38.
şöyle mükemmel bir söyleyiş güzelliğine sahip şiire sahip şair:
arkasına fon müziği de veriyorum https://www.youtube.com/watch?v=U8s7ZVj7FBI
şiir mi denir onlara
‘troya’da budanmış güle
söylediğin sözleri
şiir sandınız!
sarıl/sıklam yağmura tutuldum
rüzgara tutundum
suyun gizli gözdesi oldum
şiir sandınız!
onlar ida metinleriydi
hatmilerin son matemiydi
yaz ırmağına gece sözleriydi
şiir sandınız!
ida’nın eteğinde
gelincik aralığından
zambak kapısına süzüldüm
omzum kuğulara değdi
rüyalarınızı ağzından öptüm
şiir sandınız!
gül büyüsüydü hepsi
ege köpüğüydü
bir kadının göçmen yüzüydü
ah ne çok savruluş,
ne büyük aşktı o:
şiir sandınız!
37.
her şiirini bana yazıyormuş gibi hissettiğim, ve bir ara ciddi anlamda platonik aşk tarzında bağlandığım güzel şair..
ve der ki unutulmuş bir mektuptur aşk adlı şiirinde;
kırılgan günler edinmişsem
altmışından sonra.
bir çiçeği
koklar gibi tutacaksınız demektir bu
tutarken saydam ellerimi
aşkın önüne geçen şiirler beklemesin
artık benden sevdiğim kadınlar
ve bütün güzel kadınlar,beni
öper gibi öpsünler yaz ırmaklarını
sevgilim olan, kızım olan, ıssız
ormanım olan ülkemin o kadınları
ölümü ardına almış,çağcıl
soluğumdur yarışır durur hala atlarla
ben yalnızca bir tanımı arıyorum
belki de, büyülü yorumlar yorumunu
diyelim ki:aşk bir mektuptur
bir şairin göndermeyi unuttuğu
ey ülkemin en güzel şair kadınları
bana bir mektup yazın ve unutun on..
aşka aşık adam, mekanın cennet ve cennetteki en güzel şair kadınların sana göndermeyi unutacakları mektuplar yazmasını diliyorum...
36.
seni öptüğüm sokakta mı
kaldı o yağmur, o rüzgar
duvarların ardı karanlıktı üşütürdü
soluğumuzla ısıtırdık ıssızlığı
ve biz aşıktık o yüzden aşkla
katılırdık işçilerin direnişine
ahmed arif'i arardık ulus'ta
hasan hüseyin içerdeydi
bulvarda şiir okur, sokaklara sığınırdık
parklara usulca kar yağardı
aklımızdan geçmezdi
kırılan bir dal, susuz kalan bir ağaç olmak
bir gün ölecektik iki güzel
kırmızı gül açacaktı toprağımızda
seni öptüğüm sokakta
ne o yağmur kaldı, ne o rüzgar
ahmet uysal.
35.
Geceyi aldattım suç ortağı
arıyorum kendime
Geçen ömrümü aldattım aşklar
kapatmadı yaramı
Bir çocuk ağlıyordu içimde
yaz yağmuru sandım
Ah, yaşlanarak mı silsem onun
ıslak yanağını
Uzun koşu bitti yarısını bile
geçemedim çölümün
Deli dikenli kaktüsün tutamadım
yasak yemişini
Yenildim bu kuşatmada da uzun
mızrağım kırıldı
Yere düşürdüm aşk burcundan
simgesini üçgenimin
ahmet uysal..
34.
NECATiGiL
Sokaktan eve taşırdı
incecik kırgın bir aşkı
EDiP CANSEVER
Mendilinde kan sesleri
De bıraktı Edip Abi
TURGUT UYAR
En güzel ona uyardı
Büyük Saat, erken durdu
Kayayı Delen incir'in
Yurduydu onun da yurdu
CEMAL SÜREYYA
Çiçek dolu şapkasıyla
Hep güvertede oturdu
Ölümünden sonra bile
Cıgarası yandı durdu
CAHiT KÜLEBi
Mavi bir türkü söyledi
Bergüzâr oldu Külebi
NÂZIM
Yeryüzüne bir kez gelir
Adı Nâzım olan şiir
ahmet uysal..
33.
Geceyle dinlemeli genişleyen
Bir ağacın gövdesini
Üzerine yıldız sererken
Su vermeli gülün toprağına
Şiir geceyi sever çünkü
Aşk geceyle açıklar kimliğini
Eski bir ırmak yatağında
Yeni bir serüvendir gece
Ve bir kadın sevilmeyi bekler
Gecenin en ince yerinde
ahmet uysal.
32.
bir kadın tenidir gece
ay ışığında soyunan
benim için mi gizlice
gelir denizin koynundan
suyla rüzgârla öpüşür
onun ıslak ürpertisi
açık kalsa üstü üşür
kayınca şiir örtüsü
ahmet uysal..
31.
Güz gömleği giydi şiir
Hüzün sanıyor görenler
Açık kalmış bir düğmesi
Ki rüzgâr girsin diyedir
Cebinde yağmur kokusu
Bir tutam kurutulmuş ot
Yeni bir imge arıyor
Onunla, ince akan su
Bir kadın eli değmiştir
Belki de yıllar öncesi
Saklar durur unutamaz
O gömleği giydi şiir
ahmet uysal..
30.
Her şey hazır belki
yarın giderim
Yağmurun sesini de
alırım yanıma
Gömleğimin cebindedir
kuruyan otlar
Eski yerinde kalır gene
bozkır kokusu
Herşey hazır kesin
yarın giderim
Kırgın güz sokağı
uğurlar beni
Benim için rüzgâra
bürünür evler
Kapısını açık bırakırım
ıssız avlumun
Her şey hazır olamaz
hayal bunlar
Şehrini bulamaz bulanık
akan nehir
Savrulur derin vadilerden
düşer köpüğü
Kırık bir dal ucuna döner
kırgın şiirler
ahmet uysal..
29.
hüseyin'e, hidayet'e-
artık gizlisi kalmadı arka bahçemin
ele verdim saklı orman yolumu
yaşlı kadınlara dağıttım
kurutulmuş otlarımı da
genç şairlere gönderdim, kırk yıldır
biriktirdiğim rüzgârları
seksen öncesi, sonrası,
ben hep bir kırgınlığı yazdım
nasıl olsa bilirdi büyük ustalar,
yalnızca gül alıp satmadığını bir şairin
ahmet uysal..
28.
hep yakın gibi görünüyor
o büyük 'hayal / şiir' dilime,
ansızın uyansam geceleyin
eriyor, eriyor, eriyor çok
uzak sözcükler ağzımda
küllenmiş bir aşkın şiiri
yakıp duruyor dudağımı,
avuçlarım kızılalev kor,
üfürüyor bir rüzgârla
biriken tozunu günlerin
hey zeus'un oğlu, ida'nın
ıssız kumu, böğürtlen moru!
bu yüzden dar geliyor olmalı
sana, sığındığın bozkırda
hititlerin eski toprağı
sen de mi "gül/ten'e kandın",
otlar kuruttun, sular çürüttün,
ankara'da, konur sokak'ta,
dil nehrine dalıp çıktın,
hâlâ aramaktasın o şiiri
ahmet uysal.
27.
uzun gidilir öteki ucuna kumsalın,
martı izlerine basmayınız lütfen
çocukların arasından geçerken,
çakıl taşı toplamak iyi gelir ömrünüze
gece içilen son şaraptan sonra,
başlar orada sevgililer zamanı
devrilirse kaçamak öpüşlerle
aşkınızın kum masası, şaşırmayınız
unutulmuştur masallarınız, belki de
paslı izler kalmıştır bellekte
ıssız gidilir sonsuza, ölüm için
giyininiz artık, sonsuzluk giysinizi
ahmet uysal.
26.
Issız bozkırda usul esen
yaz yelidir hançer
Bütün eski kalıtların yanılmaz
belleğidir hançer
Ayrı kalınca kınından yitik
gümüş kabzasıyla
Zaman içinde çürüyüp gidecek
eğri demirdir hançer
Yıkım günlerinde odur öfkeli
imgesi şairlerin
Pul pul döker pasını birden
umutla devinir hançer
Ay ışığını sever ne de olsa
gecenin dostudur
En çok bir kadın koynundaysa
sevinir hançer
Islak bir parıltı ya da kan
izi bırakır ardında
Yasak sevişmelerin ölümcül
bedelidir hançer
Ne zaman kaygan bir kın
içinde düşünsem onu
Şiirin ipeksi dokusuyla
kendine bilenir hançer
ahmet uysal.
25.
cemal süreya'nın öldüğü
yaşı da geçtim
öldü
sevdiğim şairlerin çoğu
yağmura indirgediğim
söz
ve bir ince rüzgâr
kaldı bana onlardan
ahmet uysal.
24.
Yurdun neresiydi senin
Ey rüzgâra bürünen göçebe
Tükettin işte barındığın
Kırgın günleri de
Biriktirdin ve çürüdün
Eski taş oyuklarında
Çimlendi gizlediğin tohum
Islak bir çizgiydin
Kuşların geceye çizdiği
Acı sularında çığlıklar
Kırk yıl eğirdin ipliğini
Kırkıncı şiirinin
Önünde duruyor şimdi
Yangınlar atlası temmuz
Kül üreten kent günleri
Geçit vermeyen köprü
Çıkrıkta bekleyen iplik
Çıkıp gidecek gibisin
Kendine çizdiğin eğriden
Bursa günleri kentine
Şiiri ilk bulduğun
Su günlerine yeniden
Yeniden kuşatıyor seni
Korku ve kuşku günleri
içindeki taş tanrı
Ağır basıyor yeniden
Uzun süren o yıkımlar yılı
Yurdun neresiydi senin
Ey rüzgâra bürünen göçebe
ahmet uysal.
23.
Nereye gitsem karşıma çıkıyor ansızın
O temmuzlar, gözlerine benzeyen bir kızın
O temmuzlardı karanlığı sevdiren bana
Parlarken uzaklarda ışığı bir yıldızın
Otlarla, böceklerle uyuduğum günlerdi
Simgesiydim sonsuz bozkırlarda yalnızlığın
Şimdi unuttum bütün adları ve yüzleri
Yüreğimde yangınları kaldı temmuzların
Solumak, bir daha solumak o temmuzları
Güzelliğine vararak çok eski yazların
ahmet uysal.
22.
hüzün/ölçer
rüzgâr: hüzün ölçeridir eylülün,
ürpertir geceyi öptüğü yerden
acı/ölçer
şiir:acı ölçeri kanlı yüzyılın
yaralı bir temmuz atlasında
aşk/ölçer
hançer:ah, onunla ölçülür bütün
ölümcül, yasak aşkları ülkemin
güz/ölçer
şair:güz ölçümüyle yazan şiirini
uyaklar düşüren uzak rüzgârlara
ahmet uysal.
21.
Bir şiir
Tek bir şiir yazmalıyım
Uyağı rüzgar olan
Yağmura bürünmüş soluğu
Bir gün
Tek bir gün kalmalı
Benden kalacaksa geriye
Bir öpüş tadı dudağımda
Ve bir öpüş tadında
Olmalı o şiir de
ahmet uysal.
20.
Güz geldi ah, güle ne söylesem
Sana ne söylesem ömrüm
Sen ki şiirler düşürürdün
Uzun uğultularla akan sulara
Toprağın tuzu, taşın izi olurdum
Ayışığı toplardın güllerden
Gecenin ürpertisinden çocukluğumuza
Kırgın kadınlarımıza yazılarda
Oradan oraya savurduğumuz
Sarılan sarılan yalnızlığa
Şimdi nasıl koysam yerine
Kırılan dalı, örselenen çiçeği
Okşasam usulca, öpsem öpsem
Bulutlarla düşlesem, kuşlarla düşünsem,
Şiirle sağaltsam sayrı yüreğimi
Sana ne söylesem ömrüm sana
Sen ki gümüş pullar düşürürdün
Bulanık karanlığına hüznümüzün
Yeniden yeniden kazanırdık umudu
Unutulurdu yenilgi, susardı ölüm
Güz geldi ah, güle ne söylesem
Sana ne söylesem ömrüm
Toparlan, kanınla katıl haydi
Kalan ömrünle, kanayan yanınla
Bir yoğunluğa koy günlerini
ahmet uysal.
19.
Sisli şehirler bıraktın bana
Erken ölümünü kuşların
Ay ışığı da görünmez oldu
Çiçeksiz, yarım balkonumda
Uçuşan eteğini bulamadım
Kalbimi acıtıyor tenimin yarası
Her gece amansız bir sorgulama
Elimde kalan kırık dal ucu
Yırtıyor dokunduğu yeri
Kanlı bir hançer yatağımda
O kırgın yağmur sokağı da
işte kaybetti ince yağmurunu
Silindi penceremdeki ıslak gölge
Yakıcı öpüşlerin sıcaklığı
Tuzun eski tadı unutuldu
Sivri bir hançer bıraktın bana
ahmet uysal.
18.
Bir düşteydin bunca yıl
Boynunda şiir ilmeği
ince olsun istedin hep
ince olsun şiirin ipliği
Bir sürgünden bir sürgüne
Her zaman şiirden beklemeli
Eski bir çıkrık olsan da
Gülle dokudun ipeğini
Şimdi son duraktasın işte
Cemal'in indiği durak
inmek istediği Metin'imizin
Sana bir şiir yazımı uzak
ahmet uysal.
17.
yaz geçer günlerin tortusu
şiirden sorulur
hesabını versen de uzak iklimlerin
şiirin sonu hep sorgudur
şair, kuruyan otlarla özetliyorsun o büyük aşkını
halbuki her şey senin elinle aşk olur
yıktın yükünü ıssız ormana, sesinde ırmakların
akışı duyulur
işte sen de anladın sonunda bunu
yaşam ki şiirle sonsuzdur
ahmet uysal.
16.
Sisli şehirler bıraktın bana
Erken ölümünü kuşların
Ay ışığı da görünmez oldu
Çiçeksiz, yarım balkonumda
Uçuşan eteğini bulamadım
Kalbimi acıtıyor tenimin yarası
Her gece amansız bir sorgulama
Elimde kalan kırık dal ucu
Yırtıyor dokunduğu yeri
Kanlı bir hançer yatağımda
O kırgın yağmur sokağı da
işte kaybetti ince yağmurunu
Silindi penceremdeki ıslak gölge
Yakıcı öpüşlerin sıcaklığı
Tuzun eski tadı unutuldu
Sivri bir hançer bıraktın bana
ahmet uysal.
15.
Sen ki bir sözdüşüydün
Ulaşan en eski aşklara
Kırık testimde biriken su
ilk yazılı taşı söylencemin
Sendin bulduğum büyü
Bozkır buğulu bedenimle
Tuzuna inandığım çöl kumu
Kuşlar uçurtan susuzluk
Yollar ayrımı yüreğim
Zaman dokuyan çıkrıktı
Dönen ışık hızıyla
Boşluğa düşen sarmal
Aşk ki bir sözdüşüdür
Çıkar en eski yazmalara.
ahmet uysal.
14.
leylâk: yağmurlu günlerde
mora boyar gecenin örtüsünü
poetika: yağmur sözlüğüyle yazılır
burada rüzgârların şiiri
rüzgâr: küçük orospu çiçeklerinin
kokusunu sürükler gizli bohçasında
gece: güz ırmağına düşürür
tülünü, koynuma girmeden önce
ahmet uysal.