Dini ya da siyasi görüşü ne olursa olsun insanların birbirlerine daha saygılı davranmasını beklediğim başlık. Her iki tarafında birbirlerine harcadıkları sözler gerçekten sözlük seviyesinin içler acısı halini gösterir durumda. Bir kaç arkadaş ise kendini asmış.
Başkalarının görüşünü benimsemeyebilirsiniz ama saygı duymak zorundasınız.
Bu konuya 15 Haziran 2008 Pazar günü cumhuriyet gazetesinde deniz som'un köşesindeki yazının bir kısmını eklemek istiyorum.
"Bu memlekette her gün kendilerine bir süreliğine bağışlanmış köşelerde doğrudan ya da dolaylı Atatürk'e küfredip RTE,ye yağ çeken bir sürü bezirgan yok sanki. Sanki yıllardır bu memlekette Atatürk heykelleri kırılmıyor,üzerlerine boyalar dökülmüyormuş gibi. Sanki bu memlekette senelerdir bir kesim Atatürk'e "Beton Mustafa" demiyormuş gibi. Atatürk'e saygı duruşunda bulunanlara "sap gibi duruyorlar" diyen sanki bugün bu memleketin başbakanı değilmiş gibi. Bu memlekette köy enstitüleri kapatılıp köy ve kasaba çocukları imam hatip okullarına, kaçak kuran kurslarına, tarikatların kucağına terk edilmemiş, dinsel eğitimde önemli rolü olan imamların maaşları Suudi Arabistan önderliğinde oluşturulmuş cia bağlantılı rabıta örgütünce ödenmemiş gibi. Üniversite kazanan yoksul öğrencilerin tarikat yurtlarınca kapılmasına göz yumulmamış da "Atatürk'ü değil, Humeyni'yi seviyorum" diyen kızlar şimdi sanki Mars'tan gelmiş gibi yadırganıyor. Ben dahil hiç kimse Atatürk'ü sevmek zorunda değil. Ben Atatürk'ü takdir ediyor ve seviyorsam; önce dünyada emperyalizme ilk tokadı atan asker ve devlet adamı olduğu, sonra da yoktan bir cumhuriyet yaratıp, onu henüz Batı'da bile kazanılmamış birtakım çağdaş değerlerle donatıp bana miras bıraktığı içindir, sevmeye mecbur olduğumdan değil.
Eğer ben oğluma, kızıma aklını kullanıp gerçekleri görmesini sağlayacak bir eğitim sağlayamamış, onun kafasını hurafeler ve Atatürk düşmanlığı ile dolduran irtica ve taasup ehlinin örümcek yuvasına bırakmışsam "Atatürk'ü değil Humeyni'yi seviyorum" diyen kıza saldırmak, bilinçaltımda kendi suçluluğumu örtbas etme çabamdan başka bir şey değildir.
Kafası yıllarca karıştırılıp önyargılarla donatılmış o kızın "laik" ülkesinini Müslümanlara baskı yapıldığı için terk ederken o çok sevdiği Humeyni'nin iran'ına değil Hristiyan KAnada'ya iltica etmiş olması da ayrıca konuşulması gereken bir çelişkidir."
Bu yazının yer aldığı sayfanın hemen sağ tarafında Deniz Kavukçuoğlu'nun yazdığı köşe yazısının da ilk paragrafını eklemek istiyorum ki bu tartışmaya dahil olan tüm arkadaşlar bir nebze ders alabilsinler.
"Bizim tartışma kültürümüz karşımızdakini 'yok etme' anlayışı üzerine kurulmuş. Taraflar, hangi konuda olursa olsun, tartışmaya, karşısındakinin düşüncesinin daha başında değersiz, boş, yok sayılmayı hak ettiği önyargısıyla başlıyorlar. Uzlaşma, peşinen bir zafiyet olarak anlaşıldığından hiç kimse kendi kafasındakinden farklı düşünceleri değil benimsemek, dinlemek bile istemiyor. Oysa "bir ben bilirim", "tek doğru benim doğrumdur" yaklaşımı, insani zaafların en zararlılarından biri olduğı kadar aynı zamanda insanda bastırılmış aşağılık duygusunun dışavurumudur."
Bu kadar eklemeden sonra kendime ait bir şey de söylemek isterim. Kızlarımızın başına türban takması tercihim değil. Ama eğer bu şekilde yaşamak istiyorsa ve bu şekilde yaşamak istemeyenlere de herhangi olumsuz bir görüş barındırmıyorsa o insanı savunurum. Fakat şu da var ki bazı konuların dinden sıyrılması da gerekmekte. Şöyle ki, bir süre önce bir iş seyahati nedeniyle hasta hasta gittiğim Nevşehir'de hastalığın zulmüne dayanamayarak yeni açılan, oldukça güzel görünen hastaneye gittim. Rahatsızlığım kullandığım antibiyotiklerin vücudumda aşırı kızarıklığa yol açması ve uyuz olmuş gibi kaşınmamdı. Hemen doktorun odasına aldılar ve başörtülü bir doktor hanım geldi. Rahatsızlığımı sordu ve söyledim. Hemen bir ilaç yazdı. Dayanamayıp sorunca alerji dedi. Yine dayanamayıp sorunca "nasıl bir alerji" diye bütün alerjilere iyi gelecek bir ilaç verdiğini söyledi. Şimdi benim kimsenin dini inancına bir şey söylediğim yok. Ama dini görüşün bir erkeğin hasta dahi olsa vücuduna bakmayı engelliyorsa o zaman bir zahmet bir başka meslek seçiver. Başka meslek te seçilmesine gerek yok aslında, başka bölüm seçiver. Bu olmaz. Oraya benden daha ciddi bir sorunla gidecek bir erkek hastanın nasıl bir şekilde tedavi edileceğini merak ediyorum. Bu zihniyet cinsel organına yapışan keneyi çıkarttırmaya utanan vatandaşımızın da ölmesine neden oluyor işte, okuyorsunuz gazetelerde. Dinini yaşa ama beni de tedavi et. Bu kadar basit.
ne kadar aydın! ne kadar açık görüşlü! ne kadar atatürk'e bağlı! olduğunu gösteren kişi cümlesi. yazık ya acıyorum böyle düşünenlere tv' de izledikleri tuncay özkan, nur serter vs gibi kişilerin laflarının aynısını dışarıya sarfederler hiç sorgulamadan. atatürk' te olsa söylerdi değil mi ayrımcılık yapın, ülkenizin ömrünü kısaltın diye. len bari ata' nın arkasına sığınma hiç alakası yoktur onun böyle düşünenlerle. yıllardır aynı siyaset, aynı laflar. başka birşeyler yapında ülkenize, milletinize faydanız dokunsun!!
nasıl bir zihniyettir ya rab! yanlış park eden türbanlı diye hakaret edilebilir düşüncesi hangi aklın ürünüdür? biliyorum sen aklı dağıtırken böylelerini de hesaba kattın tabii ki..ibret de lazım bize, böyle malları görüp yanlışın ne olduğunu öğrenmek de...
(bkz: sikacaksın böyle malların başını)
kahrolası pis zenci diyen birisi günümüzde ırkçı diye suçlanıyorsa, allah'ın sıkmabaşları diyen birisi de bilakis ırkçılık yapmaktadır. lan bu kadar zor mu, insana insan değeri vermek, geçtim gülmeyi*, bu kadar zor mu ? sıkmabaş, dinci, milliyetçi, ulusalcı, laikçi*. hep bi -ci, -cu falan fıstık bıdı bıdı bık bık.
yeter yahu insansınız nihayetinde 25 cm den 16 cm deliğe sıçıyoruz hepimiz.
ben üstünüm diyen 3 gün yemesin içmesin ve sıçmasın, sonrasında benimle birlikte maraton koşsun. o zaman dediği her türlü sınıflandırmayı kabul ederim.
tanım: söyleyen kişinin ırkçı tavrını belli eden kelime öbeği.
tecavüzcü coşkun ve nuri alço'nun viski içip tavla oynadıkları inşaata geç vakitte topu kaçan embesil lafı. her söylediğinde içkisine bir ilaç daha atılası ve her seferinde nuri alço'ya emanet edilesi. o yorulunca rocco o yorulunca coşkun.
bu sıcakta bu fedakarlıkla en asil duyguların insanlarıdırlar. bu sıcakta o başörtüsünü takmak dine bağlılıktan başka hiçbirşeyi ifade etmez. insan bu sıcakta "s*kerim siyasetini de simgesini de" der amacı bu olsa. ama bunu anlayamayacak beyinsizler sadece hakaret eder.
pkk li de olsa insan insandir önermesinde doruğa ulaşan hümanizm aşkının h'sini tepki olarak göremediğimiz bir olayda geçen söz. hakikaten tehlikenin farkındayız.
sözlükteki ya laik ol ya terk etçi zihniyetin tebessüm ettiği hakaret olduğu düşünülen laf öbeğidir. trafikte öküzleşen milletime edilecek hakaret sınıflaştırma üzerinden olmamalı, zira ben daha beter küfürleri sinyal vermeden ota boka dönen tiky kızlara, aygır kadar cipten çıkan pire kadar başörtülülere, geçilemeyecek kadar dar yerlere burnunu sokan kemalist teyzelere de ediyorum, hem de hepsini kucaklayarak, birbirinden ayırmadan.
ben o kadar mükemmelim ki başını kapatanın da iyiliğini düşünüyorum. aslında onlar da içlerinde başlarını açma özgürlüğü ile yaşıyorlar ama neylersin baskı işte.
aslında o kadar yüzeyselim ki kendi inandığı dinin emri diye bilerek tesettüre giren ile, sadece aile baskısı yüzünden kafasını örten ve bunun sonucunda da "başını örtmüş ama kıçını açmış" sözünün ortaya çıkmasına neden olmuş hareketlerde bulunanları bir kefeye koyuyorum.
yok aslında yüzeysel değilim de işime böyle geliyor, daha kolay kin kusabiliyorum çünkü o zaman.
gönül isterki herkes birbirine sevgiyle saygıyla yanaşsın, her görüşün sahibi birbirine ilk fırsatta hakaret edeceğine kardeşlik içerisinde yaşasın, sağcısı solcusu her kim varsa aynı ortamda birbirini adam yerine koysun, türk kürt ermeni rum ve bilaire millet çatışmaları olmasın, kısaca insan olunsun ama olmuyor. belki gerçekten inanan sıkmabaş, belki gerçekten ülkenin iyiliğini isteyen mafya ve gerçekten eşitliği isteyen vatan haini-allahsız oluyor. bense gerçekten bir tosbağa olmak istiyorum, ne güzel onların böle bir derdi yok.
ben bu kadinlari kozasindan cikamayan kelebeklere benzetiyorum.. halbuki kadinlar kelebektir. aslinda cogu turbanli belkide turbanini cikartmak ister ama cogu kendi ayaklari ustunde duramaz. hem maddi hemde manevi yonden devamli ailesine ve kocasina muhtactir. onlarin dedigini iki edemez ki oysa cogu istemez mi ki saclari havada dalgalansin. kadin olmanin bir suc olmadigi anlasinlar.
kadının hakaret ederken yüzünü kaplayan o orgazmik ifadeye ben de dahil oluverdim, içimde daha büyük umutlar besleyerek.
evet, kozasından çıkmayı bekleyen kelebek gibi bekliyordum o hakaretin devamını. istiyordum ki süper modern kadın arabadan insin ve o lanet olası sıkmabaşın kafasındakini çıkarsın. daha sonra alsın ayağının altına o sıkmabaşı ve canı çıkana dek tekmelesin. ölsün istiyordum, zira bir pislik temizlenmiş olurdu ultra mükemmel laik türkiye'den. ve belki o sıkmabaş orada öldükten sonra, ben de gidip cesedine tükürebilecek ve böylece über modern olan benliğimi daha da ileri götürerek muasır medeniyetler seviyesini dahi aşacaktım o insalığımla(!).
toplumsal çatışmanın filizlenmesine temel atan düşünce söylemi. bundan sonra hele bi sözde birlik beraberlik laflarını etsinler de ağızlarının tam ortasına iki tane desteklice çakıyım. gerilerek çakarım hem de yanayakıla ulan!