü ve sanat yönetmenine bayıldığımız bir film oldu. romanın havası başka tabi ama film hiç de fena olmamış, izlerken çok keyif aldık.
keira knightley ise kitapta sıkça bahsedilen anna karenina gülüşünü en iyi verebilecek oyuncuydu sanırım zaten. kadını seyretmeye doyamadık yani, o nasıl saf güzellik öyle.
"evet belki bütün güzel hikayeler anlatıldı ama kesinlikle henüz en güzel şekilde anlatılmadılar." düşüncesinden yola çıkarak bir kez daha beyaz perdeye aktarılmış kitap.
sinema sanatına ilgi duyanların sadece filmin anlatım diline odaklanarak izlemesi halinde bile filmden oldukça keyif alacağını düşünüyorum. sinema ve tiyatronun iç içe geçtiği sahneler çok iyi olmuş. (bu tür eserlere eklektik sanat eseri deniliyor sanırım.) hafif müzikal esintileri var, görselliğe fazlasıyla yer verilmiş hatta bir sahnede monet'in bir tablosu bire bir filme aktarılmış.
şu bir gerçek ki hiçbir kitabın derinliğini sinemada bulamazsınız ama zaten sinemanın da derdi bu değildir. öyle değil mi?
iki ciltlik kitabın ilk cildini bir solukta okumuştum. ikinci cildini okumaksa bir ayımı aldı ama bu tamamen zaman darlığındandı. güzel bir kitaptır velhasıl. filmi de çekilmiş ki seyretmek gerekli diye düşünüyorum. özellikle keira knightley ve jude law oynuyorsa seyredilmelidir.
joe wright; bir tiyatro sahnesinden, muzikal tadinda sundu filmi. muzikler, kalp ritmimi oylesine artirdi ki kalbim tutuldu sandim. aaron johnson cok ihtisamliydi... sadece kiera knightley olmamisti sanki ya da ben hala "anna karenina" yi sophie marceau olarak gormek istiyorum. haaa bir de filmin ilk yarısı boyunca anna'nın aşığını jude law zannettim, benzetmek için çok uğraştım ama olmuyordu sonra dan anladım ki o yaşlı kocaymış law... law' a bu yapılmamalıydı...
" anna karenina'da ne anlattığımı anlatabilmek için onu size ilk cümlesinden son cümlesine kadar okumam gerekir. "
galeyana geldim devam ediyorum, iyi bir akış içerisinde sunmuş hikayeyi tolstoy rusça'sını okuyamadığım için çeviri ile tümceler ne kaybetti kestiremiyorum lakin, anna'nın hikayesi şimdiden fazlasıyla ağır geldi bana. okuduğum sayfalar neticesinde kurgu itibariyle vardığım kanı şu ki bu roman her kütüphane sahibi kişinin arşivinde yer almalıdır.
kitabı okuyalı çok uzun zaman olmustu. filmini bu hafta izleyince tekrar anımsadım ve gülümsedim. lev tolstoy tarafından 1870'lerde yazılmıştır. sonu ise tam bir muammadır. hatta tolstoy yazarlığı boşverip eserin sonunu insani hislerinin hakimiyetine bırakmıştır. der ki: "bütün mutlu aileler birbirine benzer. her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." tren garında başlayıp tren garında son bulan bir aşk hikayesini anlatır.