daha dün bir sevinçtin karşımda
bir ışıklı bekleyiş bir gelecektin
şimdi kirletilmiş bir kentin
çirkefi bulaştırılmış yüzüne
gülemiyorsun
dilin yorulmuş utanmaktan
merhaba bile diyemiyorsun
yenilgiler bağlamış gözlerini
oysa gözlerin
en az yaşamak kadar güzel
o güzellikleri bilemiyorsun
tam da kudurma vakti gecenin
kim bilir şu dışkapı da
ne yalanlar dolanıyor ayaklarına
etin çankaya da kızılay da kalmış
kemiğin altındağ da
bunalımlarla titreyen o konduda
sen ki daha üç yıl önce
direnen bir yaşamı türkülerdin
ışıl ışıl bakardın yarınlara
yoksulluğun yanaklarını bile
hep güneşin rengiyle öperdin
nasıl da severdin edebiyat dersini
ille de fikret in "promete" şiirini
her dizesini ezbere bilirdin
bütün yollar bir labirent olsa da
umuda çıkmak zor değil derdin
işte ışıksız direncin yalan umutları
aşılmamış coşkular
sevgisiz öfke
ve kül olan gençlik ormanları
savrulup duruyor işte yürüyüşünde
bir yangının çaresiz kurbanları
keşke çıkmasaydın karşıma
içimdeki sevinci vurmasaydın
ne çocukluğun kalmış
ne gençliğin var bakışlarında
gözlerinde uçuşan üniversiteleri
şimdi düşünmek bile istemiyorsun
silmek için alnındaki çaresizliği
tırnaklarını geçiriyorsun yüzüne
kan oluyor yüzün silemiyorsun
tam da kudurma vakti geldi gecenin
bir kez daha yıkılıyorum altındağ da
çocuklar ah çocuklarım
naylon pazar çantası için oy atan
karın tokluğuna can satan insanlarım...