hayatımın geçtiği şehir. çok kalınca sıkıldığım, uzak kalınca özlediğim şehir. hava kararınca etrafın ıssızlaştığı, ne bir öğrenci şehri kadar hareketli ne de sahil kenti kadar huzur vericidir. bi memur kadar düzenli, resmi ve gridir bu memur şehri. ama vazgeçilmezdir. sokakta yürürken o siyah simitlerinden yenmelidir. kuğulu parka gidip kağıt helva yenmelidir. atatürk orman çiftliğine gidip döner yenmelidir. * kışın aşık olunmalıdır. karın altında yürünmelidir sevgiliyle sarmaş dolaş. o zaman anlaşılır güzelliği. o zaman seversiniz bu şehri. gri de olsa.. resmi de olsa.. ıssız da olsa..
alışkanlıklar yarattım kendime zoraki, sonra sevdim onları; ahengi sevdim şehrimdeki. ayazı sevdim. en güzel sonbaharların şehrinde aşkı ve hüznü sevdim. artık ayrılamam. ben ankara'ya aitim, ankara bana...
bir istanbullu olarak bazı izlenimlerim:
+sokaklar istanbul'a oranla gayet geniş ve temiz. ara sokaklar hariç. yol bakım çalışmaları nedeniyle bazı ara sokaklar çamur içindeydi.
+ istanbul'a oranla çok daha az trafik var ve çok daha sessiz.
+ bir günde nerdeyse her yeri gezilebilecek kadar küçük ve merkezi.
+havası kasvetli ve devlet binaları sovyetler birliği dönemini hatırlatıyor.
+panolar gereksiz yere melih g. tarafından işgal edilmiş.
+ulaşım pahalı.
kimilerine göre asık suratlı bir şehir gibi görünse de gelen hiç ilallah edip geri dönmemiştir hep özlenilesi aranılası bir güzide şehir olarak zerk etmiştir hafızalara ankara.
bir kez görülen grinin güzelliğidir, hayaldir, yağmurun kara döndüğü yerdir, sevmemin nedeni olmayacak kadar ben olan şehir, özlediğim; ama tanımadığım tek dost.
Askerliğimin ilk üç ayını geçirdiğim daha sonra defalarca işimle ilgili gittiğim bir çok insanın boğuk ve sıkıcı bulduğu ama benim için çok güzel olan Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti...
yillardir deniz kenarinda yasamama ragmen* burnumda tuten, arkadasliklarin, sevgilerin bir cok yere gore cok daha gercekci yasandigi suratsiz prenses.
insanlarin birbirlerine cok daha anlayisli olabildigi, dugunlerinin cok tantanali oldugu, her firsatta kosa kosa gittigim, gri tenli yarim.
tutunduğum dalım, en mutlu anlarımı da dipte olduğum anlarımı da sokaklarında paylaştığım, cebeci-tunalı-bahçeli-kızılay muhitleriyle alışkanlık yapan, yaşamayanın can sıkıcı bulduğu, anlaşılmaz şekilde bağımlılık yapan gösterişsiz, mağrur kent.
ah! yağmur dönerken kara..
şarkılar var falımda..
hepsi sana.. hepsi sana..
bu gece, ankara..
bembeyaz yine her taraf. yollar, ağaçlar, arabalar, apartmanlar, gökyüzü.. üşüyorum camdan baktığımda bile. kardanadam yapan çocukları görüyorum bahçede. içim ısınıyor bu sefer. çocukluğum geliyor aklıma. kar yağdığında sevinç çığlıkları atışım, kardanadamım eridiği için ağlayışım.. anlıyorum, her duyguyu yaşadım ben bu şehirde. ben koca bi şehri yaşamışım 19 senede..
"ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı bu kadar çok sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak..."
bu mısra aslinda herşeyi açıklıyor ankara hakkında. ankara bir sevgilidir seven için. aslında pekte güzel olmayan bir sevgili ama sevmek sevdiğinin çarpık bacaklarını sütun gibi görmektir.
ayrıca ilk mısrada alıntı yaprığım yılmaz erdoğan'ın ankara şiiride ankara'yı sevmenin nedenini, sevmemenin nedenini kısacası herşeyi anlatıyor. bir anda kendinizi ankara'nın o ışıldayan kaldırımlarında yürüken buluyorsunuz.