ortaokul din kültürü hocamızı bana hatırlatan nadide kelimelerdendir kendileri. her daim anlattığı hikayeler ile bizleri sıkmamaya ve aynı zamanda bir şeyler öğretmeye çalışan iyi bir insandı aslında ama gelin görün ki ''alabildiğine'' tutkusu vardı kendisinde. bu tutku ister istemez her derste fışkırırdı içinden. ayrıca ''alabildiğine'' kelimesinin yan etkisi olduğunu düşündüğüm bir de davranış sergilerdi. o davranış , bu konuşmalar esnasında ayağını ayakkabısının içinden çıkarıp , masanın demirine yaslaması ve bunu bir görmüyoruz sanmasıydı. bir bunu görür kah ve kihlerdik ama o anlamazdı. iyi insandı be yine...
mesela bir gün derste bize cenneti anlatıyor hocamız;
-bugün sizlere cennet ve cehhenemi anlatacağım cocuklar. bildiğiniz gibi bu dünyada alabildiğine bir dengesizlik , alabildiğine bir vurdumduymazlık ve alabildiğine bir kendini bilmezlik hakim şu günlerde. tabi bunların hepsinin bir hesabı var. o da diğer dünyada sorulacak. mesela burda iyi ameller işleyenler , diğer dünyada cennete gidecekler. cennet çok ama çok güzel bir yer çocuklar. bööööyle anlatılmaz güzellikler var! alabildiğine geniş! alabildiğine güzel! alabildiğine hurilerle dolu!!
- huri mi?
- tabi! hem de alabildiğine!!!
- ee hocam?
- şimdi bu alabildiğine güzel , alabildiğine geniş ve hurilerle dolu yere gidiyoruz. orda bizleri ziyafetler , hizmetçiler bekliyor... meyvalaaaaaaaaar, pastalaaaaaaaaaaaar...** vay vay vay!! *
- ama hocam bazıları cennete falan inanmıyor! allah'a da inanmıyor bazı zındıhlar! * hatta ''bizim soyumuz maymundan gelmiştir'' falan diorlar!
- haşaaa!! ya çocuklar ben size sorarım , bunca güzelliği yaradan allah boşa mı yaratmış? bizeri de o yarattı tabi ama neymiş efendim? biz şampenzadan gelmişiz! soyumuz şampenzalara dayanırmış!!! tövbe tövbe!! **
o arada fırlamanın birisi çıkar;
-hocam bazıları da orangatumlardan geldiğimizi söylüyor ama?? **