3 Eylül 1919 da, Manisa milletvekili refik Şevket beye gönderdiği mektubun şu kısmı dahi, kurtuluş savaşı döneminde bu aziz milletin ne felaket bir hal içerisinde olduğunu, vatan toprağının ne şartlar altında yaşayan kahramanlar sayesinde kurtarıldığını, kurtuluş ve Çanakkale savaşının ne şartlar altında kazanıldığını gözler önüne seriyor;
"Anadolu türklerinin karınları kurtlarla yüklü ve kanları bu kurtların yaydığı parazitlerle dolu bulunuyor. Cinsi, yakın bir yok olma ile tehdit eden bu halin sebebi neymiş bilir misin;
Beslenme eksikliği."
Yollar
Ki gider kimsesiz, tehî, ebedi,
Yollar
Hep birer hatt-ı pür sûkt oldu
Akşamın sine-i gubârında.
Onlar
Hangi bir belde-i hayâle gider,
Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi?
ahmet haşim, çok küçük yaşta annesini kaybettiğinden, şiirlerinin çoğunda hayalle gerçek arasında bir varlık gibi anlattığı bir kadın imgesi dikkat çeker. bir de, kendi fiziksel görünümünden hiç memnun olmadığı için, kendisini eleştirdiği şiirlerine de sık sık rastlarız. mesela;
Bu cehennemde yetişmiş kafaya
Kanlı bir lokmadır ancak mihenim
Ah, ya Rabbi, nasıl birleşti
Bu çetin başla bu suçsuz bedenim
gibi...
ancak bence, şairliğine kesinlikle diyecek yok. çok beğenirim şiirlerini.
ilginç bir adammış haşim. düşünce yapısı ve şiirlerindeki temaların ilginçliği bir yana, ölümünü bile ilginç bulmuştum ilk duyduğumda. çok çirkin olduğuna inandığı için evlenememiş uzun bir süre. ölmeden önce, hastalığı sırasında kendisine bakan kadınla, maaşını ona bırakmak için evlenmiş.
bir süre boyunca yatağa yarı bağımlı bir durumda ağır hastayken bir gün bir anda yataktan fırlayıverir. kadın, çıplak ayakla yere basıp böbreklerini daha da beter duruma getirmesin diye terliklerini getirir. ancak haşim "canım şimdi sırası mı?" der ve son sözleri bunlar olur. hep merak etmişimdir; o son anda aklına ne geldi, ne düşündü de birden öyle fırlayıverdi, terlik ya da başka bir şeyin neden sırası değildi diye.
Küçük yaşta anne babasız kaldığı için kasvetli bir ruh haliyle yaşamıştır.
Pek düzenli bir hayatı olmamıştır.
Muzdarip olduğu yüzündeki şark çıbanı gibi nedenlerle kendini hep çirkin bulmuştur. (Aslında çok da çirkin bir insan sayılmaz.) hastalığı süresinde kendisine bakan kadınla maaşını ona bırakmak için ölmeye yakın nikâhlanmıştır.
Şekere bağlı böbrek yetmezliği nedeniyle almanyada tedavi görmüş ve frankfurt seyehatnamesi'ni orada kaleme almıştır. Birkaç yıl sonra da hayatını kaybetmiştir.