ahmet telli

entry366 galeri9 video2
    85.
  1. Gün bitti, elindeki güller de soldu
    anımsanacak neler kaldı bugünden
    paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak
    belki bir türkü söyleriz geceye karşı
    saçlarını tarazlayan bir şafak olur

    Zaman kekemeydi ve tarihe sızan
    soytarılar gördük genç ömrümüzde
    ölüm peşimize düşende bir göçebeydik
    suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına
    bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı

    Rüzgâr suyu soğutsun su terli bedenlerimizi
    ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları
    konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar
    gidersek gülüşler azalır buralarda
    kim bulur kayıp adresteki dostları

    Bir karanlığa bakıyorum bir de zamana
    ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin
    ve ancak yeni bir yorumu oluyor aşkın
    saçlarından sızan bu karanlık yağmur
    ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar

    Saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü
    çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların
    ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru
    -Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm
    kendimi, seni ve bütün dünyayı..

    ahmet telli.
    0 ...
  2. 86.
  3. I

    Gün ağarmadan yola çık
    sislenmeden bütün dağ taş
    Dönüp dönüp bakma artık
    bir ozan gibi ayrılığa düş

    Dehşetli bir acıdır belki
    uçurum, orman ve rüzgar
    ve ağzında kuş tüyleri
    taşıyarak geçen bulutlar

    Neyi bırakmışsan geride
    bir kül yığınıdır şimdiden
    ömrün gibi savrulup gider işte

    Ama ıslığını unutma sakın
    bir türküdür yine de
    yolcuya en çok yakışan

    II

    Dağın eteklerine vardığında
    şöyle bir dur ve soluklan
    sonra meşeliklerin orada
    sırtüstü uzan gün batarken

    Dinle bir an ormanı ve suyu
    başlayacaktır az sonra
    doğanın yabanıl konçertosu
    hışırtılar içinde kalacak ova

    Kayıp giderken bulutlar
    usulca sokulacak yüreğinin
    gizli geçitlerine bir rüzgar

    Buğulu türküler duyacaksın
    ve aşk çılgınlıklar bekleyecektir
    yolları uçurumla kesilenlerden

    III

    Dizginlerinden boşanmış bir at
    gibi soluk soluğayken doğa
    soluğun yetiyorsa yaylanıp tut
    yelesini ve katıl rüzgara

    Unutma ki yalnız değilsin
    yüreklendiriyor seni aşk
    ve birdenbire boşanan
    bu çılgın sağanak

    Aşk ile sağanak
    hep aynı kokuyu taşıyacak
    hangi kentte bir koklasan

    Yolculuklar özetleyecek ömrünü
    Gülüşü ve hüznü sürükleyen büyü
    elinde bir gül olacak sevdiğinin

    ahmet telli.
    0 ...
  4. 87.
  5. Yenildik;
    Şimdi kim bilebilir zakkumun
    O kekre tadını bizim kadar
    Tenimize sinmiş sülfür kokusunu
    Soluğumuzdaki cıvayı kim duyar

    intikamcıydı bilim, sezgimizse
    Gölgesi sulara vuran bir ceylan
    Neyi yaşamışsak ömrümüz diye
    Derimize yazdı o vak'anüvis
    Kehribar saplı bir hançerle

    Kehânet kuyularında sınandık
    Terkettiğimiz her şehir yakıldı
    Anıtlar dikildi kahhar ve kutsal
    Zamansa bir karadeliğe dönüştü
    Belleğimizin oksitlenen çöllerinde

    Çöl ve moraran cesetler, rüya
    Kâbusa dönüyor cinnet saatidir
    Coğrafyanın bu yakasında bir halk
    Kendi oğullarını boğazlıyor artık
    Kûfi bir cesaret oluyor cinnet

    Biz keder diyorduk, tarihmiş
    Dilimizde işte o kil ve kül tadı
    Şimdi kim bilebilir yenilginin
    O kekre kokusunu bizim kadar
    Soluğumuzdaki cıvayı kim duyabilir..

    AHMET TELLi...
    0 ...
  6. 88.
  7. Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
    ben inanmıyorum kim ne derse desin

    Sodom ve gomore efsanelerde kaldı
    yaşanan bir başka tarih şimdi
    şöyle bir dokunsak toprağa yalınayak
    duyacağız belki tarihin akışını

    Bahar da gecikebilir unutmayalım
    böyle okuduk hayatın kitaplarından
    Hele vakt erişsin sevda dal versin
    uzanacağız bir sabah çiçekli bir ağaca

    Unutmayalım aşkın sımsıcaklığını
    suskun bekleyişlerini varoşların
    Kitapları, fabrikaları unutmayalım
    Unutmayalım dağların öyküsünü

    Zincirlerini kırmasını bilir bir kent
    Aurora'yı unutmayalım
    Kışlık saray ne kadar dayanabilir
    hayatı kollamasını bilenlere

    AHMET TELLi...
    0 ...
  8. 89.
  9. Bir süredir kuşlar da yok
    Kentin bulanık göğünde
    Dumanlı bir uğultu
    Uzayıp dururken sokaklarda
    Ürküttü bütün kuşları da

    Öfkeyi kollayarak sakin
    Kalabilmenin zamanıdır
    Biliriz ki bizimledir doğanın
    Ve sevdanın gülümseyen sevinci
    Ve onlar sahip çıkacaktır bize

    Biz ki acılarla olgunlaştık
    Biliriz kederi, kahrı ve zulmü
    Aşkı ve hicranı da biliriz
    Nice onmaz denilen yarayı
    Acılarla sargılamadık mı

    Ve ölesiye bağlıyızdır
    Sevdamızı paylaşan
    Uzak ve yakın dostlara
    Ki ahde vefa denilen şey
    Bizimle girmiştir kitaplara

    Ama neler getireceğini yarının
    Ve neler alacağını bizden
    Hesaplamanın zamanıdır
    Bel bağlayamayız çünkü
    Feleğin ve zalimin insafına

    AHMET TELLi...
    0 ...
  10. 90.
  11. Hayatın devraldığı
    sessiz bir özsudur acı
    birikir yüreğinin kıvrımlarında
    ve ağar gözlerine ağır ağır
    Bulutlar yere inmiştir artık
    ya da gurbettesindir
    Unutma

    Bir hayalet gibi kapındadır
    yalnızlık denilen şey
    ufkun kararabilir birden
    için çölleşebilir
    Kaçışın bile bir adımdır
    ya da dönüşündür kendine
    Unutma

    Her sayfası kederle kararan
    bir hüzün defterine döner günler
    ve her sabah 'merhaba hüzün'
    "merhaba yalnızlık"
    diyerek başlarsın hayata
    Ama hayat bağışlamayacaktır seni
    Unutma

    Üstelik günlüğü yoktur hüznün
    hiçbir zaman da tutulmayacaktır
    Serüvenlerin yorgun yeniği
    elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün
    ya da hasta bir tanıdıktır ancak
    hepsi o kadar
    Unutma

    AHMET TELLi...
    0 ...
  12. 91.
  13. Yüklenmiş kanadına uzak kırların
    ve gecelerin kar ürpertilerini
    taşıyıp gelmiş buraya dek
    hâlâ uğulduyor ürkek göğsünde
    dağ başlarının çelik fırtınaları

    Çocuksu bakışlarında yorgunluk değil
    bir hasretin direnci var daha çok
    ama üşüyor yanlızlıktan üşüyor
    tek düşmüşlüğün acımsı utancından
    boynu eğik bekliyor şafağı şimdi

    Bir yanlızlık mıdır bunca çoğaltan
    acıyı ve biberli yanılgıyı
    ve bir yanlızlığı kabullenmek midir
    inceden ve usuldan başlatan
    yürekte burgaçlanan sancıyı

    Sessizce çekilmiş dostların arasından
    bir yanlışı sürdürmenin ortasından kendince
    Ayrımına bile varılmamış o yangın günlerinde
    Ama üşüyor şimdi kar fırtınasına tutulmuş
    gibi üşüyor yalnız kuş

    Şimdi biliyor artık yalnız kuş
    biliyor ki artık gecikmiştir
    yolcular varmıştır varacağı yere
    Anlıyor ki şimdi yalnız kuş
    yalnızlık yanlışlığın ilk adımıdır.

    AHMET TELLi...
    0 ...
  14. 92.
  15. Toprağı nasıl kavrarsa ayrıkotları
    ve nasıl çölleştirirse usul usul
    öylece sarmış seni yanlışlar
    çürütmüş yüreğindeki öfkenin
    dayanıksız tohumlarını
    çorak bir toprağa döndürmüş içini

    Zehirli sütleğenler sürülmüş ökselere
    sinsi bekleyişler gibi yapışkan
    iğrenç gülücükler serpiştirilmiş
    belli ki sen
    konacaksın acemi sekişlerle
    yalnızlığın bu hayın ökselerine

    Ve şimdi uysal bir kedi gibi sokuluyorsun
    gergefini sessizce işleyen gecenin koynuna
    Usulca okşuyorsun yalnızlığını
    usulca ve sessizce yaşamak diyorsun buna
    oysa hayat
    açılmamış bir yumak gibi duruyor ellerinde

    Ah yalnız kuş
    belli ki sen hiç bilemeyeceksin uçmayı.

    AHMET TELLi...
    0 ...
  16. 93.
  17. Ne hüzünler kurtarır seni
    ne çeyiz sandığının ceviz gölgesi
    ve ne de acının ses duvarındaki
    yorgun ve bıkkın bekleyişler

    Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını
    düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar
    hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır
    verecektir en olgun meyvelerini mutlaka
    yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü

    Yak sevdanın çırasını türkülerle
    barajını yıkan bir ırmak gibi katıl hayata
    Hüznün isyana dönsün artık
    bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu
    evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya.

    AHMET TELLi...
    0 ...
  18. 94.
  19. Tuzağa düşmüş bir ceylanın
    bakışındaki hüzün değildir umut
    Kınalı keklik gibi ürkek
    bir kuş da değildir
    Ne yalvar yakar olmuştur
    zulmün pençesinde
    ne de düşürmüştür
    kırların ve türkülerin
    onurunu yere
    Baharda bir tomurcuk
    gibi patlayan öfkedir umut
    barajını yıkan bir ırmaktır
    açılır serpilir
    ve büyür kıyısında sevda
    Emzirir aşkı
    emzirir ve büyütür gül nakışlı sabırlardan
    ferhat'ın direncini
    bin yılların sabır taşını çatlatırlar
    açar bin yılların kapısını

    Düşman dönük
    bir mavzer gibidir umut
    yaratır tetik ve parmak
    en gürbüz çocuğunu tarihin

    AHMET TELLi...
    0 ...
  20. 95.
  21. Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan
    Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam
    Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
    Meşeler göğermiş diyorsun, varsın göğersin
    Anlamını yitiren bir şeyler mi var şimdilerde
    Yazdığım şiirlere yabancıyım, sokaklara yabancıyım
    Taşı delemiyor bir çığlık ve apansız
    Su oluyorum ipince, kendime sızıyorum
    Dünya yetmiyor bazan, bırakıp gidebilir miyim?
    Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun!
    Efkar da yakışırdı sana, ilk kadeh kekik kokardı
    Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü
    Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları
    Sabahlara kadar düşüncelerimizde yaşattığımız hayallerimizi
    Kar aydınlığında yürüdüğümüz o yolları
    Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan
    Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam
    Her akşam mektup yazarım dağlar kadar
    Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun
    Unutma dostumsun sen, neredeysen orda ölmek isterim!

    AHMET TELLi...
    0 ...
  22. 96.
  23. Ne gözlerindeki çöl yanlızlığı
    Ne de yüreğindeki sönmüş volkan
    Büsbütün kopmuş sayılır yaşamaktan

    Şüphesiz eski bir frenks kadar
    Alışkın değilsin bekleyişlere
    Ama suskunsun bir sfenks kadar

    Susmak birşeylerin anlatımıysa
    Şüphesiz en anlamlı şeydir susmak

    Uzak dağ yanlızlığını anlatmak
    Ürpertsede bir şairi her zaman
    insanın en görkemli yanı yaşamak ve susmak belki de
    ikisi de sevgiler kadar anlamlı

    Susmak birşeylerin anlatımıysa
    Şüphesiz en iyi anlatıcıdır doğa..

    AHMET TELLi...
    0 ...
  24. 97.
  25. I-

    Yaşananı aşan sevda yorumu
    Şiirin kanıyla yoğrulmamışsa
    Gülün hevengini coşturan bengisu
    Verilmemiştir çeliğin damarına

    -II-

    Şiirden söz açılınca
    Diyor ki bana konuğum
    - Başka söze gerek yok
    Aşktır onun tarihçesi

    AHMET TELLi...
    0 ...
  26. 98.
  27. Filler mezarlığında fil ölüleri
    Ve belki birkaç da şiir bulursunuz
    Ki o şiirler kendi ölümlerini sezen
    Birer kuğuydular kuytu sularda

    AHMET TELLi..
    0 ...
  28. 99.
  29. Susar kuşlar
    Susar kent
    Cadde...
    Sokak...
    Kurulur suskunun saati

    Öpüşleri nasıl da soğuk sevdiğimin
    Donup kalmış
    Sevda kokanı bile sözcüklerin
    Buz tutmuş şiir
    Buz tutmuş türkü...
    Kurulmuş suskunun saati

    Gelinir sonra
    Hem nasıl gelinir gör
    Devinir tarihsel birikim denizi
    Çatlar tohum...
    Çatlar zaman..
    Kırılır suskunun saati

    Gör nasıl kırılır...

    AHMET TELLi..
    0 ...
  30. 100.
  31. Hiç kimse senin kadar
    yakıştırmamıştır hüznü kendine
    Hüzünler ki aşkın ve şiirin
    yıllanmış şarabıdır
    damıtılmıştır acıların imbiğinden
    Hüzünler ki şairlerin yüreğinden uçuşan
    sararmış çiçek tozlarıdır
    Biraz da şairlere özgüdür hüzün

    Bozkırın yalımına direnen
    solgun bir gül gibi yüzün
    Acının, sabrın ve yalnızlığın
    sessizliği sararıyor
    yorgun güzünde alnının
    Ve artık hiç bir şey bırakamıyorsun
    bekleyişlerden başka kendine
    Biraz da şairlere özgüdür bekleyiş

    Hiç kimse senin kadar
    alışkın değildir ayrılıklara
    Ayrılıklar ki nişanlısıdır hasretin
    acılar ve türkülerle çeyizlenir
    bekleyişlerin sararan güzüne
    Ve hasret kızıl bir güldür
    ayrılıkların mendiline nakışlanmış
    Biraz da şairlere özgüdür hasret

    Kerem'i kül eden yangındır gurbet
    ferhat'ın sabrıyla çatlayan kayadır
    Sarınarak acının yorganına
    sararmış bir yaprak gibi nakışlar
    bekleyişlerin gergefine hüznü
    Gurbet biraz da halep demektir
    söylenir adı efsane efsane
    Biraz da şairlere özgüdür gurbet

    Ayrılıkların çanı vurduğunda
    savrulur pişmanlığın kızgın külleri
    Bütün sevdalar hasretin yalımıyla tutuşmuş
    bir bozkır türküsüdür Kerem'in kavruk bağrında
    ve artık
    yollara düşmenin zamanıdır
    şen olasın halep şehri
    Biraz da şairlere özgüdür ayrılıklar..

    AHMET TELLi...
    0 ...
  32. 101.
  33. Suçlama beni
    böyle bırakıp
    gidiyorum diye
    bağrımı yakan
    bir yaradır
    bu ayrılık şimdi

    Bil ki kanımdadır
    sevişmelerin yangını
    öylece girerken
    gecenin bağrına
    taşıyorum sımsıcak gülümşeyişini

    Yaşanan günler
    hayatı oyarak
    gedikler açıyor
    durulur mu artık
    durgun sularda
    bekleyerek seheri

    Talan ediliyor
    bahar ve aşk
    öyle bir soyun ki
    duracak gibi değil
    vurmazsak eğer
    kendimizi yola

    Yaşamak zorunlu
    kurtarılırsa eğer
    bahar ve aşk
    ve şimdi hayat
    acı yeşil
    bir kader renginde

    Hayatın ve sevincin
    kaderinin altettiği yer
    kavganın ortasıdır
    ki umudun çiçeklenişi
    aşkın
    yengisidir bu

    Söylenecek bütün sözler
    sevincin ve sevdanın
    savunulmasına dairdir
    ve şimdi onlar
    yaralarını saracak
    birilerini beklemektedirler

    Ey anısıyla
    kalbimi yakan
    kederlenme hemen
    ve suçlama beni
    böyle bırakıp
    gidiyorum diye

    AHMET TELLi..
    0 ...
  34. 102.
  35. 1
    Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
    deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık
    hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle
    gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
    Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir
    leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan
    havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)
    Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıtla yaktım,
    jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül
    edip savurdum.

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    2

    Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan
    kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
    Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
    yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu
    sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
    zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim
    sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama
    durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
    peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar,
    soruyorlar, soruyorlar...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    3

    iki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
    istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
    Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
    dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
    duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
    yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
    Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    4

    Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
    deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki
    bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
    Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
    beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... Cüzzamlının,
    vebalının bir rengi vardır. irinin bir rengi... Ölünün bile bir
    rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
    rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    5

    Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
    Soyumun neye benzediğini unuttum. 'insana benziyorlardı'
    diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
    halkasında insanlık...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    6

    Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
    sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
    yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
    çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
    Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla
    çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
    damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. ince bir kan şeridi
    sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    7

    Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
    sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
    değdirdiğim... Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
    dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
    kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
    dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
    vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir
    su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
    kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
    artık. Küstü, öldürdü kendini su...
    Su çürüdü...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum

    AHMET TELLi...
    0 ...
  36. 103.
  37. Olur, aramam seni ve kimseyi
    Anıları pas tadında bırakırım
    Konuşacak ne kaldıysa kalsın
    Susmaktır birşeylere saygılı kılan
    Ayrılık da bir olanaktır bilirsin
    ince bir sis, bir hüzün örtüsü
    Dumanlı bir ıslık yakışır şimdi
    Dudaklarıma, bırakıp giderim
    Söz / de sararır biterken bir aşk
    Kediye iyi bak çiçekleri sula
    Diyorsam da aldırma sözlerime
    Alışkanlık işte başka birşey değil
    Söz / de sararır biterken bir aşk

    AHMET TELLi..
    0 ...
  38. 104.
  39. Sesim soğuk bir sis
    Gittikçe grileşen dalgınlıklar oluyor
    Sormuyorum bir yolculuğa kimle çıkılır
    Ve kim yırtıp atabilir elindeki son dönüş biletinide
    Tüm yalnızlıkları mümkün kılan birileri olmalı
    Yada kalbini kederle onaran bir göçebe
    Özlemek o zaman bir çığlık olabilir belki, bir çığlık
    Sormuyorum artık biliciyede bilginede
    Aşkın darası nedir
    Ve mutsuzluk mümkünmüdür ki o,
    Bir kırlangıç ikindisiydi belkide,gümüşte ve hüzne gizlenen

    Ödünç sevişlerden bize kalan sonsuz grilikler oluyor yalnız
    Ve bir çocuğun hüznüne kazınıyor ,gülüşlerimizin paramparçalığı
    Sesimin sislenmesi bundandır

    Karşılığı yok hiçbir acının
    Herşey gölgesi kadar ağır
    Sormuyorum artık sormuyorum
    Hergün yeniden kodlanan umutlarla kirletiliyor dünya

    AHMET TELLi..
    0 ...
  40. 105.
  41. Büyük aşklar yolculuklarla başlar
    ve serüvenciler düşer bu yollara ancak

    Onlar ki dünyanın son umudu
    soyları tükenen birer çılgındırlar

    Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
    Ölümle alay ederler sanki

    Nerde beklenirse ordaydılar
    bir kez bile gecikmediler ömür boyu

    Neydi onları ordan oraya
    savurup duran şey

    Onları daima yalnız kılan
    neydi bu yaşam denilen gürültüde

    Her dilden bir adları vardı onların
    ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar

    Sarışındılar belki de esmer
    yani birçok yüzün bileşkesi

    Ne altın arayıcısıydılar
    ne de aylak bir gezgin

    Vurulup düşseler de her kuşatmada
    serüvencidir onlar ve hiç ölmezler

    Ki onlar hep yalnızdır ve her nasılsa
    Bulurlar heder olmanın bir yolunu

    Onlar ki bu dünyada
    kahraman olmaya mahkumdurlar

    Sislenen anılar kaldı bize onlardan
    renkleri bozulup duran solgun anılar

    Nasıl yazmalı ki silinip gitmesin
    bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna

    Bileği güçlü ve gözüpek avcılar mıydı
    onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan

    Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi
    vurulup düştükçe ışığını karartan

    O serüvenlerin günlüğü tutulmadı
    yazılmadı o insanların destan şiiri

    Parça parça ettirilseler bir kartala
    (ki sanırım böyle oldu sonları)

    Fışkırır yüreklerinden
    başarısız ihtilallerin yangınları

    AHMET TELLi...
    0 ...
  42. 106.
  43. Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
    Ama atıldı yine de serüvenlere
    Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
    Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı.

    Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
    - ki onlar daima birer yalnızdılar

    Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
    Gitmişti o kentten anımsamıyor artık
    Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala
    Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği
    Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine
    Korkular geçiren o kız nerededir şimdi
    Sensiz olursam yaşayamam diyen
    O liseli kız hangi kentte kaldı
    Ve o sarışın
    O afeti devran bekler mi hala
    Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını

    Üşüten bir acıydı belki her ayrılık
    Her yolculuk yangınların başladığı yereydi
    Ama vakti olmadı hesabını tutmaya
    Aşkların, ayrılıkların ve acıların

    istese de kalamazdı vakti gelince
    Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda
    Yürek burkulması ve hüzün ve keder
    Aralıksız doldururdu acıların bohçasını
    Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği
    içinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi
    Ay bile soğuktur o zaman
    Bir buz parçasıdır
    Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara
    Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler

    Biraz da serüvendi yaşamak
    Belki yatkındı büyük yolculuklara
    Ki serüvenler daima büyük aşklar
    Ve büyük yolculuklarla başlar

    Anıları aşkları ve bir kenti
    Bırakıp gidebilirdi apansız
    Apansız başlardı yolculuklar
    Hangi saatinde olursa günün
    Ve hep kar yağardı nedense
    Durmadan kar yağardı yol boyunca
    Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün
    Kent görünmez olunca arkada
    Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından
    Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun

    Ne zaman yollara düşse biterdi acılar
    Gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından
    Kavaklarsa oynak bir çingene kızı
    Her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları

    Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
    Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
    Ölümdür biraz hep aynı yatakta
    Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
    Kitapları hep aynı raflara sıralamak
    Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
    Soluk soluğa yaşamalı insan
    Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
    Ve cehenneme dönse de bir ömür
    Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün

    Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
    Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre
    Ölüme ve aşka durmadan kement atan
    Serüvenlerle geçsin yaşamak

    Buz tutmuş bir dünya ortasında
    Yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
    Önünde dağlar, uçurumlar
    Sarsılan gök, yarılan toprak
    Çelik uğultularla burgaçlanırken
    Yaşamak işte öylesine kucaklardı onu
    Ve her nasılsa keklik sekişli
    Bir aşkın sevinci dolardı yüreğine
    Çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa
    Ne kalmışsa bir önceki serüvenden

    Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları
    Bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde
    Pervasız bir acemi, bir çılgın
    Soyu tükenen bir bilgeydi belki de...

    O yalnız kaybetmesini öğrendi ömründe
    Avucundan dökülen kum taneleriydi her şey
    Ne bir serseriydi ne de yılgın bir savaşçı
    Ama kendi kafasıyla düşünen ve hakkında
    Ölüm fermanları çıkartılan biriydi belki
    Sevince deli gibi severdi
    Pervasız severdi sevince
    Dövüşmek ancak ona yakışırdı
    Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar
    Yoktu bağlandığı herhangi bir şey
    Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından

    Ne bilir ömrün değerini bir çılgın
    Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir
    Ve başarısız eylemler çağında o
    Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten

    Yerleşik yargıları olmadı hiç
    Kurmadı güzel gelecek düşleri
    Nerede bir yangın, nerede tehlike
    O mutlaka oradaydı birdenbire
    Dinsizdi, özgür sayılırdı belki
    Ama bağlanmazdı özgürlüğe de
    Hiçbir yerde yeterinden çok kalmadı
    Beklemedi anılar sarnıcının dolmasını
    Şikayetsiz yaşadı yaşadığı her günü
    Yoktu yüreğinde pişmanlıkların izi

    Ayrıntıların izi kalmamış artık
    Üst üste yaşanmakta ayrılıklar
    Ve bir bulut gibi sıyrılıp gidilmiştir
    Dağların, denizlerin üzerinden

    Geride kalan ne varsa soluktur şimdi
    Titreyen kandiller gibi sönmek üzeredir
    O eski konaklar gibidir anılar
    Gül bahçeleri, sessiz koru ve orman
    Belki sağanak boşanır apansız
    Yüzyıllık bir yağmur başlar
    Ve sinsi bir hastalığa dönmeden alışkanlıklar
    Yok olup gider her şey, belki kül olur

    Hırçın bir okyanustur yürek
    Dar gelir ufuk ve mutluluklar çevreni
    Anılarsa birer çıban izidir
    Yaşanmaz onların ölgün gölgesinde

    Durgun bir su gibi aktı mı yaşamak
    Ve zaman uysal bir kısrak gibi dinginleşti mi
    Anısız kalınmıyor artık ne yapılsa
    Kuşatıyor yolları, aşkı ve ömrü
    Bekleyişleri kemiren çakal sesleri
    Oysa bütün köprüler yakılmalı ayrılık vakti
    Ve herhangi bir şeyle eşit olmaksızın
    Yollara düşülmeli habersiz ve sessiz
    Çürük bir diş gibi kanırtıp kentleri
    Dünyanın ağzını kanlar içinde bırakmalı

    Bir ömrün olgunlaştıramayacağı
    acemilikler toplamı ve bir çılgın
    boyun eğmedi kendine bile
    seçme zorunda kalmadı yaşamayı

    nasıl bağlanmadıysa yere ve zamana
    bağlanmadı kendine de ömür boyu
    dağlara tırmana atlar gibi
    soluk soluğa yaşamak istedi dünyayı
    bir şahin gibi bulutlara kurdu
    dumanlı sevdaların yörük çadırını
    sıradan bir gezgin değildi hiç
    dövüşür gibi yaşadı yolculukları
    belki korkusuz sayılmazdı büsbütün
    korkardı korkulara düşmekten zaman zaman

    ve bütün gemileri yakıp
    yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
    mutlu muydu, hiç düşünmedi böyle şeyleri
    umutlardansa nefret etti daima

    hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
    ama atıldı yine de serüvenlere

    pervasız bir acemi
    soyu tükenen bir bilgeydi belki de

    Ama bir şey vardı yine de
    Başarısız ihtilallerden kendine kalan

    AHMET TELLi...
    0 ...
  44. 107.
  45. Sesimden arındım ve ufku
    Bir harmani gibi giyindim
    Kahraman bir korkaktım
    Kavmimin kadim tarihinde
    Ki onlar için umutsuzluk
    Kendim için haramiydim

    Böyle bilindiydi bu hikâye
    Yarından bugüne kaldıydı

    Tersine akan bir ırmaktım
    Sözün şaşkın serinliğinde
    Kendi deltasında boğulandım
    Ve sizi sevmiyorum ey kavmim
    Yakın beni rüzgârın ıslığa
    Islığın hükme döndüğü yerde

    Derim ki ey kavmim, zulmünüz
    Payidar, yurdunuz çığlığımdı
    Ki hükmümü kendim veriyorum
    Yakın beni sesim sorulara dönmeden
    Küllerimin altında kalacak
    Mutluluk sandığınız ne varsa

    Böyle yaşandıydı bir ömür ve söz
    Giyotindi sözün belleğinde

    AHMET TELLi...
    0 ...
  46. 108.
  47. Gittikçe puslanıyor görüntü
    sislenen bir aynaya dönüyor
    yakın geçmiş de olsa artık
    zor seçebiliyoruz birşeyleri
    bulutlar çöküyor anılarımıza

    Ama unutmuş değiliz yaşananı
    buğulu bir düş gibi de olsa
    duyumsuyoruz o kekre tadı
    ve her anımsayışta irkiltiyor
    o soluksuz bırakan küf kokusu

    Soluk renklere bürünse de
    suyun ve göğün görüntüsü
    yaşanan duyurulacaktır mutlaka
    anlatacaktır bir çocuğa bunları
    göğsü paramparça edilen biri

    AHMET TELLi...
    0 ...
  48. 109.
  49. Soluk bir ay dolanıyor
    kentin üstünde her gece
    Her gece bilge bir gezgin
    tavrıyla adımlıyor yolunu
    Güz yanığı bir durgun
    sessizlikle örtülü her şey
    ve yırtılmış bir tül gibi
    savrulup duruyor zaman
    Suların sesini dinle şimdi
    ormanın fısıldayışlarını
    usulca yarılıyor dağların göğsü
    bir aşkı dinlendirmek için
    Ve gözleri uzak yamaçlarda
    aranıp dururken bir şeyleri
    sessiz ve sakin beklemekte
    bekledikçe bileylenen yürek
    Belli ki dağların, denizlerin
    ve göllerin üzerinden
    sıyrılıp gelmektedir seher
    Belli ki yakındır
    doğayı ve hayatı sarsacak saat

    AHMET TELLi...
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük