ali cengizkan

    .
  1. fırtına

    Düşük yoğunluğa dayanamayan sıvı
    Gibi,bulaşıyordu güvertedeki herkese:
    israilli karı-koca bedava iş tatilinde,
    iranlı ana-kız, esmer güzeli, tesettürsüz
    Mutluydular, bebekli Fransız çift gibi,
    Ağızlarında sürekli sarı diş ve sigara
    Çiğneyen, çiğneyen ve çiğnenen iki kaptan.
    Ben Raşit, memnun oldum, ya siz?
    Yahudi olan sarışın 'güzel' başbakandan
    Haberli: Ben Raşit, türküm ve müslümanım
    Basına ulaşmak istiyorum, Türk gençliği
    Kaptan, ve deliyim, ve tedavi görüyorum ve
    Doğruyum, çalışkanım. Yirmi yaşında
    Düşük yoğunluğa dayanamayan her sıvı
    Gibi, örtüyordu iranlı ana-kızın üstünü
    Besmeleyi gösterirken dümende asılı.
    Garip bir gündü, güneş bir gösteriyor gül
    Yüzünü mavi denize, kızartıyordu donmuş
    Yanaklarımızı, Ben Raşit, memnun oldum
    Bir asıyordu suratını bizler gibi
    Falezlerin üstünde tepinen kentin
    Suratsızlığına öykünerek: Ben Raşit,
    Gezintide bile ayakları çekmiyordu işte
    Bunca ağırlığı, gülümsemek ve temizlemek
    Dünyayı, fobisiydi: Dünya bir tekne, yoktu
    Gidecek "başka bir dünya, başka bir ülke
    Başka bir kent": Ben Raşit, kız kardeşimi
    Korurum ama en büyük hırsızdır bacılar,
    Ben müslümanım sen yahudi, oku bakalım
    Kulhüvallahiyi, kül uçmasın denize, kül
    Yutmam, kül uçmasın aklımdan. Garip
    Bir gündü işte, öylesine, dedim ya
    G. Aslan 2 teknesinde fırtınada sallanan
    Ülkesini arıyordu o gün biraz herkes.
    Onu uzun yıllar önce bulan kaptan
    Ucuz turistik andaçla asmıştı aynaya:
    "Yorgunum, beni bekleme kaptan,
    Seyir defterini başkası yazsın.
    Çınarlı kubbeli mavi bir liman
    Beni o limana çıkaramazsın."
    N.Hikmet R., diye okudu Raşit, ben Raşit.
    1 ...
  2. .
  3. taş da çürür

    Böyle dedi kaya mezarını temizleyen Rüstem Usta.

    Taş da çürür.

    incir kokuşlu dar sokakları aştınsa, görmüşsündür
    Kıyıda, küçük bir çocuk taş atıyor suya

    Taş da çürür.

    Eğil biraz, paslanmış kıyı babasına tutunarak sark
    Suyla rıhtımın birleştiği yerlere bak

    Taş da çürür.

    Kumsalda, çam tahtasını astarlıyor sandalcı baba
    Çocuk büyümüş; yüzmeyi biliyor, denizle oynamasını da
    Yüreğim çürümez; gözyaşları işlemez, kurşunlarınız da
    1 ...
  4. .
  5. hırçın bir yürek

    Desinler, çılgın yürek çarptı tam yirmi beş yıl
    yaşama girmeye çalıştı hep
    karınca yuvalarına, kelebeklerin karıncıklarına
    Desinler, uslu ve durgun gözükerek. Ondandır
    Desinler, ayaklarını bir yay gibi gererek yürümesini
    yerdeki karıncayı bile ezmek istemediğinden
    Desinler, ezdi kendi çılgın yüreğini tam yirmibeş yıl
    Desinler, tam yirmibeş yıl, insanları hoşgörerek.
    Son ikibuçuk yıl zaten burda değildi,
    Desinler, bulutların üstünde görürdük onu çoğu kez
    dünyanın en sade ve akıllı kızıyla gezerken
    anılarını günde üç kez tazeleyerek
    Desinler, çayı bile acıydı, şekersiz içerdi
    Desinler, “Allah kahretsin”di en sevdiği, kullandığı sövgü
    allah’ın olmadığını da biliyordu çünkü,
    Desinler, içleri biraz olsun titreyerek.

    Biri de vardı adı dişi geyik anlamına
    Desinler, ama o geç kavramıştı neden o şiiri sevdiğini
    tabii neden sonra. Ve hep böyle anlayışsızlıklarla
    sevdiklerini uzaklaştırdı kendisinden
    Desinler, her keresinde, kendisinden çok sevdiğinden.
    Garip bir çocuktu zaten, tam yirmibeş yıl
    Desinler, yüreğini çiğneyerek geçirdiği, anlardık
    gözlerinden:
    - Kötülük etmek istemeyen ilk insandı -
    Desinler, onun için sevdiklerinin sayısıyla övünmedi,
    nitelikleriyle, kavgacı oluşlarıyla övündü
    Desinler, başkalarının dediklerine aldırmayarak
    yaşadı tam yirmibeş yıl ve anladı son günlerinde
    bir şiiri, bir olguyu başkaları için yazdığını
    Desinler, son isteğiydi burnunu burnuna dayamak
    siyah saçlı, siyah gözlü esmer bir kızın
    Desinler, yaşadıkça aynı çatı altında beraker olmak
    ölürken dağlardan tek bir kaya gibi yuvarlanmak.
    Yüzme bilmezdi ama sanki hep bir yarıştaydı
    Desinler, şiirleri suyun yüzüne son çıkıslarıydı.
    1 ...
  6. .
  7. ali cengizkan şiiridir.

    Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz
    Kumsalın en ince yerlerine basarak

    Çünkü hep eklemlerdedir işimiz: sevgi ve nefret,
    dostluk ve düşmanlık dayanmak ve
    çözülmek.
    Dayanırız denizdeki konserve kutusuna,
    karpuz kabuklarına, fabrika artıklarına.
    Dayanırız falakaya, elektriğe, su işkencesine.
    Çünkü ilerde okyanus vardır, bir büyük, bir
    geniş, bir ferah.
    Ondandır ki goncayı sevişimiz tazeliğine değil
    açışına).

    Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz
    Kumsalın en ince yerlerine basarak
    Kanatarak ayak izlerimizi

    (Çünkü kanla kazanılmıştır herşey:
    bir çocuğun gülüşü,
    akşamları kaşıkladığımız bir tas çorba.
    sevgili dudaklara kondurulan bir küçük,
    bir küçücük öpücük,
    başını güneşe tuttuğumuz oğullarımız,
    sevgililerimiz,
    Çünkü kanla kazanılmıştır herşey
    ve kanla, yitirilir).

    Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz
    Kumsalın en ince yerlerine basarak
    Kanatarak ayak izlerimizi
    Aşk da girer içimize, biz yürüyüp gideriz ...
    0 ...
  8. .
  9. ali cengizkan şiiridir.

    Ve canlıymışçasına, hergün onu sulardı.
    Yağız tenindeki su buharlaşsın diye
    Düğmeleri en bıçkın küfürlerle açardı:

    Çiçekçiydi, yaprak bitlerini öldürmeyen.
    Fotoğrafçı, savaş yıllarına rötuş yapan.
    Meddahtı, her akşam eve gülücükle gelen.
    Kumraldı, çocukları hep karısına çeken.
    Uzun boylu, kendisine palto diktirmeyen.
    Sebzeciydi, domatlarını hiç yemeyen.
    işadamı, hasırdan başka minder bilmeyen.
    Dindardı, ezan okunurken rakı içmeyen.
    Gözlüklüydü, gözleri daha da büyüyen.
    Gezgin, izmir'in parkelerini denetleyen.
    Balıkçıydı, elleri suyla nasır tutan.
    Nikotinman, sigarası bağlanarak uzayan.
    Diplomattı, kokteyle pantolonla giden.
    Yatırımcı, geceleri ailesini besleyen.

    Dayım gül takardı gömleğinin yakasına
    Seni görse, eminim, mutluluktan ağlardı.
    0 ...
  10. .
  11. ali cengizkan şiiridir.

    I
    Bütün gün kırlarında dolaştım yurdumun
    Oynak tepelerinde, ayartıcı ovalarında.

    Bütün gün kırlarında dolaştım senin
    Bir avuç toprak arayarak, boş, serin
    Oysa ne kadar anlamsız tarihsiz bir toprak
    Tarihsiz bir ev, tarihsiz bir insan aramak,
    Bazı şairlerden sonra geçti artık
    Geçti artık bazı şeyleri anlatamamak

    işte bir sürü bitki, adını bilmediğim
    Kuzukulağı, devedikeni, ısırganlar yanında
    Sarı ve kızıl açan, bildiğim, görmediğim
    ince gövde, narin yaprak, al dudak
    Yere yalıcı, sarılıcı, gramofon
    Kimbilir hangi derde deva

    Bütün gün kırlarında dolaştım senin
    Yaşamak bir yanımda aldı başını gitti
    Bir yanımda besleyici ve yabanıl otlar
    Biryerlere bağladılar beni, adlarını bilmesem de
    Kenetlenmişler ya ayrıkotları kadar sıkı
    Biryerlerde, biliyorum, bulabilirdim.

    II
    Akşam tütün dumanlarıyla inerdi soframıza
    Ve biz, o çocuğu görürdük aramızda:

    Nedir bağımsızlık, bağımlı olmak mı
    Bir kuşun gülüşüne, bir kızın kanadına?
    Hazırlop bir ömür... Ben yokum buna.

    Doğrudur, bir süre şöyle söylenebilir:
    Bağımlılıklardır bağımsızlığı oluşturan.
    Oysa küçük şeylerdir büyükleri yaratan.
    Hem kim bilebilir küçük yanlışları
    Büyümeden?... Bir mesleğin seçimi
    Elleri kansız bir katil yaratabilir,
    Bir yaşamın seçimidir, derim ben.
    Bir kızın seçimi
    Bir oğulun seçimidir bir bakıma.

    Bir süre bunlar söylenebilir, doğrudur
    Ama hangi bağlamda?... Şimdi sen ey şair
    Bağımlısın şiire. Ama bağımsızsın da
    Bağımlı şiir, dedin ona, köpeksi gülüşünle
    Oysa biliyorsun; senden daha özgür:
    Seni astılar mı ölürsün, o yakılsa da kalır.
    Seni övseler, şımarırsın, o kendini korur.
    Seni sevseler, büyürsün, tek ayrıcalığın burda.
    Bağımlıdır şiir de, evet; insana.

    Denizi düşün; bir oluşumdur, devinir.
    Bir bütündür, ama parçalanır dalgalandığında
    Yine de kuruduğu görülmemiştir ırmaklar gibi
    Bir trajedidir onu besleyen ırmakların kuruması.
    Bir süreçtir, suyun tarihiyle eşanlamlı.
    Bir halktır, suyun tarihiyle eşanlamlı.
    Bir düşünce, suyun tarihiyle eşanlamlı.
    Bir damladır, okyanusun büyüklüğüyle özdeş
    Eh biraz büyümüştür kısacası.

    Yani küçük şeylerle gelindi bugüne.
    Küçük bankalarla, küçük bonolarla, küçük tahvillerle
    Küçük gayrimenkullerle gelindi bugüne.
    Küçük adamlar, küçük mülkler büyüdü birdenbire
    Ve küçüldü ülke... Bu böyle bilinmeli
    Şimdinin bilinmesi yetmez
    Onu geleceğe yetiştirmeli:
    Küçük bağımlılıklarla gidilecek bağımsızlığa
    Ve haykırıyorum işte: Yaşasın ... Ülke!

    Nedir bağımlılık, işte bir söz
    işte bir urgan sıkıyor boğazımı.

    Çocuklara koyun benim adımı

    Gördüğünüz gibi yitirdik isimsiz kahramanımızı
    Yarattığımız gibi yitirdik... Şimdilerde
    Akşam açlık kokularıyla iner sofralara
    Ve sokaklarda onlar dolaşıyor... Hâlâ.
    0 ...
  12. .
  13. ali cengizkan şiiridir.

    Dökmekle kendini yükümlü sanıyor, zafer!

    Çünkü her kapının ardında bir küçük kuş öter,
    Her paspasın altında bir anahtar, büyüklüğünü
    Onu bulan anlar. Tanınmamış gibi davranmak
    Nedense karanlığı deler sanılır... Oysa ter
    Kan ve karanlıkla birliktedir hep, birlikte ve
    El ele gezer yarasalarla, bağda, vınlayarak
    Kulakların dibinde, çünkü bilir onlar, mekânın
    Her gece yeniden açıldığını, her bağın iki
    Mekân anlamına geldiğini zamanla el ele, ve hele
    Güzergâhından sapsın yolcu, hele elinde keser
    Ve çapa, köşeden dönsün, elinde kayısı dolu sepetle
    Entarisini savuran kız kimliğinde, her gün, her
    Güneş
    Batar.

    Kan
    Dökmekle kendini yükümlü sanıyor, zafer;
    Yanılıyor!
    0 ...
  14. .
  15. ali cengizkan şiiridir.

    sunu

    Ankara bir düşler kentidir. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından
    değil: insan Ankara'da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya yönetimle ilgili
    bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili; ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz
    olmalı, ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanamaz Ankara'da: Çünkü
    ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşünüz yoksa. Çünkü dereler sığdır
    ve 'denetim altındadır', göğsümüzde yüreğimiz bir çağlayana kaynak
    oluşturmuyorsa. Çünkü Kale terkedilmiş gözükür uzaktan, içimizde taht
    kuran/hüküm süren, astığı astık/kestiği kestik ama sırasında kendini de kesen
    bir yönetim yoksa. Çünkü ilişkiler köhnemiş, 'memurin' ve hesaplıdır,
    yaptığınız herşeyi karşılıksız yapmıyorsanız. Onun için de Ankara bir düşler
    yatağıdır, onun çorak bir ülke, tozlu bir kent, kısır bir yaşam ve çeşnisiz bir
    toprak olduğu bir yana bırakılırsa.

    işte bu şiir bu düşleri anlatır. Ve aşk delileri, mal delileri, göz delileri,yorgan
    yüzlüler, melekler, körler, sağırlar, dilsizler, sıkmabaşlar, açık bacaklar,
    şaşılar, uygunadımlar, beyinseverler, topatanlar, ayran kanlılar, koltukçular,
    yarım pabuçlar, zenneler,kırık boyunlular, boksör köpekleri, telli bardaklar,
    yaylı sazlar, dost ölüleri ve diğerleri adına ve onlar için yazılmıştır.

    II. KARANFiLLER VE iNSANIN HUYU

    Bakanlıklardayım. Elimde bir kırmızı karanfil.
    Hiç aklımda yoktu, hatta romantik bulurdum
    ama önünden geçerken çiçekçinin, beni al dedi
    aldım ve yapraklarında kayboldum, küçülerek
    küçülerek, çünkü karşımda duvarlarında hâlâ
    o kurşun delikleri olan
    (delikler 22 Şubat, 21 ve 27 Mayıs'ta açılmıştır)
    1933 Alman mimarisini anımsatan
    uzun kolonlu,yayvan, suskun ve kendini ağırdan satan
    bir bina var. Yıl 1983. Ve ben dört yıl öncesini anlatıyorum.

    Dört yıl öncesini anlatıyorum.
    O zaman henüz kurşun delikleri beşinci kez sıvanmamış
    köşedeki parka bir ağlayan kadın heykeli konmamış
    ve yerler parke taşla kaplanmamıştı.
    Öğle vakti ben
    kendimi çiçeklerle avutuyorum:
    Yeşil kurtarıyor bazen.
    Üç dakika sonra o geliyor
    topraktan bir gelincik fışkırıyor
    siyahı kaşlarına, ah, kırmızısı esmer tenine benzeyen
    ve ben o gelinciğin ellerini tutuyorum
    yeni yıkanmış, ıslak, pembe
    gözlerinden bacakarasına doğru inen su burda işte.

    Kırmızıdır su senin bakışından
    yeşil bir serinliktir Ankara'da
    o çeşmedir Kale'de birdenbire karşınıza çıkan
    çünkü kırmızıdır su benim aşkımdan.

    Kim derdi ki dört yıl sonra bu şiiri yazarken
    Nâzım'dan elalıp bu şiiri yazarken
    bütün akarsular kurumuş olacak
    (zaten Bentderesi'nin üstü çoktan kapanmıştır)
    Abdi ipekçi öldürülecek, ismi bir parka verilecek
    (Sıhhiye'dedir park, büyük bir gölü vardır)
    yani akarsu yerine durgun ve yeşil su yeğlenerek
    (zaten Cumhuriyet'te hep böyle yapılmıştır)
    dahası
    kim derdi ki yanımda sen olmayacaksın diye.

    Hepsi bitti. Karşıda Millet Meclisi
    hâlâ eldeğmemiş bahçesiyle duruyor.
    Bâkir ve temiz. Yaşanmamışlığın temizliği.
    Biraz da sevinçli Halkevleri binasını yıktırdığı
    ve bahçesini dörtyüz metrekare daha genişlettiği
    halkı içinden temelli attığı
    ve kendisini millete verdiği için.

    Hepsi bitti. Bir kumru gördüğümde
    (Ankara'da ne kadar da arttı kumrular, bilemezsin
    belki aşktan, belki ayrılıktan diyorlar)
    işte ben bir kumru gördüğümde
    haberini alıyorum bahçesindeki heykelin.
    Biraz büyükmüş.
    Biraz mağrur
    biraz sade
    biraz ezik
    dururmuş öyle.

    Bakanlıklardayım elimde kırmızı bir karanfille.
    Hangi bakanlık mı, kuşkusuz gönlümün bakanlığı.
    0 ...
  16. .
  17. ali cengizkan şiiridir.

    Yıkıcı dost'a

    Gel de yürürken hiç konuşmayalım
    Bir yanımız güvercinler, parke taş altımızda
    Bırak Çıkrıkçılar Yokuşu orda dursun
    Nasılsa vur emri çıkartıldı adımıza.

    Nasılsa biz demeyi öğrendim, nasılsa
    Şimdi ben dedikçe de sen geliyorsun aklıma.
    Dünya bizim dışımızda, nesneler dışımızda
    Konuşmak anlamsız, vur emri var hakkımızda.

    Sevgiler de vurulur, bunu biz biliyoruz
    Nesneleşen sevgilerle, yüzükle, gülücükle
    Giysinin üstünde duruşunu ondan seviyorum
    Gövdenin içinde kıpırdayışı ondan.

    insandan kaçanlar olur yurt dışına
    Sevmekten kaçanlar olur aile-içinde,
    Kaçanlar olur yaşamaktan, yaşamları boyunca
    Ve vur emri çıkartılır bizim adımıza.

    Bırak Çıkrıkçılar Yokuşu orda dursun
    Tüllerle, koltuklarla, yatak ve yorganıyla,
    Bırak arkamızdan gelsin tarihçiler
    Ve aramızı belirlesin omzundaki küçük çanta.

    Gel, ve artık hiç konuşmayalım
    Bir yanımız güvercinler, parke taş altımızda
    Bırak Çıkrıkçılar Yokuşu orda dursun
    Nasılsa vur emri çıkartıldı adımıza.
    0 ...
  18. .
  19. ali cengizkan şiiridir.

    Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz
    Kumsalın en ince yerlerine basarak

    Çünkü hep eklemlerdedir işimiz: sevgi ve nefret,
    dostluk ve düşmanlık dayanmak ve
    çözülmek.
    Dayanırız denizdeki konserve kutusuna,
    karpuz kabuklarına, fabrika artıklarına.
    Dayanırız falakaya, elektriğe, su işkencesine.
    Çünkü ilerde okyanus vardır, bir büyük, bir
    geniş, bir ferah.
    Ondandır ki goncayı sevişimiz tazeliğine değil
    açışına).

    Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz
    Kumsalın en ince yerlerine basarak
    Kanatarak ayak izlerimizi

    (Çünkü kanla kazanılmıştır herşey:
    bir çocuğun gülüşü,
    akşamları kaşıkladığımız bir tas çorba.
    sevgili dudaklara kondurulan bir küçük,
    bir küçücük öpücük,
    başını güneşe tuttuğumuz oğullarımız,
    sevgililerimiz,
    Çünkü kanla kazanılmıştır herşey
    ve kanla, yitirilir).

    Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz
    Kumsalın en ince yerlerine basarak
    Kanatarak ayak izlerimizi
    Aşk da girer içimize, biz yürüyüp gideriz ...
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük