“hiçbir şeyi bitiremiyorum. dün akşam içki, cigara beni çok sarstı. gece yarısı öksürükle uyandım ve ilk defa gelecek seneye çıkamam korkusu aklıma geldi. ciddiyetle geldi. hiçbir şeyi bitirmeden ölmek istemiyorum. o kadar eser ve kullanmadığım o kadar kelime varken...”
(bkz: günlüklerin ışığında tanpınar’la başbaşa)
Şu sıralar günlüklerini okuyorum. Diyebilirim ki her gününü borçlarını döndürme çabası ve para sıkıntısıyla geçirmiş. Böylesine eşsiz bir insanın bile paranın adaletsizliğinden payını alması çok üzücü.
Kendisiyle yıllar önce lise ders kitabındaki “Antalyalı genç bir kıza mektup” yazısıyla tanıştım. Çocukluk hatıralarının etkileyici mekanlarını öyle güzel tasavvur ettiriyordu ki kıt bilgimle kendisine hayran oluştum.
Sonrasında “bursa’da Zaman” şiirindeki “birlikte uyusak son uykumuzu” mısrası beni uzun süre yaktı, savurdu. Kendime gelmem uzun sürdü. Üniversitede “huzur” romanıyla içime huzursuzluğu aşıladı. Sonrasında gelen “ saatleri ayarlama enstitüsü” insanın yarattığı hiçbir şeyi ciddiye almamayı öğretti. “Beş şehir” ile hayalini kurduğum 60 yıl öncesinin bursa’sının sokaklarında beraber yürüdük. Ama en büyük ve son darbeyi şiirleri ve hikâyeleri vurdu. Hayat dediğimiz şeyin zihne kazınmış birkaç etkileyici sahneden ibaret olduğunu anladım. Hayatıma bu kadar girmiş bir insana hâlâ yabancıydım. okuduğum günlükleri ile birlikte ailemden biri, bir sırdaşım, bir yakın arkadaşım oldu.
Zaman kavramına bakış açısı ve anlatımıyla bambaşkadır gözümde. Sadece benim gözümde başka değil aslında. Edebiyat dünyasında zaman kavramını böyle anlatabilen neredeyse yok.
Her daim okumaya devam.
"Cahilsin; okur, öğrenirsin.
Gerisin; ilerlersin.
Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir.
Paran yok; kazanırsın.
Her şeyin bir çaresi vardır.
Fakat insan bozuldu mu,
bunun çaresi yoktur..."
Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vâkıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu.
tanpınarı anlamak, bu toprakların çocuklarının birbirleriyle barışması için ana şartlardan biri olmuştur artık. tanpınar, geleneği belli bir filtreden ve elekten geçirip sahiplenen modern bir adamdır. dede efendi'yi de dinler mozart'ı da. erzurum'u da sever istanbul'u da. birbirimizle barışmanın yegane yolu karşılıklı değerlerimizi kucaklayıp gökkuşağı misali selamlamakta. tam da bu noktada tanpınar güzel bir başlangıç noktası.
bu topraklarda türkçeyi kimse onun kadar şık ve zarif kullanmamıştır. gerçek bir hülya adamı. hoş satırların sahibi, samimi duyguların aktarıcısı. seni çok seviyorum tanpınar. eğer bugün kendimi biraz da olsa geliştirmiş ve iyi hissediyorsam, bunda katkın büyüktür. ruhun şad olsun.
ne içindeyim zamanın,
ne de büsbütün dışında;
yekpâre, geniş bir ânın
parçalanmaz akışında.
(...)
kökü bende bir sarmaşık
olmuş dünya sezmekteyim,
mavi, masmavi bir ışık
ortasında yüzmekteyim...
“vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir, asıl mesele, hayatımızı verebilmektir. baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip, oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır.”