yeni, yepyeni, dumanı üstünde tazecik biricik yazar insanı. ayrıca hayatımdaki en önemli insanlardan biri... üniversite hayatımı hem çekilebilir hem çekilemez kılan * yeri gelip aynı kaptan yediğimiz, yeri gelip aynı kaba ettiğimiz şahsiyet. onunla aynı evi paylaşmaktan hem korktuğum * hem de müthiş bir haz aldığım yavru bir fare. iyiki tanımışım seni. hoşgeldin.
red light'ta, tamamı camekan ve içi yarı çıplak kadın dolu olan bir sokak var. işin kötüsü, kadınların çoğu, sokakta görseniz yüzlerine bakmayacağınız tipler.
red light'a girer girmez adim basi bir zencinin durdurup, uyusturucu isteyip istemediginizi sordugu sehir. yansittigi imajla pek alakasi yok nitekim gider gitmez ustunde 'good girls goes to heaven, bad girls goes to amsterdam' yazan bir t-shirt almama ragmen, pek bir olaya karismadan tipis tipis eve donulmustur. sehirdeki bisiklet populasyonu ise kendinizi pekin'de hissetmenize yol aciyor * kosede buyuk bir disko vardi ama manhattan miydi neydi adi hatirlayamadim simdi 5 sene onceydi tabii cok zaman gecmis..
Güzel şehir. Red Light District aslında bir pazarlama balonu. Ancak coffe shoplar ve smart shoplar görülmeli. Botanik bahçesinde kelebek evi mutlaka ziyaret edilmeli.
1795'teki fransız işgalinden sonra sırasıyla fransız uydusu batavya cumhuriyeti (1795-1806) ve hollanda krallığı'nın (1806-1810) başkenti olduktan sonra 1810-1813 arası fransa'nın Zuyderzée ilinin merkezi olmuş kent.
22 ada üzerinde kurulmuş olan hollanda başkenti. şehrin içinden 85 kilometre uzunluğunda kanal geçer. sokaklar, caddeler 400'den fazla köprü ile birbirine bağlanır. bu sebeple, kuzey'in venedik'i denir bu şehire.
büyük bir açık hava spor alanı, alışveriş merkezi, park, müze, eğlence yeri olan şehir. huzurlu, sakin, güvenli bir yer. şehrin merkezindeki mimari yapılar oldukça eski ve biraz da kasvetli ama şehir sizi boğmuyor. istanbul'a nazaran oldukça küçük aslında ama gezilip, görülecek çok güzel yerler var. bisiklet olayı harika. işine bisikletiyle giden mini etekli bir bayan, çocuğunu okula götüren bir anne, alış-veriş poşetleri ile eve dönen bir adam... hayat bu şehirde bisikletlerle beraber akıyor. büyük bir şehirde bisikletinle yaşamanın nasıl bir keyif olduğunu anlatamam. kaos yok, üzerime bir araba çıkar korkusu yok, ayrıca benzin parası yok. her yer düz ayak...
araba yok mu, tabiki var ama az ya da olması gerektiği kadar. şehir içinde park şu bu ücretleri çok pahalı, toplu taşıma ya da bisiklete teşvik ediyor devlet. az sayıdaki araçların model dağılımı hollanda'nın durumunu ifade ediyor aslında. italya'ya gitseniz her yer fiat'tır, fransa'da peugeot. hollanda da ise alman, fransız, italyan, ingiliz, japon hepsi var. çok modelli araç yok ama sokaklar temiz olduğu için arabalar tertemiz, eski modelleri bile. amsterdam'da bizdeki gibi devasa avm bulamazsınız, birkaç tarihi binada bizim avm'lerle kıyaslanamayacak yerler var. ilk başta garipsemiştim ama sonra hem nedenini, hemde bizde neden avm'lere bu kadar rağbet edildiğini anladım. amsterdam'da avm yok çünkü şehrin kendisi üstü açık avm zaten. oldukça güvenli ve huzurlu. oysa bizim sokaklarımız (aslında avm kültürünü aldığımız amerika'da böyle) o kadar güvenli değil. o yüzdende özellikle bayanlar rahat rahat, güvenle alışveriş yapmak için avm'leri tercih ediyorlar. yazın havalar oldukça geç kararmasına rağmen çoğu dükkan akşam 6 gibi kapanır. açık olan yerler merkezi yerlerdedir daha çok ve vergisi de daha fazladır. amsterdam müzeler şehridir, her şeyin müzesi vardır. en meşhuru balmumu heykellerin olduğu, dam meydanının köşesinde ki madame tussauds müzesi. bunun dışında sex müzesi de dahil bir sürü müze var. amsterdam'da yaşayanlar şehirli olmayı başarmış insanlar. bunu hiçbir eziklik hissetmeden, orada yaşarken gururla türk olduğunu söylemiş birisi olarak ifade ediyorum. belki yüzyılların vermiş olduğu bir tecrübe, belki sanayi devrimi ile sosyal hayatın daha derin olması, belki çok okumaları, belki de bunların hepsi etki olmuş ve şehirli olmuşlar. toplu hayatta ki olması gereken davranış kurallarına canlı bir örnek bu şehir (bazı avrupa şehirlerinde olduğu gibi ama amsterdam gördüğüm en iyi örnek). adamlar bizden üstün ya da ne bileyim hepsi modern felan demiyorum. moronları da var, öküzleri de var, ırkçısı baya var ama adamlar toplum olarak şehirliler. toplu yaşamın tüm gerekliliklerini yerine getiriyorlar. bundan etkilenmemekte imkansız. mesela bazen bizim toplumda öyle şeylerle karşılaşıyordum ki, adamın hareketi öyle ters ki topluluk içinde ama bakıyorum kimse garipsemiyor ya da ne bileyim öyle davrananların sayısı epey fazla. bende kendimde tuhaflık var deyip, kanıksamışımdır. bunlar öyle sokağa tükürmek gibi yanlışlığı tartışılmaz davranışlar değil, örnek vermesi zor olan ince detaylar. ne zaman ki avrupa'ya özellikle amsterdam'a gittim bende tuhaflık olmadığını gördüm. açıkcası sevinmedim, üzüldüm. keşke bende tuhaflık olsaydı. diyeceğim o ki imkan olsada, erkeklerin nasıl askerlik hizmeti yapmaları şartsa, tüm halkında en az 3 ay amsterdam'da sosyal hayatın içinde yaşamaları şart olsa. 3 aylık hızlandırılmış bir şehircilik kursu, toplumda nasıl yaşanılır, nasıl davranılır kursu. amsterdam kanallar şehri. neredeyse sokak kadar kanal var. kafeler, barlar hep dolu.
kötü tarafları da yok değil, havası berbat. sisli, puslu, yağmurlu, kasvetli, soğuk. özgürlükler şehri, halkı gerçekten eğitimli ve şehirli ama maalesef ırkçılık ya da ayrımcılık var. daha saçlarınızın renginden başlıyor üstelik bu.
yazılacak şey çok ama şehre turist olarak gidecekler için bi dönem amsterdam'da yaşamış birisi olarak (biraz da veghel'de kaldım) bir kaç tavsiye yazayım yeter:
-geleceğiniz dönemin hava durumuna mutlaka bakın.
-uzun kalacaksanız kesinlikle bisiklet kiralayın, muhtelif yerlerde var. bisikletle dolanmak müthiş keyifli.
-amsterdam pahalı bir şehir, yok amsterdam çok pahalı bir şehir, harcamalarınıza dikkat edin. giyim de pahalı, o yüzden mont, bere, yeterince kazak felan alın yanınıza hava durumuna göre.
-iyi bir şehir haritası alıp (para vermenize gerek yok, dedik ya harcamalarınıza dikkat edin diye, turların acentalarında fazlasıyla vardır) biraz yön kabiliyetiniz varsa, kimseye sormadan her yeri bulursunuz. kolay şehirdir.
-red light district için geliyosanız gelmeyin, öyle abartıldığı kadar değil ama gezin görün tabi. mavi ışıktan uzak durum*
-bob marley, ya da marihuana resmi olan kafeler o malum yerler. fazla kaptırıp, buzdolabı benimle konuşuyor durumuna kendinizi düşürmeyin. kafa yapan kekler felan hikaye bu arada, pazarlama taktiği.
-çok türk taksici var, şaşırmayın.
-halkın tamamına yakını ingilizce bilir.
-kanal turu mutlaka yapın ve hop on hop off canal bus'ları tercih edin. biletiniz 24 saat geçerli ve istediğiniz durakta inip binebildiğiniz için daha kullanışlı. kanal evlerini dikkatten kaçırmayın.
-pek öyle yemek kültürleri yok, özellikle amsterdam turist kenti olduğu için bol bol dünya mutfağı var. steak houselar fena değil, arjantin ve meksika mutfakları hoşuma gitmişti benim. az baharatlı meksika mutfağı bizim yemek kültürümüze yakın. tabi akşamları burada yiyin. öğleni atıştırarak geçiştirin, en iyi seçim burger king, mc donalds tarzı yerler. bu arada hard rock cafe seviyosanız bi tane var ve gayet başarılı. ferrah mıdır nedir, o arap yemeğini satan yerlerden uzak durun, yağları motor yağı gibi.
-akşamları müzik dinlemek için harika jazz, blues barlar var ama isimlerini unuttum. çok da sorun değil, bulursunuz.
-müzelerden hoşlanmıyosanız madame tussauds size yeter. hoşlananlar için van gogh, ricks başta olmak üzere tercih çok.
-evlerin çatısındaki o çıkıntılar eşya taşımak için kullanılıyor*.
-hediyelik alımlarınızı schiphol'a saklayabilirsiniz. çok büyük ve gördüğüm en güzel alışveriş dükkanları olan bir havaalanı, fiyatları da şehirle aynı.
-bunları da görün: windmills, (ilgili iseniz) ajax stadı, peynir dükkanları (harika peynirler var), madurodam (miniatürk yani), çiçek pazarı.
mutlaka gidilip görülesi ama yaşanmayası şirin şehir.ama alacağınız tat gezinizin nerelerden ibaret olacağıyla doğru orantılıdır.eğer ben kültürel ağırlıklı bir gezi yapıcam derseniz memnun kalırsınız.yok aga ben her bi haltı yiyip dağıtmak istiyorum derseniz iki kat memnun kalırsınız ama yaşayacağınız macera dua edin de size en az zararı veren cinsten olsun.ayrıca iş için gidiyorsanız yanınıza ekstra para alın,verilen harcırah, müze,coffeshop,red light district vs. ziyaretlerinize yetmeyebilir.ama diyorsanızki benim şirket bonkördür,harçlığımı da cebime koyar o ayrı.bisiklet yolundan yürümeyin,zira orası sadece ve sadece bisikletliler içindir ve eğer siz o yolda yürürken size çarparlarsa hiçbir şikayet hakkınız yoktur,onlar haklıdır.burdaki kapkaç olayları kadar saldırgan olmasa da amsterdam da hırsızlık yaygındır.eğer küçük bir dijital kameranız varsa aman cebinizde dolaştırmayın,çarparlar,kendimden biliyorum.hollandanın doğru dürüst bir yemek kültürü olmadığından fast food tercih edin.türk lokantaları genelde fabrikasyon yemek yapıyor,pek lezzetli değil.ama kötünün iyisi için eski kraliyet sarayının arkasındaki caddede mevlana hotel-restaurantı tercih edebilirsiniz.öğrenci iseniz hesaplı hostelleri araştırın derim.ama öğrenci değilim,çalışıyorum yada öğrenciyim ama para gani diyorsanız da nh hotels'in herhangi bir otelini tavsiye ederim,çok temiz ve düzenli oluyorlar ama biraz tuzlu haliyle.özetle amsterdamı imkanınız varsa gidin görün ama bağlanmayın derim...
hostellerin fiyatı 18-25 euro arasında değişen güzide kenttir. merkeze uzak bir hostelde kalmıştık interrail maceramızda hem gecelik 18 euro idi, hem de çok teferuatlı bir kahvaltı vermişlerdi. daha sonra yürümekten yorulan backpacker ruhlu bünyemiz neticesinde aynı paraya merkeze yakın bir hostelde kalmıştık ama burda kahvaltı bile vermemişlerdi lakin hostelimizin hemen altı coffee shop ve redlight çok yakındı.
herkesin birbirine bu kadar yabancı olup bu kadar içiçe olduğu başka bir şehir olabileceğini düşünmüyorum. sıradan bir haftasonunda bile insanı eğlendirebilen bir şehir. marjinal takılan insanların cenneti, muhafazakarların pisliği olup, özgürlüklerin diğer metropollere göre ucu daha açıktır. ancak yaşayanları yerlileri bunun bokunu çıkarmaya niyetli de gözükmüyorlar.
super8 & dj tab denen hayvanatların yaptıkları remix ile birlikte 4. boyuta geçen luminary parçası. aşağıdan dinlenip "ohaa haklıymışsın ne kadar güzelmiş" diyebilirsiniz.
insanlarının anlamsız bi mutluluk içinde sokaklarda dolaştığı şehir, sebebi açık marijuana, etrafa gülücükler saçan herifler piyasada bol, aynı zamanda duvara yaslanmış güneş gözlüğünün ardından insanları izleyen sert duruşlu pezevenkleride tırstırıcı.