ahmet telli

entry366 galeri9 video2
    135.
  1. evren
    yalnızlıktan da küçükmüş
    düşlermiş asıl sonsuz olan.

    evren
    umutlardan da küçükmüş
    mutsuzluk daha büyükmüş meğer.

    evren
    sekizinci renge sarınan
    metaforlarmış meğer.

    evren
    hiçlikten de küçükmüş meğer
    yaşamı ve ölümü ezberleyecek kadarmış

    evren
    küçük bir okyanusmuş meğer
    kıyısında yelkenliler batan..

    AHMET TELLi..
    0 ...
  2. 136.
  3. Hep öyküler dinledim
    buruk, acımsı, kekremsi
    Dinlerken yaşadım diyemem
    öldüm

    Ama ölmemiş
    o bin öykünün serüvencisi
    Sunuyor kendini
    canlı bir bildiri gibi
    kaçarak tırpanından
    ölümün
    oturmuş karşımdaki sandalyede
    demli çaylar istiyor garsondan
    Bol içki bir o kadar küfür ve boşvermişlik
    bütün hayata
    Ucuza kapatılmış
    hatta bedavaya gelmişken hayat
    dinler mi girdisini çıktısını
    o bin serüvenden sonra

    Çok öyküler dinledim
    cigara dumanıyla yüklü
    duvarların taş baskısı resimlerle
    süslü köy kahvelerinde
    buruk, acımsı, kekremsi
    Dinlerim yaşadım diyemem
    öldüm

    AHMET TELLi..
    0 ...
  4. 137.
  5. ismail'in kitabını okuyorum üç gecedir
    ateşler içindeki dünyada bir neferin
    ölüme at koşturan rüzgârını duyuyorum
    Managua yanıyor, her yanım ateşler içinde
    yanıyor bir çocuk sevgiyle okşanmaktan
    ve temkinli olmak yakışmazdı sana zaten augusto
    ve sen ey idris
    ismail'in ölümünü küçümseyen dostu
    "yediğin kurşundan
    bir gümbürtü kaldı ki bana!.."
    Roma'da navona alanında bırakıp ismail'i
    telzaatar'a dönüyorum gecikmiş bir martı gibi
    Yurdum diyebileceğim
    her yer kan-revan içinde, görüyorum
    ve boğazlanmış bir ceylan gibi
    serilivermiş denizler ortasına
    Önce ismail orda, ne zaman gelmiştir
    "gümbür gümbür ve sonuna kadar, taa-sonuna
    sonuna kadar sevdaya, sonuna kadar kavgaya
    çatlayacak kadar sabırsızlıkla"

    ismail1in kitabını okuyorum üç gecedir
    ve alnımı seher rüzgârına dayayıp
    sesleniyorum
    "-Ey usta
    nerde benim payım içtiğin baldırandan!."

    AHMET TELLi..
    0 ...
  6. 138.
  7. Ayağı kayan bir çocuk
    Kadar şaşkınım, bilemedim
    Düz yolda yürümenin imlâsını
    Kanayan dizlerime bakıp da
    Ağlamayı öğrenemediğim gibi

    Sevgilisi değildim kadınlarımın
    Bir papağan tüneğiydim belki
    Ama birkaç sözcük öğrendiysem
    Kadınlardan öğrendim, yine de
    Bilemedim sevgilim diyebilmeyi

    Büyülendim ama büyüyemedim
    Aklım ermedi aynalara ve suya
    Yüzümü gösterip kalbimi neden
    Sakladıklarını öğrenemedim
    Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada.

    AHMET TELLi..
    0 ...
  8. 139.
  9. Yabanıl ot kokuları
    getiyor bir rüzgar
    kıpırdatıp suları

    Belki sonbahar
    vurgun yapamayacak
    yol vermeyecek sular

    Ve neşeli bir ıslık
    tutturmuş şimdi doğa
    nice acıya karşılık

    Aşkı savunmada doğa.

    AHMET TELLi.
    0 ...
  10. 140.
  11. Yine bir duman çöktü sokağa, kent tutuştu
    Bütün sığınaklarda seni arıyorum, nerdesin
    Aklıma dökülen hatıralar hattında bir yangın
    Bir çapraz ateş başlıyor, newroz diyor birileri
    Dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim
    Bugünse ateş altındayım,
    Hatıralarımı yazma.

    Bir rüya görüyorsun, terlemişsin sırılsıklam
    Vurulup düştüğüme inanmak istemiyorsun
    Bir kente girişin provası oluyor oysa ölümüm
    Yeis yok, bir misillemedir bütün hatıralarım
    Yalnız yıkık bir duvar var karşıda,
    Ve bir kadının cesedi üstünde
    Uçuşup duruyor takvim yaprakları
    Seni bekliyorum orda, meydan saatinin altında
    Bir James Dean filmine gideceğiz gelirsen
    Cehennem hızıyla çarparken mutsuzluğun çelik zırhına
    Soluk soluğa yaşanacak tüm imkansızlıklar
    Boyle olmalıydı ve oldu işte diyecek oğlum
    Babamsa bir ağıta benzeyecek, küllerimi avuçlarken
    Bütüm köprüleri dinamitledim ve geldim işte
    Bir kente girmemiz nasıl gerekiyorsa öyle
    Apansız çıkmalısın karşıma
    Ki unutulmuş bir haykırış olmalı dünyaya
    Seninle her karşılaşmamız
    Mağlubuz,
    Durmadan kazanan bu hayat
    Basit bir üçkağıtçı sadece, bir sahtekar
    Beş benzemezle rest çekiyorum
    Ama o biliyor bunu ve çekiliyor oyundan
    Yokum diyor
    Dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim
    Bugünse ateş altındayım, hatıralarımı yazma.

    Hatıralarımı yazma,
    Tarih sanıyor birileri.

    AHMET TELLi..
    0 ...
  12. 141.
  13. Sımsıcak konuşurdun konuşunca
    ırmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
    yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
    çiğdemler güller mor menevşeler açardı
    Sımsıcak konuşurdun konuşunca
    Hâlâ koynumda resmin

    Dağları anlatırdın ve dostluğu
    bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
    Sesini duymasam çölleşirdi dünya
    dağlar yarılır ırmaklar kururdu
    bulutlar çökerdi yüreğime
    Hâlâ koynumda resmin

    Gün akşam olur elinde kitaplar
    ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
    bir kez bile unutmadın "merhaba" demeyi
    ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
    bir dostun vurulduğu gün
    Hâlâ koynumda resmin

    Kaç mevsim kırlara çıkıp
    çiçekler topladık mezarlar için
    Belki ürküttük tarla kuşlarını
    belki kurdu kuşu ürküttük
    ama aşkı ürkütmedik hiç
    Hâlâ koynumda resmin

    Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
    sımsıcak ve biraz boynu bükük
    Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
    yasak bir kitap gibi durmaktadır
    ve firari bir sevda gibi
    Şimdi duvarlarda resmin.

    AHMET TELLi..
    0 ...
  14. 142.
  15. Sırtında taşıdığın kıl heybe
    dağ rüzgârı ve lor peyniri
    gibi doluysa kır çiçekleriyle
    sesler türkülere dönecektir
    üzünçse ışıklı bir sevince
    Dudaklarında özlem türküleri
    ve gözlerinin menevşesinde aşk
    çağıldıyorsa çavlanlar gibi
    usulca gir umudun menziline
    hüznü gerilerde bırak

    Türküler paylaşılıyorsa eğer
    dağ rüzgârları paylaşılıyorsa
    sevinç de dahildir buna
    ve o zaman bütün bir yaşam
    paylaşılacak kadar güzeldir artık

    Heybendeki kır çiçekleri
    bir yangındır güze doğru
    tutuşturur yüreğinde
    uzak özlemlerin külünü
    hiç beklemediğin bir anda

    Güz gelip de yangın başlamadan
    tutmalısın doğanın yelesinden
    yüreğindeki seher yeli
    varmalıdır sabah olmadan
    gül bahçesine sevda hevengine.

    AHMET TELLi..
    0 ...
  16. 143.
  17. Gül diye kokla güz dalgınlıklarını
    Umut tacirlerine yüz verme sakın
    Yenilirsen dövüşerek yenilmelisin
    Hiç kimseye vereceğin hesap kalmamalı

    AHMET TELLi.
    0 ...
  18. 144.
  19. Hiç kimse bir aşkı
    Onarmaya kalkmasın
    Kaybedilmeye değer
    En güzel anında
    Bitirilmişse eğer.

    AHMET TELLi.
    0 ...
  20. 145.
  21. Herhangi bir kızınkinden ayrı değildi öyküsü
    hayatına ülkesini ekleyip yaşamaktan başka

    Usulca eğerek başını
    yürürken nedense hep
    birbirine dolaşır
    gibi olurdu ayakları

    Bir fotoğraf ve yeni
    koparılmış bir çiçekti
    ilk mektubuna eklediği
    kelimelerse büsbütün yangın

    Durup durup iç çekişleri
    sessizliği, dalgınlığı
    acıyla bakışı yollara
    aşkı öğrenişindendi

    Çiçekli bir dal
    gibi uzandı sevdiğine
    ve yalnızca
    ayrılıklar korkuttu onu

    Böylece bağladı
    hayat, dünya ve kavga
    ve aşk
    onun tarihinde milattı

    Temiz çamaşırlar ve bir demet çiçek
    taşıyor şimdi o kız, görüş günlerine

    AHMET TELLi..
    0 ...
  22. 146.
  23. Kara tahtaları
    Yeşile çevirdiler de
    Yeşil umutlarını
    Karaladılar çocukların

    AHMET TELLi..
    0 ...
  24. 147.
  25. Güz yakmadan gülün pembesini
    avuçlarımda ol, sokul yanıma
    gülüşünle ısınsın bedenim
    ve dudaklarımda acılaşan ıslık
    adınla çiçeklensin

    Serçeler göçe dayanmaz bilirsin
    ne özleyen bir bakış kalır
    ne de sımsıcaklığın
    sular donar yürek üşür
    sende kalır seni yakan

    Uçurumlar açılır yollarında
    buharlaşır çiy damlaları
    Terli bir kısrak gibi gel kapıma
    savrulsun saçların
    yastığım kekik koksun

    Uzağı yakın et
    pembeleşsin çarşafın
    ölüm kapımın tokmağında
    ayrılığı iyi bilirim
    ferhat olmayayım dağlarda

    Ey gülün pembesiyle
    bir gülümseyişi paylaşan
    kar yağıyor yatağıma
    avuçlarım kutuplara döndü
    gün kararmasın geldiğinde

    AHMET TELLi.
    0 ...
  26. 148.
  27. Gün biter gülüşün kalır bende
    anılar gibi sürüklenir bulutlar
    Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
    yarım kalan bir şiir belki de

    Aykırı anlamlar arayıp durma
    güz bitip sular köpürür de
    kapanmaz gülüşünün açtığı yara
    uçurum olur zaman her gece

    Her gece yeni bir savaş baslar
    acı ses olur, ses deli yağmur

    Sığındığım her yer adınla anılır
    ben girerim sokağı devriyeler basar
    Bir de gülüşün eklenir kimliğime.
    AHMET TELLi.
    0 ...
  28. 149.
  29. Göç oldu bir acıdan öbür acıya
    oysa sağrısı kurumamıştı atımızın
    daha dün sürüp gelmiştik buralara
    bugün göründü yine yolların ucu

    Devrildi kıl çadırlar seher vakti
    usulca uyandırıldı çocuklar
    ve kadınlar bohçası çözülmemiş
    bir keder gibi gibi düştüler yola

    Turnalar gitti biz gittik
    bitmedi peşimizdeki nal sesleri
    nerde konaklasak tedirgindik
    kuruyordu ırmaklar ve göller

    Bir yangın gibi taşıyıp durduk
    kederi ve acıyı göğsümüzde
    yer gök duman içindeydi sanki
    genzimizi yakıyordu ayrılıklar

    Zulüm bırakmadı peşimizi hiç
    biz gittik o buldu izimizi
    konar göçer olduk yedi iklimde
    tanığımızdır dağlar taşlar

    Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı
    gözlerimizin yorgun sularında
    yaşamak bir inat oldu artık
    yaşamak bir direnme oldu zulme

    Ve işte devrildi yine kıl çadırlar
    göç başladı bir acıdan bin acıya
    Geride akşamın küllenen ateşi
    ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı

    AHMET TELLi.
    0 ...
  30. 150.
  31. Bu kadar uzak mıydı
    git git bitmiyor yol
    görünmüyor dağın ardı

    Oysa bilmem kaç yıl
    bu yollardan yürünmüş
    Şimdi sanki bir masal

    Bu dilsiz dağ ve taş
    nerde saklar kuşları
    hangi gizle sarmaşdolaş

    Anlamak zor susuşları

    AHMET TELLi..
    0 ...
  32. 151.
  33. Gitmek. Bir hançeri inceltip
    Okyanusa daldırmak isteği
    Ya da düşebilmek atlasların
    Dışına ki ey kalbim
    Yalnızsın bu yolculukta da

    Gitmek. O kaos duygusu, aklın
    Sarsıntılarla yorgun düşüşü
    Bilincin kamaşması belki de.
    Rehin bırakılacak bir şey yok
    Unuttuklarından başka.

    Gitmek. Bir büyü gibi saran
    Ağrılar yumağı, kışkırtılmış
    Düşlerdir ki sen şimdi
    Esirgeme kendini kalbim
    Kederin o derin yalnızlığından

    AHMET TELLi.
    0 ...
  34. 152.
  35. Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
    Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
    Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
    Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
    Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
    Üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

    Gidersen kim sular fesleğenleri
    Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

    Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
    Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
    Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
    Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
    Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
    Birde seni ekliyorum susuşlarıma

    Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
    Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
    Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
    Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
    Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
    Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

    Gidersen kar yağar avuçlarıma
    Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

    Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
    Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
    Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
    Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
    Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
    Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

    Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
    Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
    Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
    isyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
    Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
    Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

    Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
    Bir tufan olurum sustuğun her yerde

    AHMET TELLi..
    0 ...
  36. 153.
  37. Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
    Tenhaydı düşlerim, geceydi, çıkıp geldim işte
    Su ve ateş bir de gülünç yalnızlığım var sana
    Getirebildiğim, kokularını yitirmişti çünkü güller

    Suyu dinle ateşi yak özledim demek bu

    Parasız yatılı hüzünlerden ne kalır geriye
    Biraz Tamil biraz Türküz ayıptır söylemesi
    intiharsa günahtır külliyen yasak bilirsin
    Pısırık bir ihtilal gibi getirdim sana bunları

    Bir de belleğim, başıma bela hazin ve komik üstelik
    Hatırla eskiyen meydan saatini, çocukluğundur
    Tayyare pulları getirdim sana evden kaçışlarımı
    istersen yok say bunları tespih de yapabilirsin

    Beni vur saatin altında seni seviyorumdur bu

    Şiir yazan bir adamın fotoğrafı var yanımda
    Kendini ölümlü sanıyor onu getirdim ganimettir
    Büyüdü büyülenerek, taşlayarak kovdu kabilesi onu
    Suyun öte yakasında yaşadı, Sisyphos dediler adına

    Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
    Ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan
    Kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana
    Unutulmaya geldim işte onarılmaya değil

    Kov beni kabilenden ama bekliyorum demek bu.

    AHMET TELLi..
    0 ...
  38. 154.
  39. Kuytu bir köşesindeyim
    ve yorgun bedenimin altında
    çıtırdıyor kuru yapraklar
    Üstte kristal bir gök
    ve yıldızlar
    ozancasına

    Yalnızım
    sıkıntının yalnızlığı değil bu
    Düşlerle el ele
    yaşamayı dillendiren
    ve yudum yudum özümleten
    bir sevgi yalnızlığı

    Dinlendiriyor yüreğimi
    kafamı
    bedenimi
    serin okşayışlarıyla doğa
    Dinliyorum en güzel türküsünü
    kurdun kuşun

    Uçmak için
    kanat aramıyorum

    AHMET TELLi..
    0 ...
  40. 155.
  41. Eylül, gülleri soldurarak
    duyurdu bu yıl kendini
    Böyle olacağını bile bile
    şaşırttı bizi yinede

    Daha bir demet kır çiçeği
    alıp koymadık vazoya
    Güller mi unutturdu bize sevinci
    yoksa aşındırdık mı kimi duyguları

    Şöyle bir akşam
    söyleşemedik dostlarla
    erkenden kapandı perdeler
    yorgun muydu çocuklar da

    Her gün yağmalanan
    talan edilen sevincimiz
    kurudu galiba büsbütün
    su yürümüyor dallara

    Ama kırpıntı, bir küçük
    uç uç böceğinin her nasılsa
    konuvermesi balkona
    uyarıyor bizi irkilterek

    Bu kahrolası tarraka
    bitecek gibi değil sokaklarda
    Çekip kapıyı çıkmak en iyisi
    dalmak caddelere, varoşlara

    Belki o zaman eylül
    şaşırtmayacak bizi
    bulup çıkaracağız çünkü
    evrenin öteki yüzünü

    AHMET TELLi..
    0 ...
  42. 156.
  43. Günlerdir eski bir hüzünle çıkıyorum voltaya
    (kötüye işaret bu, üstelik yalnızlığa sığınıyorum)
    Unutup gitmişim ezberimdeki bütün şiirleri
    bulutlara bakıyorum uzun uzun, yalnız bulutlara

    O uzak kasaba akşamları düşerken aklıma
    tecrit'teki yine bir türkü tutturuyor
    Ey kalbim sana denk düşüyor bütün bu acılar
    acılar tek ve mutlak olan bir şeyi anlatıyor

    Yağmur kuşları geçiyor avludan sürü sürü
    dalların hışırtısını duyuyorum, üşütüyor beni
    Ötede, kentin üstünde bir şimşek çakıyor birden
    suretin yansıyor göğe ve her yağmur damlasına

    Uzak bir anı oluyor her şey, silikleşiyor
    ve alnım ateşler içinde, bir tutabilsen
    unutup gitmişim bütün türküleri artık
    (kötüye işaret bu, üstelik yalnız sana sığınıyorum)

    Kısa süren hastalıklar vardır ya, işte öyle
    geçip gidiyor akşama doğru hüzün bulutu
    resmini asıyorum ranzamın başucuna yine
    ve bir türkü tutturuyorum günün son çayında
    -Teslim olmayalım halilim kurşun atalım!

    AHMET TELLi.
    0 ...
  44. 157.
  45. -I-

    Söğüt ağaçlarının
    Bulutsu serinliği
    Gümüşsü bir renge
    Çevirirken akşamı
    Uzak dağ başlarını
    düşürür aklına

    Çıkar sedef kakmalı
    Gümüş çakını o zaman
    Bir dal kes ışkınlardan
    Ve usulca yaslan
    Yaşlı bir çınarın yorgun göğsüne

    Çınarlar ki ağırbaşlı
    Ve biraz bilgedirler
    Yorgun ve kederli
    Gövdeleriyle onlar
    Nice öyküler dinlemiş
    Çok umur görmüşlerdir

    Nice aşkların tanığı
    Nice gizlerin suskun
    Taşıyıcısıdır çınarlar
    Ve bu yüzden saygın
    Bir yerleri vardır
    Halk duyarlığında

    Ve derler ki onlar için
    Kendilerinden başkasını ele vermemişlerdir

    -II-

    Uzak dağ başları
    Yalnızlıkları getirir aklına
    Bir de efkarlı türküleri
    Ve senin yalnızlığın
    Ancak dağlara sığabilir
    Bir de türkülere

    Belki bir zaman
    Geçitler kapanmış
    Koyaklar tutulmuş olabilir
    Yabanıl sesler, ateşböcekleri
    Kıpırdayıp durur çevrende
    Bir de sessizlik

    O zaman
    Bir tutam kekik
    Bir tutam dağlalesi kopar
    Ve usuldan usuldan
    Söylemeye dur
    Eşkiya türkülerini

    O türküler ki biraz kederlidir
    Ama kendilerinden başkasını
    Ele vermemişlerdir
    Göreceksin önce çobanlar
    Ses verecek sana
    Sonra bütün bir doğa

    Doğayı aldın mı yanına
    Gürül gürül akan kalabalıksın
    Üstelik eşkiya türküleri
    Ve çınarlar seninledir
    O zaman çekinme
    Düş yollara.

    AHMET TELLi.
    0 ...
  46. 158.
  47. Deli kuş bilir misin nedir
    türküler kadar sevdalanmak
    duyabilmek yüreğinde
    bir depremin uğultusunu

    Suya düşen bir karanfilse yüreğin
    bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm
    vursun seni o taştan bu taşa
    o çağlayandan bu çağlayana sürüklesin

    Kavgadan uzak kalmışsan
    sevdadan da uzaksın demektir
    devinmez yüreğinin mağması
    çatlamaz sabrın kara taşı unutma .

    AHMET TELLi.
    0 ...
  48. 159.
  49. Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
    Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
    Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
    Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
    Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
    Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

    Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

    Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
    Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
    Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
    Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

    Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
    Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
    Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
    Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
    Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
    Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

    Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

    Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
    Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
    Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
    Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

    Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
    Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
    Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
    Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
    Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
    Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

    Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

    AHMET TELLi.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük