g20'ye üyeyiz, en büyük 17. ekonomiye yükseldik gibi spekülasyonlarla şişirilen yalandır.
türkiye 1999'dan beri g-20 üyesi, 1979 yılında 16., 1993 yılında 15. büyük ekonomi. akp hükümeti devraldığında zaten 17. sırada yer alıyor olduğu için yükselme terimi yalandır.
Aslında yalan denemez, çünkü kendileri de ne olup bitiyor, dünyada neler dönüyor, ekonomi nasıl işliyor durumdan pek haberdar değiller.
On yıl boyunca IMF ne dediyse tırınk tırınk yaptılar. Buna ekonomi yönetimi mi yoksa ekonomi uşaklığı mı denir bilinmez. IMF'ye borcumuz bitti, serbestiz diye naralar attıklarından bu yana da yaptıkları hiçbir şey yok. Başbakan (ve tabi koyunları) hastalıklı bir şekilde Mısır ve Suriye'ye takmış durumda. Hangi ülkenin başbakanı olduğu tartışılır, o derece.
Şu anda dolar molar yükselip alçalıyorsa bizimkiler öylecene trene bakar gibi bakıyorlar. Ne oluyorsa ABD kaynaklı oluyor. Sanmayın ki bizimkiler olayın kontrolünde, her şeye hakim, her şeyden haberdar. Merkez Bankası başkanı bile, AKP'li bakanların oy kaygısıyla faiz şu bu boyunduruğu altında şaşkına dönmüş durumda.
Üretim, altyapı, kaynak kullanımı, rasyonel hiçbir planlama olmadığı için ABD öksürse biz kanser oluyoruz bu kadar basit.
Bir başka başlık altında TCMB'nin ve Hindistan'ın biriktirdikleri altını satıp dünya ekonomisinin amına koyacaklarını iddia eden bir yazar vardı, kahkaha atmaktan nickini kaçırmışım gelip burda da bir yorumda bulunsa da eğlensek.
Velhasıl: Yalan denir mi bilmiyorum, kendileri de binmişler bizimle aynı tekneye, ABD'nin gemisi nereye giderse biz de peşlerinden savruluyoruz işte.
imf ye biten borç kamunun borçlanmasıdır mevcut borç stokunu oluşturan kalemlere bakarsak özel sektörün kısa vadeli borçlanmaları olduğu görülür. Yine bilançolar incelendiğinde bu özel sektör şirketlerinin borçlanmalarından fazla satış ve varlıklarının olduğu görülmektedir. Sonuç olarak 40 milyar rotatif bir döviz rezervi olan ülkenin kamusal dış borcu oldukça düşükken bu rezervle kolayca kontrol edebilecektir. Bütün bu tabloya reel faizin sabit tutulduğunu da katarsak yalanın faiz lobisi olduğunu anlarız.
ekonomiden zerre anlamayan solcu beyanatıdır. türkiye'nin dış borcundaki devletin borç yükünün azalmasını göremeyen kemalistler imf'den yalvararak aldıkları borçların, akp hükümeti tarafından ödenmesi ile ellerinde bir somut olay kalmaması nedeniyle varsayım üretmektedir.
akpliler imf'ye borcumuz bitti olayını türkiyenin dış borcu bitti gibi göstermeye çalışıyor. makarnacılar da buna inanıyor. türk ekonomisinin son durumu şudur:
Gelecek bir yılda 165 milyar dolarlık dış borç geri ödemesi bulunan Türkiyenin, faiz ve cari açıkla birlikte 250 milyar dolara yakın bir dış kaynağa ihtiyacı bulunuyor. Sermaye hareketlerinin aleyhe dönmesi, kurların yukarı doğru tırmanışı ufuktaki ciddi darboğaza işaret ediyor. Özerk Merkez Bankası Başkanı değil de bir hükümet üyesi gibi konuşan Erdem Başçı, Bankanın net rezervinin 40 milyar dolar olduğunu açıkladı, TLnin değerini aslanlar gibi koruyacaklarını, doların yıl sonunda 1.92ye ineceğini iddia etti.
Beklendiği gibi Eylülden itibaren Türkiyeden sermaye çıkışı güçlü bir eğilime dönüşüp ivme kazanırsa, tüm dengeleri alt üst edecek. Buna karşı Merkez Bankasının müdahale gücü ise bir atımlık baruttan ibaret. Dolar kurundaki her 1 Kuruşluk artış, toplam dış borcu 3.5 milyar TL, gelecek bir yıldaki borç servisini 1.7 milyar TL dolayında büyütüyor.
Kurdaki hızlı artış, bütçeyi hem gelir hem harcama yönüyle olumsuz etkileyecek. ithalatın azalması, fiyat artışı, gelirde düşüş sonucu iç tüketimin azalması, ÖTV, KDV gibi dolaylı vergi gelirlerini düşürecek.
Bu yıl OVPde 2013 için ortalama 1.83 TL öngörülen dolar kuru 1.90 TLnin de çok üstünde gerçekleşecek. Planını buna göre yapan sanayici ve yatırımcı için devalüasyon, maliyetlerde hesapta olmayan bir artış ve yeni sermaye ihtiyacı anlamına geliyor. Sanayinin üretim kapasitesi gerileyecek, yatırımlar yavaşlayacak, reel sektörün mali yapısındaki bozulma ile işten çıkarmalar artacak, işsizlik büyüyecek. Kurdaki yükseliş ve Suriye krizi nedeniyle varilinin 150 dolara çıkması beklenen petroldeki artış, Türkiyenin dışarıya bağımlı olduğu enerji ürünlerine ödediği faturayı kabartacak, elektrik, doğal gaz, akaryakıtta seri zamları kaçınılmaz hale getirecek.
Enflasyon azacak. işçi, memur, emekli ve esnaf; dar ve sabit gelirli kesim, reel bazda gelir kaybına uğrayacak; yani adeta görünmez bir el milyonların cebinden parasını çalacak. Milyonlar daha da yoksullaşacak.(ANKA)