--spoiler--
bu sıkıntılar dışında pek de mutsuz sayılmazdım.yine bütün sorun vakit öldürmekti.anılarımı gözümün önünde canlandırmayı öğrendim öğreneli artık sıkılmıyordum.kimi zaman odamı düşünmeye koyuluyor, düşümde, bir köşeden kalkıyor, yolum üzerindeki eşyaları bir bir aklımdan geçirip yine o noktaya dönüyordum.ilk zamanlar bu gezi çabucak bitiveriyordu.ama her tekrarlayışımda daha uzun sürüyordu.çünkü her eşyayı, her birinin üzerindeki nesneleri, sonra bunları, bunların ayrıntılarını, her ayrıntıda örneğin bir çatlağı, kakmayı, onun yenik kenarlarını, renklerini ya da pürüzlerini bir bir gözümün önüne getiriyordum.aynı zamanda sayılarını unutmamaya, hepsini tam tamına saymaya çalışıyordum.öyle ki bir kaç hafta sonunda, sadece odamdaki eşyaları bir bir saymakla saatlerimi eşeledikçe, iyi tanımadığım, unuttuğum şeyleri de bulup çıkarıyordum.o zaman anladım ki, dışarıda bir gün yaşamış olan bir insan, cezaevinde hiç sıkıntı çekmeden bin yıl yaşayabilirdi.canı sıkılmayacak kadar anıları olacaktı.bir bakıma bu da bir kazançtı.
bir gün gardiyan bana, '5 aydır buradasın.' deyince sözüne inandım, ama bunu aklım almadı.benim için sanki bu, hücremde yuvarlanıp giden aynı gündü ve ben aynı işi yapıp duruyordum.o gün gardiyan gittikten sonra yemek kabımda yüzümü seyrettim.bana öyle geldi ki, gülümsemeye çalıştığım halde, görüntüm ciddi duruyordu.kabı oynattım.yeniden gülümsedim, ama görüntüm hep o aynı ciddi, o aynı üzgün hali bırakmadı.gün sona eriyordu.vakit, cezaevinin bütün katlarından, akşam gürültülerinin büyük bir sessizlik alayı halinde yükseldiği, sözünü etmek istemediğim o adsız saatti.tepe penceresine yaklaştım, günün son ışığında bir kez daha görüntüme baktım.yine ciddiydi.bunda şaşılacak ne vardı!o anda ben de öyleydim.ama, aynı zamanda aylardır ilk kez kendi sesimi açık açık duydum.bu ses ne zamandır kulaklarımda çınlayan sese benziyordu.o vakit anladım ki, bütün bu zaman içinde kendi kendimle konuşmuşum.o vakit, anacığımın cenazesinde hasta bakıcı kadının söylediklerini anımsadım.hayır, çıkar yol yoktu ve kimse hapisteki akşamların ne olduğunu aklının köşesinden geçiremezdi.
--spoiler--
gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. hayatın yaşamak zahmetine değip değmediğine ilişkin bir yargıya varmak, felsefenin temel sorununa karşılık vermektir. hiç kimsenin varlığın özüyle ilgili bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim..
--spoiler--
düşüş adlı kitabında bir cümlesi vardır;
'' eğer pezevenkler ve hırsızlar her zaman ve her yerde mahkum olsalardı, masum insanlar tümüyle ve hep masum sanacaklardı kendilerini. ''
esaslı cümlelerin yazarı, büyük adam.
mal bir dünya görüşünün sözcüsüdür... evet, derinlikli sözler söylemiştir, ama toplayıp ana hatlarını ortaya çıkardığın zaman, ortaya trajikomik bir karikatür çıkar...
üç büyük düşmanı vardır:
1. nazizim, faşizm
2. sovyet komünizmi
3. islam ve diğer üçüncü dünya kültürleri...
seks ve alkol, arada molalarda biraz da felsefe parçalamayı gerektiren bir dünya görüşü ortaya koymuştur. amerikan emperyalizminden de çok hoşlanmaz, ama ona pek sataşmaz. görünüşte hümanist, derinde koyu bir fransız milliyetçisidir.
bizde mallar bayılırlar böyle tiplere. hele solcular. cinayet dediği ideolojinin "katiller" dediği müritleri... burası türkiye, olur tabii...
ekleme: bak eksilemişler hemen. eksilerinizi değil, bulacağınız yanlışlarımı görelim!
gece gece ismini görünce bi garip hissettiren. kitap okumayı çok sevmem dostoyevski ve albert camus dışında. albert camus'nün ilk kez yabancı isimli kült ötesi inanılmaz eserini okumuştum o günden beri albert kamü okumak benim için bambaşka bir şey. yolculuk hikayelerini yazar kendimi bulurum, yabancı'yı yazmış kitabın içindeyim direkt. yani ne yazmışsa kendimi bi şekilde kitabın içinde hissettiğim tek yazar. bendeki yeri öyle böyle büyük değil. öyle bir yazar. yazardan çok bir arkadaş bir dost. gideyim de okuyayım.
bu arada orda ''camus'nün'' ne diyen arkadaşlar için gelsin. camus kamü diye okunur arkadaşlar. kamus ya da keymus falan değildir.
Kalecidir kendileri, hatta kendisinin söylediğine göre etik üzerine çalışmalarına kaleciliği vesile olmuştur, çünkü top hiç bir zaman umduğu yerden gelmemiş.
insanların bütün mutsuzluğu kendilerini kalenin sessizliginden koparan,kurtuluş bekleyişi içinde surlara atan umuttan gelmektedir. Sözünün sahibi, iyi bir oyun yazarı da olmasına karşı, futbol mu tiyatro mu? sorusuna ''Tereddütsüz futbol'' cevabını vermiş, süper kişilik.
Okumak iÇin Çok sağlam altyapı gerektiren yazar. baş kaldıran insanı 6 ayın sonunda bitirdigimde, kitabın başını unutmuştum. yalnız basınıza denemeyin. Çok tehlikeli . heleki tatil de filan sakın ha
1913 yılında cezayir'de dünyaya gelen, cezayir üniversitesinde sürdürdüğü felsefe öğrenimini sağlık nedeniyle yarıda bırakan nihilist yazar.
ilk yapıtları ''tersi ve yüzü'' ve ''düğün'' 1938'de paris'e gittiği dönemde yayımlandı.asıl ününü ''yabancı'' ve ''sisifos söyleni'' kitaplarıyla kazanan yazar 1957'de nobel edebiyat ödülüne layık görüldü.20. yüzyıl edebiyat ve düşünce dünyasının en önemli isimlerinden biri kabul edilen camus, 1960 yılında bir araba kazasında hayatını kaybetti.
yabancı ile tanınan yazar. mutlu ölüm adında bir romanı vardır ki halbuki tadından yenmez. aslına bakarsanız tüm camus kitaplarının arasında en iyi kitap mutlu ölüm'dür. mutlu bir okuyuş için.
"Dostlarınız kendilerine karşı içten olmanızı istedikleri zaman onlara inanmayın. Onlar, sizin içtentenlik vaadinizde bulacakları ek bir güvenceyi sağlayarak, onlar hakkında iyi fikirleri sürdüreceğinizi umarlar sadece." diyen insan.
bu düşünce kadınlar için daha doğrudur.