"her bokumuz tamam da bir denizimiz eksik" isyanına iten durumdur. ulan akşam 9 da kapanıyor bütün dükkanlar be hem de cumartesi akşamı kızılayda bile...
harun tarafından açıklaması yapılan durumdur.
"sen ankara'ya taşra mı diyon la! taşra mı diyon sen ankara'ya? oğlum burası başkent başkent. eskiden burda deniz varmış!"
sanki yurdumun her yerinde deniz var bir tek ankara da deniz yok, ona göre öksüz çoçuk muamelesi yapılır. yok işte ankarada deniz yok. ama çok güzel tepeleri var.
tercih yapacağım zaman ankarayı yazmayı düşünmememin başlıca sebebi. deniz memleketinde doğmuş, büyümüş biri olmadan bu deniz takıntısını anlamak zordur, işte o takıntı var bende. olmaz, olamaz, denizin olmadığı bir yerde hayatta yaşayamam.
Bu şehri bu kadar yalın anlatan başka bir şey olamaz sanırım. Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan ama sonuçta bir üvey ana olan Ankara. Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerin bitmesini, rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını, suskun devletin konuşmasını beklerler. Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır. Belki denizi görselerdi beklemezlerdi. Denizi su saniyorlar. Suyu görmek için göllerin kıyısına gidersiniz ama su ufka uzanmaz. Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara'nın göllerinde. uysal bir sevgili gibi gökyüzüyle birleşmesi. O vaatkar ufuk çizgisi, o nasıl güzeldir. Her zaman ötelerde bir şey olduğunu fısıldayan o şehvetli çizgi. insanlar Ankara'da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.
bazı yarrak kafalı arkadaşların hoşuna gitmeyen durumdur. zira bu yarrak kafalı arkadaşlar içine girmeyip bön bön bakacağı bir doğal güzellik ararlar. yapacağınız klişeye sokmadan terk edin bu şehri. ***