fransa' nın en önemli aydınlarından biri olan, çağına göre aykırı ve katı varoluşçuluk ve hiçlik anlayışına saçma adını verdiği tarzıyla katkıda bulunan, yabancı, düşüş, başkaldıran insan gibi önemli eserlere imza atmış, şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş değerli filozof.
Sevdiğim adamı 'Yabancı' adlı kitabında birebir anlatmış varoluşculuğun babalarından saydığım duygularımın tercümanı yazardır. Her kitabı ince ince okunmalıdır. Çok şey bulacaksınız
Ben dilimin sınırlarında nöbet beklerim. Sözüyle nickime kaynak olmuş kişidir. Ayrıca söylediği hiçbir sözün boş olmadığını düşünüyorum. kişsel zevklerime uymasada futbol için: ben bildiğim herşeyi futboldan öğrendim demiştir.
kitaplarını her daim bulundururum yakınlarda.
tumturaklı görünen metinlerindeki kelimelerin hepsi tek tek, nakış gibi işler bu filozofun felsefesini. derin duygulardan - intihar başlığında de değindiğim- söz eder; kulağa hoş gelen bir kelime seçiminden ötedir "derin".
"derin duygular da büyük yapıtlar gibi bilinçli olarak söylediklerinden daha fazla anlam taşır her zaman."
abzürd içinde insan, dolanıp durduğu o ıssız diyarda duyguların dibine kadar yaşar, çok çok köklüdür. kesintisiz olmasıyla da derindir bu duygular. intihar etmeli mi etmemeli mi sorusuyla yüzleşme bu derin duyguları da açığa çıkarır, ama çoğumuz bu duyguları sonuna kadar yaşamaktan kaçınır. korkak olduğumuz için belki de.
uyumsuzluk duygusu bizi köşe başında yakalayabilir, bir tokat gibi "çarpabilir". parıltısızdır, uyarı levhaları yoktur.
camus'de güzel olan bir şey daha vardır ki, insanın ikliminin bilinmesinden, ikliminin duyurulmasından bahseder. birini, kendini bildiği gibi bilemeyiz, hep bir boşluk, ulaşılamaz olan bir yanı vardır. davranışlarından -kılgısal olanlardan- hareketle o kişiyi tanırız ancak bu iklimini bilmektir; her zaman ne yapabileceğini kestirememeye açık kapı bulundurur. insan bilgi nesnesi yapılamaz, hep biraz daha fazla, biraz daha eksik bir şeyler vardır.
dalıp gittiğinizde birisi size sorar, ne düşünüyorsun, diye. cevap "hiç"tir. işte o "hiç" var ya "hiç" uyumsuzluk duygusunun belirtileridir. ne düşündüğümüzü bilmeyiz, ama dalıp gideriz. bulunduğumuz ortamdan, günlük hayatın zincirinden koparız. bu kopuşu yaşamaya başladığımız an uyumsuzluk duygusunun çanları çalmaya başlar. bunun bilincinde olarak yaşamaya devam etmek mi, yoksa onu yoksayıp yaşayan ölü haline mi gelmeliyiz?
Albert Camus'nün Veba Kitabında bahsettiği Lucretius'un "Veba Salgını" Şiiri
"..anlatalım sayrılıkların nedenlerini, açıklayalım,
budur dileğim. nedendir bu salgınlar kişi soyuna,
hayvan sürülerine ölüm saçan, yıkım getiren.
ilkin, birçok öğe vardır yukarda değindiğim,
bize canlılık veren. ölüm getirir birçoğu da,
sağlığı bozar, uçar öteye beriye, rasgele toplanır
bunlar, sonra yayılırlar ortalığa, havaya.
sayrılık getiren bir ortam oluşur havada.
tüm bu salgınlar, bulaşıcılar dıştan gelir,
sislerde, bulutlarda olduğu gibi, ağar göğe,
bunlar bir yandan çıkar yerden yağmurlar toprağa
işleyince, bir yandan da güneş sıcağından
ısınan kokmuş nesnelerden doğar, yayılır.
görmez misin, yuvasını bırakan, bize gelen
bir yabancıya, alışmadığı bir ülkenin suyu,
soğuğu nasıl dokunur, başka bir etki
gösterir? bir ayrılık vardır britanya havasıyla
mısır'ınki arasında, evren baltasının böyle
derine işlediği, pontus'tan gades'e değin
uzayan bir uçurum açtığı, insan soyunda
kara-yanık yüzlülerin yaşadığı yerde. evren
dört bölümdür birbirinden ayrı göksel
yörüngelere, esen yellere göre. kişiler
renklerinden, dış görünüşten dolayı ayrılır,
ulusların ayrılıkları da böyledir, kan soyundan,
sayrılıklardan. fil hastalığı orta mısır'da
nil ırmağı yakınlarında, görülmez yeryüzünün
başka yörelerinde. diz ağrısı attika'da, göz ağrısı
achaia'da çoktur. böyledir başka yerlerde de,
öteki örgenleri çökerten bu hava değişimleri.
uzun süre etkilerse, rasgele, hava akımı bizi,
yıpratıcı bir durum belirir, yayılır gökte
bulutlar gibi, sisler gibi yavaşça ortalığa,
bir değişme, karışıklık doğurur, gördüğümüz
gibi; bizim ülkemize varınca değişir durum,
bulaşır bize de salgınlar, dolar içimize
hızla, baskın gelir, ya sularda, ya yaban
yemişlerinde yuvalanır, ya kişisel besinlerde,
ya hayvan yeminde yerleşir, sayrılık taşıyan
uygun nesneler bekler, çıkar havaya, soluk
aldığımızda, ağulu salgının bulunduğu, yellerden
yutarız bilmeden salgın taşıyanları, solunandan,
benzer bir yolla bulaşır sığırlara salgın, kırar
geçirir bütün yünlü hayvanları. önemsizdir
bizim, salgın bölgesine girip girmememiz, ülkenin
havasına direnecek bir örtüye bürünmemiz.
doğa, kendince, getirir bir ülkeye yıkımı,
çökmüş, bozulmuşsa, çetin işler açar başımıza
alışmadığımız, yeni bir yıkıma sürükler bizi."
Yabancı isimli romanı beni çok etkilemişti. Romanı bitirdikten sonra Zeki Demirkubuz'un Yazgı filmini izlemem inanılmaz bir tesadüftür. Filmin 10. dakikasında şok geçirdim. Zira film, Yabancı'nın uyarlamasıydı...