şöyle diyebilirim ki bu filmden sonra ben evet yönetmen olmak istiyorum demiştim,çünkü bir filmde olması gereken her şey vardı bu filmde..şöyle açıklamak istiyorum..dünyadaki gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerinden olan andrey tarkovski aynen şunları kitabında yazmıştır:
'elde edilen bir görüntünün aslına sadık olabilmesi için, içinde yaşam gerçekliğini dile getiren öğeleri barındırması, aynı anda da bu gerçekliği benzersiz ve tekrarlanamaz kılması gerekir, çünkü en göze çarpmayan fenomenlerinde bile yaşam böyledir..'
bu filmde her sahne insan'ın hayatında ders olabilcek niteliktedir,filmden çıktğında ben hayatımda nerdeyim,ne için yaşıyorum gibi sorular sorduracak kapasitedir...ve filmde ki olayların çoğunu yakınımızda ki hayatımızda görmekteyizdir.kurtardığı köpeğin tüm köpeklerini öldürmesi gibi,yaşlı adamın yaralının cebindeki tüm parayı çalması gibi,yengesi tüm parasını vaatlerle çalıp çocuğu yarı yolda bırakması gibi ya da köpek kavgasında yenilmesine rağmen köpeğini öldürdüğü için çocuğun peşinden kovalaması gibi..bunları günlük hayatımızda o kadar çok yaşıyoruz ki..kim bilir bilmediğimiz kaç tane böyle olaylara sebep olmuşuzdur hayatımızda..belki farkında olmadan birisini öldürmüşüzdür hayatımız da..kim bilir?
evet bu film tamamıyla hayatı anlatmaktadır ki filmin baş rollerinde hayat oynamaktadır.yalnızca yönetmen bu hayatı tam 3 farklı yönüyle anlatmıstır..3 farklı bakış açısıyla değerlendirmektedir..birisi genç bir erkek,birisi orta yaşlı bir kadın,birisi hayatın sonuna gelmiş yaşlı bir adamın başından geçen olaylar..eğer bu filmi tek bir hikaye gibi algılarsak aslında yönetmen ve senarist filmde bir insanın hayatını anlatmak istemiştir..ama bunları kurgu oyunlarıyla 3 farklı hayat gibi sunmuştur..bu da bir bakıma seyirciyi çekmek için yapılan bir oyundur..olsundur,güzel olmuştur..
toparlamam gerekirse şu ana kadar izlediğim en iyi 10 filmin içinde kesinlikle ilk beşi zorlayacak bir filmdir..çünkü oyunculukla da,prodüksiyonla da,filmin kareleriyle de,yönetimle de kusursuz bir filmdir..sanat insanları düşünmeye zorlama,gerçeği arama simgesidir..bu film bunu o kadar iyi beceriyor ki
not:andre tarkovski kurgu sinemasına karşıdır,biliyorum *
Inarritu'nun Meksika'da çektiği ve tüm dünyada ün kazanmasını sağlayan başyapıtı "Amores Perros".`
Köpekler, insanlar kısacası paramparça hayatların buluşması "Amores Perros".
Mexico City'de farklı üç hayatın korkunç bir araba kazasıyla kesişimini harika senaryo, kurgu ve özgün anlatımıyla filmi Inarritu adeta efsaneleştiriyor. Kazanın öncesi, sonrası ve geride bıraktıları tüm çarpıcığı gözlerimizin önüne seriliyor.
Filmin soundtracleri de filme yakışacak şekilde ve filmi etkileyiciliğini de artırmış. Ayrıca filmin çekildiği dönemin ödül rekortmeni olduğunu da hatırlatırım. Esaslı bir dram.
kullanılan müzikler ve işlenilen ayrı yaşamların benzer özellikleri ve çarpıcı sahneleri ile seyirciyi koltuğa çivileyen bir başyapıt. Aynı zamanda amor es perros olarak tekrar değerlendirilirse film bambaşka bakış açıları ile de seyredilebilir.
anladığım kadarıyla (ya da atıyorum) sanatsal düşünme kabiliyeti olan insanlar için çıkartılası çok sonuç barındıran, ben ve benim gibi az sayıda insan içinse can sıkıntısından başka bir şey vermeyen film. bu kadar çok beğeneni olduğuna ve bu kadar çok ödül aldığına göre bir bildikleri vardır herhalde..
En iyi yabancı film kategorisinde Oscar ödülüne aday gösterildi. Ayrıca aralarında BAFTA, Altın Küre, Tokyo, Sao Paulo, Edinburgh, San Sebastian ve Torontonun da yer aldığı 53 prestijli ödülün sahibi oldu.
izlenmesi şiddtle tavsiye edilir.
cate blanchet ve brad pitt gibi amerikan starlarını bile ateşli çingeneler gibi oynatabilen eşsiz sinema adamının, yüreklerde fırtınalar kopartan ilk filmi.
türkçe karşılığı paramparca asklar ve köpekler olan bir Alejandro Gonzalez Inarritu filmi. 3 farklı yaşam bir kaza ile birbirine geçer. Birinci hikayede kahramanımız abisinin karısına aşık olur aralarında bir iliski başlar. ikinci hikayedeki kahramanımız ailesini güzel bir model için terk eder. üçüncü hikayenin kahramanı ise bir kiralik katildir ve yıllar önce ayrıldığı kızı ile görüşemediği için onu uzakdan takip eder.
Güzel bir film olmakla birlikde Meksika'nın en büyük sinema ödüllerinde 10 dalda ödül kazanıp Oscar ve Altın Küre'ye aday olmuştur.
akabinde hollywood un biz de yaparız böyle deyip crash i yapmasıyla vuku buldu. gael garcia bernal ın parlamasına sebebiyet veren filmdir aynı zamanda. octavia rolündeydi. hani şu abisinin karısıyla beraber olan puşt dediğimiz şahane oyuncu.
film bittikten sonra şuursuzca, kendimi tutamayıp alkışlamak gibi bir kıroluk eyleminde bulunduğum ve insanların da gaza gelerek alkışladıkları afili film.
insanların bir araba kazasından sonra kesişen hayatlarının anlatıldığı izlenesi bir film..zaafları için insanların vazgeçişlerini de ele alan yaşanılması muhtemel bir senaryo.
film yapılmasa, üzerine biraz daha çalışılıp 6 sezonluk dizi yapacak senaryo potansiyeline sahip müthiş film. filmde gerçek anlamda "iyi" diyebileceğimiz biri yok. bununla birlikte, senaryo ile direk ilgisi olmayan her konu irdelenmeden bırakılmış buna rağmen 3 karakter etrafında 2 buçuk saatlik bir film rahat çıkmış. zaten filmi izlerken daha çok birbirleri ile bağları olan 3 ayrı film izlemiş gibi hissediyor insan. filmin bir özelliği bu 3 insanın öyküsünü anlatıyor ama asıl merak uyandıran yerleri de anlatmıyor.
--spoiler--
octavio gidemedi hayallerinin peşinden peki ne yaptı, öyle kişiliksiz bir kadın için bu kadar uğraşılır mı be?
en merak edilen soru belki kızın, babasının hayatta olduğunu öğrenince vereceği tepkiydi, ama adam bunu öğrenemeyeceği için biz de öğrenemedik. ayrıca mekanında bıraktığı 2 adamın akıbeti de belirsiz.
kadına cidden acıdım, tamam yaptıkları doğru değil ama hayatının en mutlu gününün, her şeyin tepetaklak döndüğü gün olması çok kötü birşey. yalnız burada richie denilen köpek neden ısrarla oradan çıkamadı anlamadım. sıkışmış gibi bir hali yoktu, günlerce niye durdu orda, girdiği gibi çıksa ya.
--spoiler--
sözün özü, 3 insanın tabiri caizse dibe vuruş hikayelerini izledik, güzel bir çalışma.
flashback tekniğini kullanrak kıpırdamadan merakla beni 150 dakka yerimden kaldırmadan kendisine hayran bıraktıran muhteşem ötesi bir film. orjinal adı ile amores perros...
film ki nasıl bi film,geç izlediğim için kendime kızdım epey ama olsun.
yönetmen Alejandro Gonzales inarittu ile daha önce "21 gram" ve "babel" filmleri ile tanişmiştim zaten.
meksikalı yonetmen reklamcılık olarak başladiği mesleğe bu filmi çekerek zirve yapan ve tonlarca ödüle boğularak başlamiştir işe.
film cidden paramparça, paramparça olan sadece aşk değil, hayatlar, kişiler, aileler, sorunlar. bu filmde kopeklerde paramparça.
filmde başrol bir köpek var dersek yanılmış olmam..(octvio'nın köpeği cifo )
ve 3 farklı hayatın aktarıldığı filmde ortak nokta bir köpek oluyor, bir kaza ile çakışan 3 farklı alakasız hayat ...
yonetmen öyle güzel birbirne bağlamişki olayları helal olsun dememek elde değil
el chivo octavio ve suzana sınıfları farklı 3 insan..aile..
kendi ızdırapları hayat mucadeleri ile boğuşan farklı kesimden kareler...(filmin sınıflar arası durumada dikkat çektiğini anliyoruz hemen))
ve hayatın onlara bi kaza ile getiridği surpizler, hayat felsefeme uyan bir film...."kaos teorisi" yanii
herşey başka birşeyi tetikler ve birşey illa başka bir şeyin nedenidir...filmde bunu çok güzel göruyorsunuz.
Marx'a benzerliği ile dikkat çeken el chivo'nun son sözu çok iidir: