Bir ayette ya da hadiste "allah merhametin 100 parçasından birini evrene dağıttı 99u kendisinde" deniyor. Eger beni cennete veya cehenneme koyma kararını annem alacak olsaydı ne yaparsam yapayım cennete giderdim. Ve annemin merhameti allahın merhametinin 6000000x99 da biri kadar. O zaman cehennem neden var?
okuduğum ve anladığım kadarıyla birileri anlamakta zorluk çekmiş. klişe olacak ama tablonun sadece bir noktasına odaklanıyorsunuz. öncelikle cehennemden bahsetmek ıstiyorum size garip gelebilir ama bence cehennemin varlığı bir adaletin ve merhametin sonucu nasıl mı? savaş çıktı ülkende diyelim aileni katlettiler gözünün önünde bacının ırzına geçtiler baban gitti kardeşin gitti canından canın bildiğin evladın gitti sen kaldın ortada. senin gibi milyonlarcası var ve bu dünyada buna dur diyen yok. hesap günü geldi adam 2-3 sene yandı hadi diyelim 100 sene yandı sonra sen o kadar acı yaşadın yine isyan etmedin rabbine boyun eğdin namazını kıldın cennete girdin 100 sene geçti Allah'ı bile bile inkar eden dünyadayken asan kesen eşkıya gözünün önünde cennetteki tahtında. bu hangi adalet? lisedeyken hocam demişti aradan yıllar geçti hala unutmadım "allah merhametlidir ama unutmayın aynı zamanda o adildir"
bugün bir arkadaşın sana özellikle yapma dediği şeyi 1 defa yaparsın affeder 2 defasında affeder 10 defa 20 defa yaparsan bu sefer en yakının dahi olsa affetmez! senden uzaklaşır. ama allah sen yeter ki tövbe et diyor. sözlüğün hali ortada benim gibi düşünen sayısı az ama bence önemli olanda böyle bir platformda adam akıllı bir şekilde bunları anlatmak. çoğunuzun hoşuna gitmeyecek yazdıklarım eee illa bir kılıf bulacaksınız kendinizce ama farklı görüşleri de okuyun.
her neyse devam edeyim gel gelelim allah merhametliyse dünya niye bu halde? bunu anlamak için önce allah'a iman etmek gerektiğini biliyor muydunuz? çünkü bu imansızların anlayabileceği bir şey değil! en başta ahirete iman lazım buranın geçici olduğunu bilmek lazım. bunların hepsi bir sınav ya bu sınavdan geçersin ya kalırsın. herkese gücü yeteceği kadarı verilir. ve allah en sevdiklerine hep en zorunu verir çünkü bu dünya geçici. çünkü burası bizim asıl yurdumuz değil. allah peygamberimize (s.a.v) habibim diyor en sevdiğim ama en büyük acıyı neden ona veriyor doğmadan babasız kaldı annesi vefat etti dedesi o küçük yaştayken vefat etti haticesi (r.anhüma) vefat etti 1 çocuğu hariç hepsini kendi elleriyle toprağa koydu aç kaldı ... ama isyan etmedi çünkü biliyordu asıl mükafat burada değil tekarar buluşacağız. bu şekilde düşününce ölümün anlamı farklılaşıyor.iki üç adım geriye gidin ve tablonun tamamını görün. en büyük sıkıntımız hayatı sadece dünya hayatından ibaret sanmak.
"Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıklarla deneriz. Sen sabredenleri müjdele! Onlar öyle kimselerdir ki, başlarına musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’a aidiz ve vakti geldiğinde elbette ona döneceğiz’ derler. işte Rableri tarafından bol mağfiret ve rahmete mazhar olanlar onlardır. Hidayete erenler de ancak onlardır.”(Bakara, 2/155-157).
Ümmetim, merhamete uğramış bir ümmettir. Ahirette azap görmeyecektir. Onun azabı/cezası, dünyada başına gelen fitneler/ağır imtihanlar, depremler, masum yere öldürülmeler gibi felaketler şeklinde verilir.”(Ebu Davud)
en küçük bir derdinde bilki allah seni cennetine koymak istiyor sen sadece sabret
"Bir Müslüman’a herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir keder, bir üzüntü, bir eziyet, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken bile batarsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” (Buhari, Müslim).
hanımının ağzına bir lokma koysan dahi nice mükâfatlara mazhar oluyorsun
"Allah’ın müminler için ön gördüğü hükmü/kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır/bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder ve sabreder. Her durumda -hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi- mümin için bir ücret/bir mükâfat vardır.”(Ahmed b. Hanbel,).