ahmet telli

entry366 galeri9 video2
    60.
  1. sözcükleri canınızı acıtan şairdir.

    ''karşılığı yok hiçbir acının'' * der.
    0 ...
  2. 61.
  3. bekle beni küçüğüm
    umudu karartmadan,
    sevinci yitirmeden bekle.
    döneceğim bir gün elbet,
    bekle beni.

    bahar geldiğinde
    kırlara çıkacaksın.
    dizboyu otlar üstünde,
    koş koşabildiğince
    ve sakın yitirme neşeyi...
    1 ...
  4. 62.
  5. YALNIZSAN EĞER

    Hayatın devraldığı
    sessiz bir özsudur acı
    birikir yüreğinin kıvrımlarında
    ve ağar gözlerine ağır ağır
    Bulutlar yere inmiştir artık
    ya da gurbettesindir
    Unutma!

    Bir hayalet gibi kapındadır
    yalnızlık denilen şey
    ufkun kararabilir birden
    için çölleşebilir
    'Kaçışın bile bir adımdır
    ya da dönüşündür kendine'
    Unutma!

    Her sayfası kederle kararan
    bir hüzün defterine döner günler
    ve her sabah 'merhaba hüzün'
    "merhaba yalnızlık"
    diyerek başlarsın hayata
    Ama hayat bağışlamayacaktır seni
    Unutma!

    Üstelik günlüğü yoktur hüznün
    hiçbir zaman da tutulmayacaktır
    Serüvenlerin yorgun yeniği
    elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün
    ya da hasta bir tanıdıktır ancak
    hepsi o kadar
    Unutma!

    ahmet telli.
    2 ...
  6. 63.
  7. Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
    Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
    Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
    Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
    Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
    Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

    Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

    Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
    Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
    Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
    Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

    Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
    Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
    Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
    Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
    Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
    Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

    Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

    Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
    Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
    Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
    Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

    Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
    Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
    Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
    Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
    Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
    Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

    Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

    gece boyu ağlatmış şair.

    Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor.
    Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte.
    2 ...
  8. 64.
  9. dudaklarımı kanatırcasına ısrıyorum günlerdir
    bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
    bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem *
    oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
    ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
    sessizce çekip gidiyorum şimdi,sessiz ve kimliksiz

    belki yine gelirim, sesime ses veren olursa birgün
    *
    1 ...
  10. 65.
  11. acının miladıyla

    Acının miladıyla başlayan bir hikayedir bu
    yaşayıp gelmişiz ormanlar bir yanarak
    her dönemeçte uğultulu uçurumlar
    her şafakta uzun uzun kurt ulumaları
    Ey masalcı
    otur şu geyik postuna
    ve anlat şimdi bütün bunları

    Önce yaşadıklarımızı koy ortaya
    hatamızı ve sevabımızı anlat
    görelim nelere kahretmişiz bunca zaman
    nelere göğüs germişiz görelim bir bir
    bedeli ödenmiş midir şafağın, bilelim
    yaşamak
    yeni acılara sürgün etse de bizi

    Hayatımız göründüğü kadar basit değil
    ama anlaşılmaz gibi de değil öyle
    çoğunu unuttuk belki şimdiden
    belki bitti birtakım bekleyişler
    umutlar da bitti bir zaman, sevgiler de
    ama unutmayalım
    zulüm de biter hayatımızda.
    1 ...
  12. 66.
  13. HER NASıLSA YALNıZSıN

    Her nasılsa yalnızsın
    Bir giz gibi deliyor yüreğini
    cansıkıntılarının burgusu
    ve hep bir şeyler eksik gibi
    bir şeyler bekler gibisin

    Yeni bozgunlar
    yeni yenilgiler peşindesin
    Bir bozkır kuraklığına dönmüş için
    Oysa yalnız bir öpüştür
    gurbeti türkülere dönüştüren

    Çoktandır su vermedin
    çiçeklere ve yüreğinin çeliğine
    Zaman terkisine almış da öpücükleri
    koşuyor sessizliğin ve yalnızlığın
    iyotlu kıyılarına

    Bir yol ayrımı ki yanlışla doğru
    hüzünlerle sevinçler kolkola
    Sen ki ey kalbim
    yanlışları ve hüzünleri taşıdın
    bunca zaman

    Taşıyamaz yüreğinin batık sandalı
    bu yalnızlığı,bu can sıkıntılarını
    Yaşam gelincikler gibi beklerken seni
    gecenin kapısını çalma
    ey kalbim
    3 ...
  14. 67.
  15. ...mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
    güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
    ölümdür biraz hep aynı yatakta
    aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
    kitapları hep aynı raflara sıralamak
    aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
    soluk soluğa yaşamalı insan
    her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
    ve cehenneme dönse de bir ömür
    mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün...
    2 ...
  16. 68.
  17. Hiç kimse bir aşkı
    Onarmaya kalkmasın
    Kaybedilmeye değer
    En güzel anında bitirilmişse eğer.

    demiş şair, bize düşünmesi kaldı.
    3 ...
  18. 69.
  19. --- alıntı ---

    Merhaba Ahmet Telli,
    Nasılsın, nicesin; Hepimizin bir duvar önünde durup direndiğimiz günlerdeyiz. Sen atalarının Kafkas' ından rüzgarların keyfine katılıp yollara düşmüşündür çoktan. Yakası açılmadık sokakların, asfalt kokusunda eski yanık kokularını duyup, kurşun seslerine yetişmeye çalışan adımlarınla. Yön duygunu yitirmeden, duvarlara sinen köhnelikten korkmadan. Duvar diplerinde kurşuna dizilmesin yeni delikanlılar genç kızlar diye. Bugün kurşuna dizmek için silah kullanılmasına gerek yok ki. Birbirimizin duvarı olmamız gerek öyleyse. Grevlerde, direnişlerde bir duvarı örmeliyiz birlikte, daha doğrusu bir siperi. Birbirimize yaslanır gibi güvenmeliyiz artık birbirimize, aramızda nice uzaklık olsa da; Hep yaptığın bu, yalnız alanlara çıkarak değil dizelerinle de.. .
    Yeni kitabının adı, içinde haykırışı taşıyan bir fısıltı: Nidâ. Dizelerine suyun çürümesine karşı bir isyan sinmiş.. Hangi kayayı delen kaynağın fısıltılarını almışsın yedeğine bellisiz. (Bir kaynak mı ki kayaları delen? Neden bunca susuz duyuyoruz kendimizi) Kayanın sabrıyla suyun direncinin çarpışmasını bir şair bilmezse kim bilecek?
    Dağını yitirmiş Çerkeslerden, obasını arayan Avustralya yerlilerine ne çok hikaye biriktirmişsin. Yüreğinde bir delişmen tayın ayak sesleri çınlıyor gibi. Aklındaki görüntüler, ezberindeki öyküler yazılamadan kalacak gibi öfkelisin. Sözcüklere sitemin dayanılmaz:
    "Kelimelerse tutukluk yapan bir silah kadar mahcup"
    Ahmet Telli, sen 17 yaşında aramızdan koparılanlara salmışsın şiirini. Bir şarkı ya da marş olmaya bırakılmamış haykırışlara. Erdal Eren, Necdet Adalı; Ve daha kim bilir kimler, hepsi de yaşıtındı; elin ne zaman geçmiş ergenliğine değse, onlar adına yaşamanın da telaşındasın. işte bu yüzden elbet nidanı bu gök kubbenin çürümüş mavisine salman.
    "Yoldaşlık günleriydi; 'kardeşler!' diyordu içimizden biri
    'Dağın geyiği, dilin şiiri tanık olsun, anamızın ak sütü
    Tanık olsun ki haklıyız, kazanacağız!' Barikat günleriydi.
    Yaralı bir kardeşi taşırken omzumda, cesaret diyordum
    Sesimde tereddütsüz geziniyordu en delişmen tay
    Vahşi bir vadiden akıyorduk toynaklarımız kan içinde
    Alev bir nida idik ve arkadaşlık günleriydi."
    Kalbimizin en derininde bir kara sakız yığıntısı, bilirsin biriken irini akıtır. Tıkızlaşıp zonklayan çıbanları. Kendimi tepeden tırnağa çıban saydığım günlerdeyim. Yaşım yaşıtlarım nice acıdan sıyrılırken senin kaynağı belli dağ masallarınla serinledi. Sense unutmanın sesini duyduğunu söylüyorsun. içim sızlıyor. Unutmanın karanlığına bırakmayacağız hiçbir acıyı. Asfalt böyle adsız sokakları dizelere inat kuşattıkça, dizeler arsız sarmaşıklarla boy atacak, biliyorsun.
    Nidâ' nı koru!
    Sevgiyle..

    --- alıntı ---

    *

    (bkz: sennur sezer)
    0 ...
  20. 70.
  21. izmir kitap fuarında imza gününe katıldığım katılmakla kalmayıp kitap imzalattığım onunla da yetinmeyip şiirlerini çok beğendiğimi söylediğim buna karşılık mütavazı bir gülüş ve teşekkürle beni benden alan küçülmeyi başarmış büyük şair.
    1 ...
  22. 71.
  23. "soluk soluğa" adlı şiiri okunmalı. okunmalı her gece. okunmalı ve ardından kitap kapağı kapatılıp hayallere dalınmalı. insana büyük heyecan veren bir şiir.
    0 ...
  24. 72.
  25. AYRILIK AYRACI

    Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
    Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
    Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
    Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
    Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
    Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

    Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
    Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
    Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
    Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
    Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
    Ya da erteletiyorum biletimi son anda

    Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
    Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
    Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
    Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
    Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
    Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

    Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
    Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
    Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
    Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
    Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
    Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

    Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
    Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
    Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
    Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
    Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
    Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını.

    büyük üstaddır. aynı zamanda soyadaşımdır. gurur duydurur.
    1 ...
  26. 73.
  27. yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
    sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
    biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
    üşürmüydük nar çiçekleri ürperirken...
    ahmet telli
    0 ...
  28. 74.
  29. mephisto kitapevinde 27.03.2010 da saat 16.00 - 18.00 arası imza günü olan şair.

    ilgililere duyrulur.
    http://www.mephisto.com.tr/
    3 ...
  30. 75.
  31. Saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü,
    çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların...
    ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru,
    -Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm kendimi,
    seni ve bütün dünyayı..

    zaman kekemeydi .. .
    2 ...
  32. 76.
  33. SU ÇÜRÜDÜ

    1
    Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
    deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık
    hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle
    gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
    Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir
    leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan
    havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)
    Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıtla yaktım,
    jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül
    edip savurdum.

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    2

    Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan
    kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
    Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
    yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu
    sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
    zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim
    sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama
    durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
    peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar,
    soruyorlar, soruyorlar...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    3

    iki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
    istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
    Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
    dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
    duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
    yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
    Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    4

    Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
    deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki
    bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
    Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
    beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... Cüzzamlının,
    vebalının bir rengi vardır. irinin bir rengi... Ölünün bile bir
    rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
    rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    5

    Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
    Soyumun neye benzediğini unuttum. 'insana benziyorlardı'
    diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
    halkasında insanlık...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    6

    Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
    sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
    yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
    çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
    Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla
    çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
    damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. ince bir kan şeridi
    sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    7

    Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
    sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
    değdirdiğim... Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
    dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
    kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
    dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
    vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir
    su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
    kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
    artık. Küstü, öldürdü kendini su...
    Su çürüdü...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum
    1 ...
  34. 77.
  35. AŞK BiTTi

    Aşk bitti,
    Hepiniz için...
    Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
    Uzun bir hastalık gibi
    Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
    Gökyüzüne bakmayı,
    Dostalara mektup yazmayı,
    çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi.. Bitti!
    Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da...

    Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
    Sokağa çıkmalıyım şimdi
    ve çoktandır ihmal ettiğim dostlara
    yeni bir adres bırakmalıyım
    Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
    Belki bir yağmur yağar akşama doğru
    yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım

    Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da...
    Aşk bitti diyordu ya bir şair;
    Aşk bitti işte;
    Tam da öyle.

    Ahmet TELLi
    0 ...
  36. 78.
  37. Çocuksun Sen

    Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
    Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
    Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
    Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada...
    0 ...
  38. 79.
  39. şöyle otursak karşılıklı kim bilir şiirleriyle ilgili olarak kaç saat övgü dolu sözler söylerim kendisine. ben şiir sevmem falan deyip ahmet telli'yi dinlememezlik, okumamazlık etmeyin. çünkü onun şiirlerinde şiirden öte birşeyler var.
    1 ...
  40. 80.
  41. son şiir kitabını da bir çırpıda okuduğum, kendi şiirlerini en iyi okuyan, yaşayan en büyük türkiyeli şairlerden biri.
    80 döneminin çatışma içerisinde geçen gençliği, o dönemin sıkı dostluk bağları, anılar, hatıralar, ayrılık, kent ve aşk şiirinin ana konularıdır. şiirleri geçmişin sokaklarında dolaşır, kendi anılarından, dostluklarından, sevdalarından izler ve yaralar taşır. sanki hala ilk gençlik yıllarındadır ahmet telli... o dönemdeki dostlarını, arkadaşlarını aramaktadır, izini kaybettiklerinin bugünlerini düşlemektedir ve sanki hala yanındadır onlar, kulağına bazen birkaç dize fısıldarlar. nida'da anadolu kültüründen, bu toprakların binlerce yıllık tarihinden ama en çok da halkın naif söylencelerinden daha çok etkilenmiş ve şiirlerine yansıtmış sanki. oldukça da başarılı olmuş.
    zihnine sağlık ahmet telli.
    1 ...
  42. 81.
  43. birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
    tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
    konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
    derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
    ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
    ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

    dizeleri ile akıl alan...
    0 ...
  44. 82.
  45. giora feidman eşliğinde rakı sofrası eski dostlar arasında çokca dinlenip , pek çok defa şiirleri okunmuş muhterem.
    0 ...
  46. 83.
  47. ömrüm diyorum

    üzgün bir çocuğun yalnızlığı
    kadar saydam kalabilseydim
    ömrüm derdim ömrüm nasıl da
    dolu geçmiştir ölebilirim artık

    ölüm hiç de ürkünç gelmiyor
    yaşanmışsa tüm yaşanacaklar
    acı yitiriyor anlamını ve renkler
    kül oluyor körleşirken gökboşluğu

    bu dünya dünya mıdır hani
    bildiğimiz o yamyam küresi
    ki apis öküzlerinin çekip durduğu
    bir cansıkıntısıydı önceleri

    hantal ve gürültücü bir tehdit
    gibi düşüyorken üstümüze
    alaycı bir gülüş takılıyor yalnız
    dudaklarımın hüzün kıvamına

    ömrüm diyorum şimdi ömrüm
    üzgün bir çocuksun sen ve yalnız
    öyle kal çünkü bu dünyada
    sana en çok mutsuzluk yakışıyor
    1 ...
  48. 84.
  49. On beşine bastı mı
    dudaklarında bir türkü
    elinde bayrak
    kavga sokaktaki oyuna benzer artık
    çocukluğu
    benzemez
    çocukluğa

    Deniz okşayabilir mi
    sarışın bir dağın
    rüzgarlı saçlarını
    uzanarak yelesine hayatın
    tutuklayabilir mi zindanlar
    onun
    vuruşkan sevdasını

    Açar da acının rüzgarına
    hüznün solgun yelkenini
    ne zindan karanlığı
    ne zulüm
    ne işkence
    indiremez dudaklarındaki gülümsemenin bayrağını

    AHMET TELLi.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük