bunu okumana gerek yok, devam edebilirsin. bu hiç işine yaramayacak, öğreticiliği olmayan bir yazı. devam et.
masanın üzerinde duran telefonun bir türlü dırr dıırrr diye çalmaması belki. çalsa bile sizin istediğiniz kişi değildir arayan. garip olan kimi istediğinizi de bilmiyorsunuzdur. sadece farklı biri, hiç düşünmediğiniz anda sesini duyduğunuzda sizi heyecanladıracak biri. bunu düşünürek saatler geçer ve moraliniz bozulur.
dışarıya çıkıp hayatın içerisine katılırsınız; mutlulukla gülen, gezen, eğlenen insanlar görürsünüz ve neden onlar gibi olamadığınızı düşünürsünüz yine moraliniz bozulur. arkadaş ortamlarına gidersiniz, hiç canınız istemediği haldee muhabbete katılır, hiç olmayacak şeylere gülersiniz ve oradan ayrıldığınızda yeniden feci şekilde moraliniz bozulur.
eve dönersiniz tekrar. eve girdiğiniz andan itibaren, evin bunaltan havası yüzünüze doğru vurmaya başlar. çıt yoktur evde. sessiz bir ev. neden sizi neşeyle karşılayan insanlar yoktur diye düşünürsünüz ve canınız sıkılır. bir odaya girersiniz. babanız televizyon izlemektedir. selam verirsiniz. selam alınır. ama yalnızca bu kadardır. saatler geçer ama tek kelime bile etmezsiniz. tüm bu sessizliğe canınız sıkılır. bu sessizliği bozma denemeleri yaparsınız. bir kaç cümlelik bir konuşma daha olur. sonra susulur yine. canınızı sıkar bu. babalarıyla rahat rahat konuşabilen insanları düşünürsünüz ve biraz kıskanırsınız sonra yeniden ve daha şiddetli canınız sıkılır.
sözlüğe gelirsiniz. yazdıklarınızın ve yazacaklarınızın aslında hiç kimse için bir anlam taşımadğını, binlerce yazılan içerisinde sıradan bir yazı olduğunu düşünür, yeniden sıkılırsınız.
ve sonunda bir kitap alırsınız elinize. tüm dünyadan sizi çekip alan, tüm gerçeklerden bir kaç saatliğine bile olsa sizi tutup uzaklaştıran, bir kitap. o renkli dünyanın içerisinde kaybolup gidersiniz. işte tam bu noktada mutluluğunuz başlar. kafanızın içerisinden, milyonlarca kilo ağırlığında koca bir yükün uçup gittiğini hissedersiniz. o ne tanrısal bir duygudur öyle.
bir saat okuduktan sonra çıkıp balkona bir sigara içersiniz. işte sigaranın içildiğinde en fazla haz veren zamanıdır bu ve tüm anlaşılmayan nedenlerden ötürü kılıç kuşanmış mutsuzluklarınız, dudaklarınızdan dışarıya doğru üflediğiniz sigara dumanıyla birlikte, gökyüzüne doğru uçuşur ve yok olup gider.
genelde kış aylarında çöker bu hüzün, hava komik bir saatte kararmaya başlar, yağmurlu kasvetli bir hava ve kişi istanbul gibi hem harikulade hem de berbat bir şehirdeyse havadan çok ona yansıyan insanların kasvetli havası vs. hepsinin rolü büyüktür bu hüzünde. istanbul ile kişinin ortak hüznüdür hatta o.
ne gülebileceğin nede ağlayabileceğin durumdur.kendini mutsuz,huzursuz,hayattan bıkmış hissedersin.en küçük şeylere bile o anda parlarsın.gülmek istersin olmaz ağlamak istersin ama nafile.nasıl kurtulacağını bu dertten bilemezsin.haberin yok ölüyorum sözlük.
önemsiz olduğuna kendinizi inandırdığınız ama aslında içinize oturmuş ve canınızı yakmakta ,kafanızı kurcalamakta olan küçük ya da büyük bir sorundur .
kendini değersiz ,kimsenin sevmediği,düşünmediği biri olduğunu hissetmek olarak da ortaya çıkar.***