Ayşenur Arslan'ın yazısı.
---- alıntı -----
Erdoğan, dünya medya devlerini 'düşman' ilan edip, esti savurdu. Bu arada, hızını alamadı ve şöyle bir cümle kurdu: "Sadece BBC mi? Wall Street Journal... Bu gazetenin sahipleri kimler? Geçenlerde ingiltere'de aynısını yaptılar. Cameron hemen gazetelerini kapattı".
Bizler, Türk vatandaşı ve gazetecisi olarak alışkınız. Ama ingilizler alışık değil. Gülüp geçmemiş. ingiltere'nin Ankara Büyükelçiliği sözcüsü Peter Spoor bir açıklama yapmış:
"Erdoğan'ın sözlerinden dolayı şaşırdık. Bu sözlerin bir yanlış anlamadan kaynaklandığını düşünüyoruz. Çünkü Cameron hiçbir gazeteyi kapatmadı" demiş.
(bkz: 35 yıllık denilen villanın 2 yıl önce görünmemesi)
rte nin 3-5 gün kaldığını ve arkadaşına ait olduğunu iddia ettiği urla villasında
sümeyye'nin ayrıntılı dekorasyon tarihi yaptığı bilinmektedir.
muammer güler oğlunun evinden çıkan parayı açıklamak için bir süre bahane bulamamış sonunda ev satışı demişti!
son çıkan tapelerden bi bukle!
-- alıntı ---
Sonra oğluna akıl veriyor: "Tamam, anladığım kadarıyla Zarrab ile rüşvet ilişkisinden bahsediyorlar. Şunu söyleyeceksin: diyeceksin ki danışmanlık ilişkim var, gayriresmi danışmanlık. Resmi yapmadım, babamın şeyi olmasın. Benim para alışverişim bu. Benim alacaklı olduğum dayımın oğlu, akrabam bunların yanında çalışıyor, onun bana borcu var, senetlerimiz de var, onun şeyini yapıyorum. Gayriresmi danışmanlık ilişkim var. Rüçhandan alacağım var, rica ettik."
-- alıntı --- http://www.hurriyet.com.t...arid=148&hid=25799550
fonda "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar" şarkısı ile okuyun iyi gidiyor!
--- alıntı ---
Eski içişleri Bakanı Muammer Güler'in oğlu 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda gözaltına alındığında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ne demişti?
"Bir içişleri Bakanı'nın oğlunun gözaltına alındığını basından öğrenmesinden daha acıklı ne olabilir ki?"
Peki, önceki gün Kemal Kılıçdaroğlu'nun grupta açıkladığı tapeden neyi öğrendik? Muammer Güler'in, oğlunun gözaltına alındığını basından öğrenmediğini... Evinde polisler arama yaparken kendisini arayan oğluyla yaptığı telefon görüşmesinden öğrendiğini öğrendik.
Ama tabii bu da acıklı... Çünkü para sayma makinesi ile 1 trilyona polis el koydu...
--- alıntı --- http://gundem.milliyet.co...detay/1835912/default.htm
--- alıntı ----
Fox TV'den ismail Küçükkaya, Nihat Özdemir'e soruyor:
-100 milyon dolar verdiğiniz doğru mu?
Özdemir: Doğru.
Küçükkaya: Sabah-ATV'ye ortak mı oldunuz?
Özdemir: Hayır Sabah-ATV'ye ortak olmadım, borç para verdim.
Benzer havuz sorusu önceki akşam Zaman gazetesi muhabiri tarafından Başbakan'a sorulunca Tayyip Erdoğan para veren havalimanı müteahhitlerinin Sabah-ATV'ye ortak olduklarını, yani medyaya girdiklerini söyledi.
Bu durumda ya Nihat Özdemir ya da Tayyip Erdoğan doğru söylemiyor?
Nihat Özdemir'in 100 milyon dolar verip ortak olduğu bir şirketi saklaması eşyanın tabiatı gereği mümkün değil.
--- alıntı ----
Başbakan'ın ve kızının, senede üç kere gittikleri bir villada tadilat yaptırmak istedikleri ortaya çıkınca, hem Başbakan, hem de evin sahibi olduğunu iddia eden kişi "Hayır, o evler 30 yıldır var" diye açıklama yaptılar.Ertesi gün Google Earth görüntüleri gösterdi ki, 30 yıldır orada olduğu söylenen villalar, daha geçen yıl bile yokmuş!
--- alıntı ---- http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25806209.asp
''istanbul'a 3. köprü yapılması intihardır.'' diyen bir zihniyetin, istanbul'a 3. köprü yapması ardından da ayakkabı kutularını satan bir zihniyetin türkiye gibi bir ülkede ba(o)şbakan'lık yapması.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ TBMM'de 'Yargıya baskı' iddialarına karşı çok sert bir çıkış yaparak 'yargıya baskı yapan namussuz ve şerefsizin ta kendisidir' demişti. Bakan Bozdağ hakkında izmir Cumhuriyet Başsavcısı tarafından tutulan tutanak ortaya çıktı. http://sozcu.com.tr/2014/...bozdagin-tutanagi-458093/
--- alıntı ----
BAŞBAKAN şunları söylemişti:
- Gezi olaylarının arkasında DHKP-C var. (05.06.2013)
Gezi olaylarının arkasında CHP milletvekilleri var (11.09.2013)
Gezi olaylarının arkasında cemaat var. (16.02.2014)
--- alıntı ---- http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25831952.asp
rte "Bunlarda takiyye meşrudur, yalan meşrudur, iftira meşrudur, fitne meşrudur. Gayeye ulaşmak için herşey meşrudur" şeklinde başladığı konuşmasını "Obama ile konuştum. Ülkemdeki huzursuzluğun sebebi sizdedir. Pensilvanya'dadır. Sizde gerekeni yapın. Siz ABD'yi tehdit edeni benden nasıl istiyorsanız bende sizden istiyorum dedim. O da her şey yapılacak dedi." şeklinde sürdürmüştü!
sonra kapatma kararını veren savcılığın Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza
Mahkemelerinin Kaldırılması hakkındaki kanun ile böyle bir işlemi yapmaya yetkisinin olmadığı ortaya çıktı!
--- alıntı ----
TMK 10. maddesi ile görevli olup, söz konusu maddenin yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte, dosya devri dışında hiçbir işlem yapma yetkisi bulunmayan istanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın internet sitelerine erişimin engellenmesine ilişkin kararı yok hükmündedir.
--- alıntı ---- http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/26053066.asp
bugün öğle arasında a haber'de başbakanın siyasi (yalan danışmanı desek daha doğru olur) danışmanı yalçın akdoğan
"engelleme kararını mahkeme vermiştir. buna kayıtsız kalamazdık. kişisel hakların korunması için bu kararı aldık. twitter zararlı içerikli kaldırır sorumluları bize bildirirse tekrar ulaşım sağlanır" minvalinde bir şeyler söyledi!
insanların gözlerinin içine baka baka bu kadar kolay yalan söyleyen kişiler müslümanım diye nasıl dolaşıyorlar!
mehmet y yılmaz yazmış!
aklı selim olan kim bu sözlere katılmaz!
--- alıntı ----
"Ekmek almaya giden çocuk var mı? Ekmek almaya giden çocuğun elinde sapan olur mu? Cebinden demir bilyeler, patlayıcılar çıkıyor. Sanki polis o çocuğu bilerek hedef alarak bizzat fişeği atmış. Yüzünde poşu olduğu zaman polis kaç yaşında olduğunu anlamaz ki. Polis terörle mücadele ederken orayı dağıtmaya çalışıyor."
Bunu Başbakan'ın ağzından duyunca ne düşünürsünüz? "Cebinden patlayıcılar çıkan bir terörist" var! "Patlayıcı" denildiğinde ne anlarsınız?
C4 plastik patlayıcı mı, dinamit mi, başka patlayıcılar içeren bombalar mı? Evet, normal olarak "patlayıcı" denilince bunu anlarız. Başbakan da zaten bu sözü söylüyor ki öyle düşünelim, "ekmek almaya giden çocuk" yerine "cebinden bomba çıkan bir teröristi" koyalım. Böyle yapınca da 14 yaşında bir çocuğun polisin hedef gözeterek attığı bir gaz fişeği ile vurulup ölmesini normal karşılayalım.
Hatta kendisi gibi "Oh oldu" diyelim! Berkin Elvan, gaz fişeği ile vurulup hastaneye kaldırılınca, hastane güvenliği üzerinden çıkanların listesini yapmış, polise vermiş. Polis de o tutanağa dayanarak istanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na bir tahkikat evrakı yollamış. O belgeye göre Berkin Elvan'ın üzerinden çıkan ve Başbakan'ın "patlayıcı" dediği şey, üzerinde "FEZA TORPiL" yazılı çatapat! Polisin tahkikat evrakında bu "torpilin" piyasada satılanlar ile benzerlik gösterdiği de belirtiliyor. Bu evrakın fotokopisi dün Yeni Akit gazetesinde de yayımlandı.
Her yerden satın alabileceğiniz, bizlerin de çocukken bayramlarda aldığımıza benzer, ses çıkaran bir tür çatapat! Son yıllarda maçlarda da atılıyor, son örneklerini Trabzon'daki maçta gördük, o çatapatları atan seyirciler için Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde bir soruşturma açıldığını da duymadık. Başbakan bunu bilmez mi? Kuşkusuz ki biliyordur, çocukluğunda o da benzer mantarları, maytapları, çatapatları, "kızkaçıranları" kullanmıştır, hiç kuşkum yok. Peki, bunu bildiği halde neden ısrarla "patlayıcı" diyor? Bu da "Camide içki içtiler" ya da "Türbanlı kardeşimize üstü çıplak adamlar Kabataş'ta saldırdılar, üzerine işediler" gibi çiğnenerek sakız edilecek bir yalan mı? Bir kara propaganda örneği daha mı? Başbakan'a vicdan çağrısı çok yapıldı ama belli ki işe yaramamış. Allah'a havale edeceğiz, öyle görünüyor ki!
Öte yandan Başbakan'ın "insan haklarından" da haberi yok gibi görünüyor. "Başında poşu sarılıydı, polis yaşını nereden anlasın" diyor. O gaz fişeği ile vurulup ölen insan, bir çocuk değil de mesela benim yaşımda birisi olsaydı, polise hak mı verecektik? O fişeklerin en az 45 derece açıyla havaya doğru atılması gerektiği, hedef gözetilerek atılmamasının şart olduğu bir gerçek değil mi? Fişeklerin üzerinde hedef gözetilerek atış yapılmasının can kayıplarına, ağır yaralanmalara yol açacağı belirtilmiyor mu? AiHM, fişeklerin doğrusal olarak atılmasının insanın yaşam hakkına tehdit olduğunu, işkence ve kötü muamele sayılması gerektiğini belirtmedi mi? Türkiye bu yüzden daha önce tazminat ödemek zorunda kalmadı mı? Başbakan bunu hatırlamıyorsa hemen hafıza güçlendirici çalışmalara başlamalı, çünkü o kararın tarihi geçtiğimiz yılın temmuz ayı! Ama o belli ki polisin hedef gözeterek gaz fişeği atmasını normal görüyor. O böyle görmeye devam ettiği sürece, polisin bu tutumunun önüne geçilebilir mi? O bunu teşvik ettiği sürece, gaz fişeği ile meydana gelen ölümlerden ve yaralanmalardan kimi sorumlu tutmamız gerekiyor?
La herif hürriyetten alıntı yapıp milleti yalancılıkla suçluyor.
Klavuzu karga olmuş çoktan boku yemiş.
Aynı alıntıyı biz sabahtan alıp yapsak yandaş diye ağlardı bu bebeler.
o kadar çok ki, ne biz hatırımızda tutabiliyoruz ne de yalanı söyleyenler. ve hatta o kadar çok ki, yalanı söyleyen bile hatırlamıyor söylediğini arkasından aksini söylüyor.
yandaşlarının bile yalan o kadar ruhlarına işlemiş ki birkaç dakika ayırıp google'dan bulabilecekleri şeyler için bile "kaynağa bak" yüzsüzlüğü yapabiliyorlar!
AKP'nin dilinden düşürmediği CHP yalanları bu belgelerle çürüyor
Yaklaşan seçim nedeniyle partiler arasındaki rekabet kıyasıya devam ediyor.
Bu süreçte özellikle Başbakan Erdoğan, miting meydanlarında sık sık CHP'nin geçmişini dillendiriyor.
Erdoğan'ın sürekli diline dolandırdığı temel argümanlar şöyle:
- inönü zamanında ekmek karne ile dağıtıldı, kuyruklar vardı. CHP halkı yokluğa mahkum etti.
-1970lerde CHP döneminde, petrol, benzin, şeker, yağ kuyrukları vardı
- CHP, iSKi yolsuzluğu ile Belediyeyi zarara uğrattı
- CHP döneminde istanbulu çöp götürüyordu Nurettin Sözenin Istanbula hiçbir hizmeti olmadı
- Kılıçdaroğlu SSKyı batırdı, Rahşan Affı ile kurtuldu
PEKi GERÇEK NE
Erdoğan'ın söylediği argümanlara cevap veren bir site kuruldu. "akpartiyalanlari.wordpress.com" adlı sitede tarihi belgelerle Erdoğan'a cevap verildi.
işte @KILICSIZ adıyla yayınlanan yazıdan madde madde cevaplar:
1 : "iNÖNÜ ZAMANINDA EKMEK KARNE iLE DAĞITILDI, KUYRUKLAR VARDI. CHP HALKI YOKLUĞA MAHKUM ETTi."
Cumhuriyet dönemi ülke ekonomisi yokluklar üzerine kurulmuştu. Sanayi devrimini ıskalayan, toprakları ve halkları dağılan, nüfusunun verimli iş gücü olabilecek kesiminin çoğunu savaşlarda ve göçlerde kaybeden ülkemiz, kuruluş döneminde içeride binbir güçlük yaşarken aynı zamanda dünya konjonktürü de büyük bir kaos yaşıyordu.
inönü döneminde, 1. Dünya savaşının vurduğu ekonomik darbelerin üstüne ayrıca dünyayı kasıp kavuran 1929 Bunalımı ve onun üstüne de 2. Dünya savaşı gibi Avrupadan Pasifike kadar devam eden tarihin en kanlı savaşı gerçekleşmiştir.
inönü, hem ülkede üretimi kıt , hem savaş ve kriz yüzünden ithalatı çok zor olan buğday ve ekmek tüketiminde kotalar koyarak halkı karneye bağlamıştır. Bütün amaç bu kıtlık ve belirsizlik içerisinde hem kaynakları israf etmemek hem de savaş ihtimalinde orduyu besleyecek stok oluşturmaktır.
Sıkı durun..
2. Dünya savaşının o en buhranlı günlerinde halkı ekmek ve yiyecek karnesine bağlayan tek ülke Türkiye değil; aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomik ve siyasi gücü olan ingiltere, öteki Avrupa ülkeleri ve ABDde aynı politikaları harfiyen uygulamıştır. Hem krizden, hem savaştan dolayı büyük güçlükler ve yokluklar yaşayan Avrupada insanlar uzun süre karneyle yiyecek,elbise, petrol almıştır.
O döneme ait belge fotoğraflar paylaşıyoruz.
Sadece yiyecek değil, elbise ve ayakabı gibi öteki temel ihtiyaçlarda karneye bağlanmıştı.
inönü döneminde Avrupada yine elinde karne ile saatlerce ekmek ve yiyecek kuyruğunda bekleyen halk.
2. Dünya Savaşının ve 1929 Global Ekonomik krizinın hüküm sürdüğü o yıllarda sadece dünyanın en güçlü devleti Ingilterede değil, hemen hemen bütün Avrupada yiyecek, içecek, petrol, ayakkabı gibi bütün temel ihtiyaçlar karne ile dağıtılıyordu.
Öteki ülkelerden Karne Örnekleri
Sadece Avrupadan değil, o dönem büyük bir buhran yaşayan 1929 krizinin anavatanı Amerikadan da 1940li yıllara ait Yiyecek ve Petrol Karneleri örnekleri
Çok tuhaftır, ingiltereden, Fransaya, Almanyaya, ABDye o dönem dünyanın bütün büyük devletleri yiyeceği, giyeceği, petrolü karne ile dağıtmak zorunda kaldığı için ülkelerinde hiçbir zaman yargılanmadılar, eleştirilmediler. O dönemki koşullardan ülkelerini başarı ile çıkartan Avrupalı liderler hiçbir zaman karneyle, yoklukla eleştirilmemiş; ülkelerini o zor şartlardan çıkarttıkları için hep saygı duyulmuşlardır.
2: 1970LERDE CHP DÖNEMiNDE YiNE PETROL,YAKIT, ŞEKER VE YAĞ KUYRUKLARI VARDI
Bu da hoyratça sadece CHPye mal edilen kuyruklu yalanlardan birisidir. Erdoğanın meydanlarda yıllardır yuhaladığı 1970lerdeki CHP hükümetlerinin tarihi çok kısadır. MSP ile (o dönem Erdoğanda MSPli idi) 20 Ocak 1974de kurduğu ortak hükümet 17 Kasım 1974te 10 ay sürerek bitmiştir. 2. Ecevit hükümeti ( Dışarıdan milletvekili desteği ile) 5 Ocak 1978den 12 Kasım 1979a kadar sürmüştür.
Bahsettiği petrol, benzin, yağ, şeker gibi maddelerin yokluğu sadece CHP iktidarlarında değil, aynı zamanda Demirelin 70lerde kurduğu Milli Cephe hükümetleri zamanında da yaşanmıştır.
Öyle ki, Demirelin o zamanlarda söylediği Benzin vardı da biz mi içtik. gibi sözleri ta bugüne kadar halk arasında devam edip gelmiştir.
1970lerdeki kıtlığın 2 ana nedeni vardır.
1. neden Tarihte Yom Kippur savaşı olarak bilinen Ekim 1973de başlayan Arap israil savaşı petrol fiyatlarını 1 yıldan kısa bir sürede 4 kattan daha fazla arttırır. Bu savaş sırasında Petrol Üreten ve ihraç eden Arap ülkeleri israile destek veren ülkelere petrol satmayacağını ve petrol ihracatını kısacağını açıklar. Bu gelişmelere bağlı olarak Global Borsalarda çöküşler başlar.
1973′te başlayan bu savaşın üzerine Ecevit hükümeti 1974′te Kıbrısa askeri harekat düzenler ve bu harekat sebebiyle büyük devletler ülkemize ekonomik ambargo koyar. Hem Arap israil savaşları ile bir anda petrol fiyatlarının fırlaması, gelişmiş ülkelerdeki borsalarda başlayan krizler ve Kıbrıs Harekatı nedeniyle konulan ambargo ülke ekonomisinde çok büyük hasarlara yol açmıştır.
işin Türkiyede bilinmeyen yanı, bu süreci sadece Türkiye değil, hem Avrupa hem de Amerika petrol ve temel madde kıtlıklarıyla yaşamıştır.
işte o döneme ait 1970lerin dünyasından çok önemli belge niteliğinde fotoğraflar:
Yukarıdaki ingilizce kısımda, Washingtonda bulunan bu Petrol istasyonunun 1973-1974de yaşanan kriz sebebiyle terk edildiğini ve arada dini toplantılar gibi başka amaçlar için kullanıldığı yazılmaktadır.
Yukarıdaki resim o yıllar Portland, Oreonda çekilmiş. Sadece randevu ile petrol satışı yapıldığını duyurmakta. 1970lerdeki Petrol krizinin dünyada yarattığı petrol kıtlıklarına dair çok çarpıcı resimlere buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki fotoğrafta ise, yine 1970lerin o zorlu yıllarında elektrik kesintisi yüzünden devlet dairelerinde mumla çalışmak zorunda kalan ingiliz Memurlar.
Ve 1940larda Karne kullanan Avrupa, 1974 kriziyle birlikte tekrar Karne ile petrol dağıtmaya başlıyor
inönülü yıllarda, büyük bir basiretle ülkeyi dünyanın en kanlı savaşından ve ekonomik krizinden ayakta kalarak çıkartan CHP, 1974 yılında da, bir yıl önce başlayan savaşa,onun akabinde başlayan krize ve Batının ambargolarına aldırmayarak 1974 Kıbrıs Harekatını düzenleyerek adada soydaşlarımızın can güvenliğini sağlamıştır.
O dönem Ecevitini eleştiren Erdoğan ise, kendi iktidarı döneminde Kıbrısı Annan planı dahilinde geri vermek için uğraşmış, Rumların Annan Planını reddetmesiyle Kıbrıs, elden çıkmaktan kurtulmuştur. Enerji konusunda herkesin bilmesi gereken husus şudur. Türkiye yapısal olarak ithal enerjiye bağımlı bir ülkedir.
AKPnin iktidara geldiği 2002de, enerjide dışa bağımlılık yüzde 69 civarındaydı, 2010da bu oran yüzde 73u gördü. Türkiye doğalgazda yüzde 98, petrolde ise yüzde 92 oranlarında dışa bağımlı. Bu tablodan çok net anlaşılacak durum şudur. 1970lerdeki gibi bölgemizde yaşanacak bir savaş ya da kaos %80nin üzerinde yabancı kaynaklara bağımlı ülkemizi anında 1970lerdeki petrol, şeker, un, yağ kuyruklarına geri götürecektir. 1970lerdeki Global krizi CHPye yükleyip durmadan eleştiren AKPnin benzer bir durumun tekrar yaşanabileceği koşullar için ciddi hiçbir alternatifi yoktur.
3 : CHP VE iSKi YOLSUZLUĞU
AKPlilerin yıllardır takıntı bir şekilde durmadan vurguladığı iSKi Olayında, aslında AKPye verilen çok büyük bir ahlak dersi vardır.
Her şeyden önce iSKi Olayı CHP değil, SHP döneminde ortaya çıkmıştır. Ancak siyasi bir miras olarak faturası hep CHPye kesilmiştir. Bunu normal görelim. O dönem CHPliler, SHPde siyaset yapıyordu.
Ama burada normal olmayan bir durum var. AKP, yeni kurulan bir parti olarak geçmişte hiçbir partinin enkazını sahiplenmiyor. O partilerin yolsuzluklarıyla kendini ilintilendirmiyor. Ama çok ilginçtir siyasi mirasına gelince kendisini bir ANAP, DP gibi görüp Özalın ve Menderesin siyasi mirasını misyonu yaptığını söylüyor.
Gelelim iSKi dönemine AKPlilerin büyük çoğunluğu o dönem ANAPta siyaset yapıyordu ve Özala destek verdiler. Bunu gururla söylerler hep. ANAPın iSKiyi defalarca katlayacak Hayali ihracat vurgunlarına ve Özalların Prenslerinin, Papatyalarının yolsuzluklarına niye sahip çıkmıyorlar?
Özalın yaptığı köprüyle övünüp, hayali ihracat dosyası ile yüzü kızarmamak nasıl bir ahlak?
Daha sonra iSKi davası sorumluları AKPlilerin o dönem CHPlilerin elinde olduğunu söyledikleri mahkemelere çıkartılarak yargılanmış suçlular hapis cezaları almış, paralar hazineye iade edilmiştir.
Dönemin iSKi müdürü Ergun Göknel bugün zor koşullarda eski bir eşinden kalan emekli maaşı ile yaşamaktadır.
Soruyoruz
AKPnin ta istanbul Belediyesindeki büyük yolsuzluklarından, Deniz Fenerinden ve son zamanlarda insanların midesini bulandıran milyarlarca dolarlık organize vurgunlarından kim yargılandı?
Evet, SHP döneminde iSKi Olayı oldu.
Sorumluları mahkemelerde yargılandı cezalandırıldı. Kimse lobi operasyonu gibi senaryo yazmadı. Sözen örnek bir davranışla olayın incelenmesi için içişileri bakanından en iyi müffettişleri talep etti.
CHPlilerin gösterdiği bu samimi ve medeni davranışı niçin gece gündüz CHPye iSKi yüzünden saldırıp, iSKinin yanında milyon kat daha büyük kendi yolsuzluklarına gelince yüzlerce senaryo yazan AKPliler gösteremiyor?
4 : CHP DÖNEMiNDE iSTANBULU ÇÖP GÖTÜRÜYORDU NURETTiN SÖZENiN ISTANBULA HiÇBiR HiZMETi OLMADI
SHPnin Belediye yönetiminde bir dönem işçi grevi yüzünden istanbulda çöpler toplanmadı. AKP bunu genelleştirerek SHP dönemi hiç çöp toplanmadı gibi bir algı yarattı. SHP döneminde asla taşeron işçi kullanılmamış, belediye işçilerine sendika, grev, toplu sözleşme gibi sosyal haklar sonuna kadar verilmişti.
Nurettin Sözen, Önce insan diyerek o dönem işçiler ile toplu sözleşmeler için görüşmeler yapmış, ancak bazı aksilikler çıkmıştı. Görüşmeler sırasında yaşanan tıkanıklık belediyenin çöp toplama hizmetlerini engelledi ve kentte çöp sorunu başlattı.
Müzakereler sonucunda Belediye işçileri belki de istanbul belediyesinin tarihinin en rekor zamlarından birisini aldılar. Sözen işçilere enflasyon oranının üstünde ektradan %10 refah zammı vermişti.
Daha sonra belediye yönetimini alan Tayyip Erdoğan ve sonrasındaki AKP ekibi, belediye işçilerini tutmak ve onların sosyal haklarını korumak yerine taşeronlaştırmayı hızla arttırarak, belediyelerde hiçbir sosyal ve özlük hakları olmayan taşeron işçi sistemine geçtiler.
Sözen, işçi ve Emekçi haklarına saygının kurbanı olmuştu.
Sözenin en büyük talihsizliği, yönetimi boyunca Türkiyenin en kurak yıllarından birisini geçirmesidir. Daha önceki yönetim zamanında ciddi hiçbir yenilenme yapılmayan su taşıma sistemlerine ve alt yapısına Sözen büyük kaynak aktarmak zorunda kalmıştır.
Her dönem kötü adam gösterilip linç edilen Sözen, AKPnin gururla sunduğu birçok projeyi başlatan adamdır.
istanbulda Metroyu ilk düşünen ve başlatan adam Sözendir.
Taksim- Şişli- Yeni Levent arasındaki 14 kmlik Metronun bizzat 10 kmsi Sözen tarafından yapılmıştır.
istanbulun su sorununu çözmek için Istırancadan su getirecek regülatörler ilk Sözen zamanında yapıldı. Melen projesini o ihale etti.
istanbulun eskiyen Kanalizasyon, Su gibi alt yapılarına büyük yatırımlar yapıldı.
istanbula ilk Doğalgazın 1992 yılında Kadıköyde Sözen tarafından verildiğini biliyor musunuz?
istanbul aşığıyım diye geçinen Tayyip Erdoğan, istanbulun silüetini bozan binalar için bir çocuk gibi küstüm açıklaması yapmıştı.
Benzer bir olay Sözen zamanında yaşandı. Sözen kamuoyunda çok tartışılmasına rağmen istanbulun silüetini bozuyor diyerek Park otelin ekstra 20 katını hiç düşünmeden yıkmıştı.
5 : KILIÇDAROĞLU SSKYI BATIRDI, RAHŞAN AFFI iLE KURTULDU
Bu da AKPliler tarafından dilden düşmeyen kara bir propagandadır.
Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir. SSK, bakkal dükkanı ya da holding değildir. Kar değil, hizmet anlayışına dayanır. Birçok ülkede SSKlar zarar eder ve finansmanı kamu bütçesinden sağlanır.
AKP zihniyetinin mantığıyla olayı ele alalım ve kar etmesi gerektiğini düşünelim. SSKnın genel politikalarını müdürü değil, iktidar belirler. Eğer ortada zarar ya da bir başarısızlık varsa iktidar partilerinin politikalarını uygulayan bürokrat yöneticiler değil, iktidar partisi bizzat sorumludur.
Kılıçdaroğlu 1992 -99 SSK Müdürlüğü döneminde çoğunlukla AKPlilerin o dönem oy kulandığı ANAP, DYP gibi partilerle çalışmıştır.
Gelelim AKP yönetimindeki SGKya..
2014 yılında sosyal güvenlik kuruluşlarının toplam gelirleri 174,4 milyar lira, toplam giderleri 196 milyar lira ve gelir-gider açığın ise 21,6 milyar lira olacak. GSYHye oran olarak da gelirleri yüzde 10,15, giderleri yüzde 11,40 ve açığı yüzde 1,26 olarak gerçekleşecek.
Yani SGKnın 2014 yılı bütçesindeki zararı 21,4 milyar TL oldu. Bu da Başbakan Erdoğanın SGK performansı.
Başka söze gerek var mı?
AKPnin SSK propagandasının bir başka zehirli yüzü Rahşan Affı ile Kurtuldu Yalanı O dönem SSKyı dolandırmak suçundan açılan bir soruşturma dosyasında Kılıçdaroğlu da vardı. Ancak yargılanan ya da sanık olarak değil, kendisinden bilgi alınan ifade sahibi olarak yer alıyordu. Dosya daha sonra Rahşan Affı ile kapandı.
Yolsuzluğun ya da Rahşan Affının Kılıçdaroğlu ile bir ilgisi yoktur.
Huzurlarınızda Rahşan Affının Gerçek Yararlananı
Tayyip Erdoganın tam 3 büyük Yolsuzluk Dosyası Rahşan Affı ile kapatılmıştır.
Akbil, iSKi ve iGDAŞ gibi Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davalar ise hala Erdoğanın dokunulmazlığının kalkmasını bekliyor.