Her yağmur yağdığında kulagımda bu şiir dışarıya çıkıp ıslanma isteği uyandıran şair..
Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle
Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün
Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları
Tarih de kekemeleşiyor bazan
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini
Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir
Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun
ahmet telli
allah gecinden versin ama yarın öbür gün öldüğünde bu adam gibi adam, arkasından zerre kadar samimiyet içermeyen, "rahmetli de çok büyük şairdi" cümlelerinin ardı arkası kesilmeyecek. evet, çok iyi yazardı, hatta öyle bi'kelime çıkarırdı ki karşına bi'anda kaskatı kesilirdin. ama daha ölmedi ya, o yüzden kendisinden söz etmeye, lütfedip bir iki şiirini okumaya bile aciziz. neden? nasılsa öldükten sonra bileceğiz ahmet telli'nin de kıymetini. sağda solda şiirlerini paylaşıp, "büyük usta" yorumları yapıp duracağız. sanki onu "büyük usta" yapan ölümüymüş gibi..
yahu bi'kere de olsa, bir şeylerin, birilerinin değerini bilmek için yitip gitmesini beklemesek, o şu an varken farkına varsak n'olur sanki? "sonradan gelir aklım başıma hep sonradan, sonradan" mı diyorsun? peki.
mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
ölümdür biraz hep aynı yatakta
aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
kitapları hep aynı raflara sıralamak
aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
soluk soluğa yaşamalı insan
her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
ve cehenneme dönse de bir ömür
mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün
ya ahmet beni anlasan anlasan sen anlarsın! siktir edesim var geçmişi, geleceği, bugünü ama yapacak durumda değilim. isterdim böyle bir fantazi dünyasında yaşamak alıp bohçamı siktir olup gitmek ama imkansız. ne yapacağız ahmet söyle hele? gidememek yanıbaşımda gitmek ise uzak bir hayal ne dersin bu dilemmada kavrulup gidecek miyiz?
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...
ne zaman okusam ne zaman sesinden bir şiirini dinlesem şu şiirden anlamayan pek de sevmeyen bünyemi hasara sokan büyük insan. bu gece senden gidiyorum ahmet abi...
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün.
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya,
Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten?
mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
ölümdür biraz hep aynı yatakta
aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
kitapları hep aynı raflara sıralamak
aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
soluk soluğa yaşamalı insan
her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
ve cehenneme dönse de bir ömür
mutlaka bir şeyler değişmeli her gün
suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. yetmiş iki gündür sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim... dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (dilin suya dokunuşu... bir süngerin denizi yutuşu yani. bir çölün seraba
kesilmesi bir an için.) her gün ancak bir kere değdiriyorum dudaklarımı suya. dilimi kaçırıyorum artık. sünger, bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye... bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır. çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
kokusuna. kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi artık. küstü, öldürdü kendini su...su çürüdü...