ahmet erhan

entry200 galeri2
    76.
  1. ahmet erhan şiiri.

    Ben her fırtınaya bir kanat verdim
    Yollara düşemediğim bundandır şimdi
    Nicedir silindi defterimden
    Özgürlük diye bir sözcük, üç heceli

    Her duyguda bir ikigen sonsuzluğu
    Ne yapsam birbiriyle hiç kesişmeyen
    Kendimi savurduğum sularda
    Anaforlanarak geri dönüyor birden

    Yalnızlık diye bir sözcük, üç heceli
    Sen kaleminle bir daha geç üstünden...
    1 ...
  2. 77.
  3. ahmet erhan şiiri.

    Gökyüzüne asılı kalmış bir yankı
    Arıyor kendisini bırakan ağzı
    Yeniden,yeniden sesini bulmak için

    iki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen,bir ucunda ben
    Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz
    Hangi boyuttan koparılmıştık ki biz

    Anı bile yok,ses,koku bile
    Bir elin yazdığını öteki el karalıyor sanki
    Silgiler hatırlıyor,kalemler unutuyor bizi...
    0 ...
  4. 78.
  5. ahmet erhan şiiri.

    Hayır hayır hayır hayır
    Gökyüzünde bir çapak gibi duruyorken güneş
    Evlerde oturmak bana göre değil
    Elimde pergeller, gönyeler, iletkiler
    Bir gülün hacmini ölçmeye kalktım
    Yanıldığım kesin
    Yenildiğim belli değil
    Hayır hayır hayır hayır
    Bütün şiirlerimi odanın duvarına astım
    Ağzım kurudu tükürmekten
    Ömrümü cm2'lere böldüm de bir türlü anılarımı Yazamadım
    Sarı peruka takmış bir acı
    Sokaklarda sürtüyor boyuna, barlarda benim adıma beş tek bir duble konuşuyor
    Ancak ölümle diyor, ancak ölümle sağalır yara
    Cebimde jeton var, uluslararası
    Sylvia Plath'ı arıyorum, mezarında buluyorum konyağını yudumlarken
    Bana daha bir incelmiş, ne bileyim daha bir güzelleşmiş gibi geliyor
    Thank you very much! diyorum ve jetonumun soluğu tükeniyor
    Cüzdanımda mor bir biletten başka bir şey yok
    Gecenin son otobüsü çoktan gitti
    Durdum ardından baktım
    Güneşi sabah sabah burnunu karıştırırken yakaladım
    Ay ağlıyordu ve bilmem kaç milyonuncu kez öldüğünü sanıyordu
    Parkta çükünden su fışkıran o tuhaf melek heykelinin önünde yüzümü yıkadım
    Kar yağıyordu usul usul
    Hayır hayır hayır hayır
    Paltomun yakasını bir daha kaldırdım, atgözlüğü gibi
    Yalnızca önümü görmek istiyorum artık
    Kızılay'dan Ulus'a doğru yürürken yolda Pink Floyd için üç şarkı sözü yazdım
    Küllerini suyla yoğurup bir hamur yapmak istedimse de boşuna
    Doymadı karnım
    Radikal takılıyorum son günlerde
    Ultra-yalnızlık sokağından geçtiğimden beri
    Dün annemin aynasına bir boyunbağı astım
    Ve üstüne yapıştırdım on yıl önceki resmimi
    Bu kadar bendeki nostalji
    Hayır hayır hayır hayır
    ipsizin biriyim, doğru
    Kendime oniki formalık kara bir defter aldım
    Oturdum sarı şiirler yazdım
    Artık bana kim inanır
    Güneş ve ay yerli yerinde duruyorken
    Ve ben sonsuza dek kova burcunun çocuğu
    Sanki bir yağmur yağsa oluklardan gök boşanır
    Yüzüme öyle dönüp dönüp bakma
    Bana artık herşey yakışır
    Terzim dünya çünkü, o ki kimlere neleri yakıştırdı
    günlerini ölüme teğelledi
    ölümlerini unutuşa kopçaladı
    Hayır hayır hayır hayır
    Duymak istemiyorum artık tek sözcük bile
    Niye ben, neden, böyle mi olmalıydı
    Aklımı her hafta temizleyiciye vermek
    Aç karnına yuvarlamak binlerce birayı
    Niye ellerim ceplerimde hala
    Niye bir yumruk durumunda değil
    Dünyada bir tek insanın bile
    Kuracağı bir şeyler vardır
    Hayır yaşam hayır ölüm hayır su hayır toprak
    Hayır hayır hayır hayır
    Çok mürekkep yaladım
    ama tükürüyorum burada hepsini
    Bütün sözcüklerini
    Okuduğum kitapların
    Yazdıklarımınsa arasından bilmem ne kalır
    Aynalarda her sabah her sabah
    O cam kırıklarından oluşmuş yüzü görmekten bıktım
    Hiç değilse elişi kağıtlarım olsaydı
    ipsiz uçurtmalarım
    Göğe fırlatılan bir naylon tabak gibiyim
    Ve kendi kollarıma atılıyorum her keresinde
    Hayır yalnızlık hayır kimsesizlik hayır sıla hayır gurbet
    Hayır hayır hayır hayır
    Gezinip dururum yıllardır
    Koltuğumun altında
    Radarlardan kurtulmuş üç beş kitap
    iyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım
    Kırdım dolduğum tüm fincanları
    Bana iyilik edenlerin yüzüne tükürdüm
    Ve sevdim düşmanlarımı
    (Atılan güller solar, geride hep taşlar kalır)
    Hayır hayır hayır hayır
    Ne saptan yanayım şimdi ne de baltadan
    Kırdığım ceviz sayısı kırkı geçmedi daha
    Ama hiç değilse az kaldı
    Hele bir geçsin
    Olurum iyi bir aile babası
    Hayır akşam hayır yol hayır otobüs hayır ev
    Hayır hayır hayır hayır
    Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır
    Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır
    Kandan, pıhtılaşmış kandan bir anıt yükseliyor önümde
    Gece artık bütün günü içeriyor
    Ve ben umutsuzluk hakkımı elimde tutmak için
    Bir sürü saçmalık yapıyorum
    Bay garson, sizden özür diliyorum
    Demek saat 0.2, demek ki servis çoktan kapandı
    Bahşişin güneş olsun iyi mi
    Hayır hayır hayır hayır
    Toprakta yaralar açıyor her damla yağmur
    Kovulacak bir kapı daha bulmak için
    Yangın merdivenlerine tırmanıyorum ben
    Annem niye böyle uzakta oturuyor
    Ve otobüsler niye bu kadar erken
    Geçip gidiyorlar ufkumdan
    Şöförleri ölü, yolcuları uykusuz
    Her gece oniki kilometre yürüyorum
    Köstekli saatimi rehin bıraktığım için
    Hayır hayır hayır hayır
    Kardeşler, bu dünya bana göre değil
    Kötü basılmış bir kitap gibiyim
    Çamur duygusu veriyorum okuyana
    Elimde bir gümüş zincir
    Alnımda bir derin leke
    Kar mı yağmur mu ne yağdığını bilmediğim bir gecede
    Ey hayat, seni sevdiğim için özür diliyorum
    Duruyorum önünde, düğmelerim ilikli, aklımın ipleri çözük
    Hayır hayır hayır hayır
    Yazmak umurumda bile değil
    Okumak da bir rastlantıdır artık
    Annem üzümlü kek yapıyor mutfağında
    Karım akvaryumdaki balıklarla oynuyor
    Okul-aile birliğinden gelen bir yazıyı okuyorum bense
    Çiçekler bile sulanmaktan bıktılar
    Ellerim titriyor, neden bilmem
    Belanı mı arıyorsun be adam!
    Böyle diyor kimi görsem
    Ne yapsam yağmurdan kaçırılmış bir şemsiye kadar saçma kalıyorum şu dünyada
    Bütün insanlar tutuklanır sanıyorum
    Ellerimi göğsümde kavştursam
    Güneşi masturbasyon yaparken yakalıyorum o an
    Hayır hayır hayır hayır
    Ey hayat
    Başımda lacivert berem
    Önümde konyak durur
    Beni oğlum, beni oğlum diye
    Saracaksın ne zaman
    Radikal bir çiçeğim ancak kendi saksısında açan
    Annesini seven
    Oğlunun okul taksitlerini ödemeye hazırlanan
    Karısını ancak barışırken görebilen
    Böyleyim, sulak toprakta gövermeyen tek ekin
    Bilmem bir yerde durur muyum, durulur muyum
    Alnıma dövülürse kara bir yalnızlık gibi ölüm
    Arkamdan üç kulfallahi bir enam okunsun
    Sonra naaşım Tekel kibritiyle yakılsın
    Nasılsa gözyaşları söndürür
    Hayır hayır hayır hayır
    Bırakmayın, beni ölüm götürür...
    0 ...
  6. 79.
  7. ahmet erhan şiiri.

    Seni, gülüşü gül olup da açan kız
    Uzandığım her kapıda yüzümü saran esinti
    Seni yürüyüşü yağmur, kokusu nergis
    Seni, turuncu düş, seni deniz mavisi...

    Eksik kalmış tek sözcüğü uzun bir şiirin
    Bir dalın açmamış o son tomurcuğu
    Yüreğime selamsız sabahsız girdiğin
    Belli, geçerek o dikensiz yolu.

    Seni, yaz günleri topraktan tüten buğu
    O bir anlık, bir solukluk yağmurlardan sonra
    Seni, sevincin yangını, acının külü
    Gittin artık, bu şiirler kaldı bana.

    Gittin artık, ardında mavi bir tütsü
    Saçarak, deniz ufuklarından sonsuzluğun
    Ey kara sevdalarımın göçmen kuşu
    Diyemem istesem de, seni unuttum..
    0 ...
  8. 80.
  9. ahmet erhan şiiri.

    Bir işçinin, elinde ekmekle evine döndüğü
    o yerdir mutluluk
    Akşamüstü, çocukları cıvıldayıp dururken
    Derin bir iç çekiş, tatlı bir yorgunluk
    Ve yüzüne yayılan gülümseme birden...

    Mutluluk, kelebek olup uçmasıdır ipek böceğinin
    Irmağın denize kavuşturmasının bir adı olmalı
    Mutluluk, beşikte uyuyan ilk çocuğuna bakmasıdır
    bir annenin
    Duyarak memelerine dolan sütün çılgınlığını.

    Mutluluk, bir acının bilincine varıp da onu dönüştürmektir
    Yaşamın sonsuzluğunda karar kılan bir umuda
    Sevgilinin boynuna dokunduğunda duyulan ürpertidir
    Öpülen ilk dudak, içilen ilk sigaradır belki
    Denizden yükselen kokudur sabah karanlığında
    Kabullenmektir yani yaşamı, acısı ve sevinciyle
    aynı boyutta
    Yalnızca yaşamaktır belki de kimbilir...

    Ne yerdedir, ne göktedir o - değil mi Abidin?
    Mutluluğun resmini yaptın mı bilmem
    Ama ben onun şiirini yazmak isterim...
    0 ...
  10. 81.
  11. ahmet erhan şiiri.

    Bu nemli, bu bunaltıcı gecelerde, pencerenin
    Önündeki dallardan bir kafes örerim kendime
    Güneşli günlerde doğurmuş anam beni, neyleyim
    Gökle denizin seviştiği yerlerde gün boyu
    Bıkıp usanmadan bakmam için, evime mavinin
    Bütün tonlarında perdeler astım sevdiğim
    Gece, düşlerde sürdüreyim diye bu yolculuğu
    Bir güneş saatiyim ben kendi halimce
    Bir güne bakanım belki de, doğudan batıya dönerim
    Alnı gökyüzüne dönük bir güneş çocuğu...
    Bu karanlık, bu ıssız gecelerde
    Yıldızları bir küpün içinde toplayasım gelir
    Benim güneşim bir birikimdir belki de
    Yıllarla, aylarla, günlerle açıklanabilir
    Mutluluk; onun, onun gözünün içine bakmaktır sevdiğim
    Onu bir simge kılmaktır, bir ad vermektir
    Ben güneş dedim ona, sen su de, çiçek de
    Aksın ömrün yeter ki doğayla birlikte...
    0 ...
  12. 82.
  13. ahmet erhan şiiri.

    Geceyarısı, karanlık bir bozkırda
    Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
    içinde onca insan, içinde dünya...
    Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum
    Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,
    Haklı olan kim bu kargaşada?
    Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
    Ucu bucağı olmayan bu çığlıgın
    Ortasında nasıl barışılabilir?
    Anlamak isterim, hangi yasa
    Bir beşikle bir darağacını
    Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

    Sorular sormak için geldim şu dünyaya
    Yasım acıların yasıdır
    Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da
    Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden
    Ya da sabah yellerinden bir taçla
    Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım
    Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
    Bu söylencenin bir yerinde durakladım
    Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

    Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını
    Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver
    Yitirdim çünkü onları da..
    ilenmiyorum, el çırpmıyorum artık
    Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler
    Ne de geleceğime dair bir tasa.
    Gelirken çan çalmıyor yalnızlık
    Bir adam, bir sokak, bir ev
    Yüzler, gülüşler, susuşlar boyunca

    Soruların vardı senin, ne çok soruların
    Gözlerin dünyayı eleyip dururdu boyuna
    Bir fısıltı gibi başladı sevgim
    Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra
    Sonrası...Mutlu bile olduk bazı
    Artık sen yadsısan da ne kadar
    Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir
    Anlatsın yollar, yollar, yollar...

    Şimdi gece, soluğumu verdim içime
    Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
    Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
    Öylece serptim, seni yazacağım diye
    Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
    Aklımın almadığı bir yerde, öylesin
    Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık
    Bize artık yeter de artar bile...

    Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
    En yakın dostlarımın birer birer
    Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
    Ölümünü gördüm, ama kimse
    inandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
    Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
    Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca
    Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
    Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

    Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen
    Yüreğimi bir gün yollara atarsam
    Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım
    Suyumun çoğu senden yana akacak
    Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
    Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülşarap
    Gülaşk, Gülşiir, Gülahmet, Gülerhan
    Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

    Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün
    Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü
    Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm
    Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına
    Kokundu, bedenimi saran o ince buğu
    Esintisinde usul usul yürüdüğüm
    Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

    Sanki bir kız yürürdü yollarda
    Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi
    Kapımı açardı gümüş bir anahtarla
    Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk
    Tozlu kitapların yığıldığı odalarda
    Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tını
    Yatağımda bedeninden bir oyuk.

    Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından
    Saçlarına saçlarına doğru titrerdi
    Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim
    Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi
    Geceyarılarını çoktan geçti.
    Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim
    Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız
    Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

    Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden
    Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık
    Bir akdeniz kentinde limon koklayan
    Ve hep ufkun ardına bakan çocuk
    Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden
    Çaldı yüzünü bir yaşamlık
    Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından
    Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık.

    Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben
    Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan
    Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip
    Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat
    Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak
    Ama haykıracağim laflarını tuzla kesip
    Yitip giden bu aşkı, nefesim tükenene dek.

    Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
    Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?
    Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı
    Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?
    Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar
    Ödüm kopuyor, bir gün hepsi birden kanamaya başlayacak diye
    Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye
    Hep direnen bir yanım kalacak
    Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

    şimdi gece, bindokuzyuzseksenikiyle
    Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte
    Yorgun değilim, umarsızım yalnızca
    Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta
    Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim
    Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim
    Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

    Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
    Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak
    Titreyen bir ışık karanlıklarda
    Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
    Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak
    Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

    Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende
    Yaşamımın bir dilimini özetleyen
    Unutuşun çiçekleri bunun için hiç açmıyor
    Donuyor bir gülüş tek bir dizede
    Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem
    Çivileniyor beynimin bir yerlerine
    Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor
    Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

    Nefret ediyorum ve seviyorum seni
    Girdiğin bütün kapıları açık bırak
    Birazdan git diyebilirim çünkü..
    Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini
    Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
    Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
    Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

    Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
    Beynimin yaşamı saran kıskaçları
    Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum
    Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
    Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
    Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
    Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

    Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
    Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
    Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke
    kalbimdir ona tek sınır
    Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi
    Donup kalır sesim kendi göğünde
    Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

    Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
    Kendi içimde ya da uzak yollarda
    Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
    Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
    Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
    Irmakların birleştiği o nokta benim
    itilip tekmelendiğim bütün kapılarda
    Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

    Bir gün anlarsın beni neden suskunum
    Dünya içimde konuşurken böyle
    Bedenimi aşıyor yorgunluğum
    Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
    Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride
    Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

    Adını çoktan unuttum yüzün aklımda
    Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
    Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
    Bunun için ben Gül dedim sana..
    Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
    Kökleri toprağı saramaz olur
    Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

    Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
    Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
    Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
    Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

    Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
    Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

    Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
    Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
    Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
    Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
    Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
    Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna.

    Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
    Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır
    Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
    Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
    Öyle acemilikler yaptım ki ben
    Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
    Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

    Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
    Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
    Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
    Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
    Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
    Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
    Bir yeniyetmenin altını çizeceği dizeler benden
    Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak...
    2 ...
  14. 83.
  15. ahmet erhan şiiri.

    1

    Buyrun, ben Ahmet Erhan
    Bir kilo beşyüz gram gelmiş tartıda, doğduğu zaman
    Dört ablanın ardından horoz çükü kadar bir oğlan
    Doktorlar ve hemşireler arasında bahis salgını:
    Yaşar mı yaşamaz mı, şu er ve han
    Üç ayda topaç, dört ayda gülle gibi olmuş
    Daha doğumda ağlamayı ertelemiş hinlikten
    Ati ömrüne saklamış
    Bütün lohusaların sütü ona akmış, rivayet o ki
    Şımarıklığı bundan
    Hoca, bu demiş ya katil olur ya büyük adam
    ikisinin arasında zati bir soğan zarı
    Doğa kanunu kurt kapanı
    Kapanın elinde kalmış dört mevsim diken...

    2

    kaç aşkla teyelledim şu ömrü
    acıyla karılmış kara bir kumaşa
    Kaç aşkla
    oldu mu ki sevenim, bakar mıydı ki ağaran yaz
    var mıydı ki sevenim, süzer miydi buğulanan göz
    Kaç aşkla
    Telaşla açtım kapıları, pencereleri ardına kadar
    Gerisin geri içeri dolan rüzgarlar
    O zaman çivileyerek her hücremi
    Kaç aşkla
    Kaçmayı öğrendim en başta
    Bir tek sesimi korudum
    "ben de kendi halümce bir Bedrettin oldum..."

    3

    Aldım bir GSM yalnızlığıma geldi
    Maltepe pazarından uydulara tırmandım
    Alet sıfır, hat kart peçete dahil
    işte yazıyorum, kapıdan pencereden girmek yok:
    0533........... Takla atmıyorsam arayabilirsiniz
    Buyrun ben Ahmet Erhan
    Kalbim var telesekreterlisini napacam
    Alışkanlıklarım bol, kapsama alanım geniş
    Aramazsanız benden betersiniz!

    4

    Telefonumun teli yok ki kuşlar konacak
    Yar üstüne yarim yok ki kurşunlanacak
    Yalnızlık çekil aradan
    Evet, ben Ahmet Erhan
    Numara doğru da adam yanlış
    Soytarma!
    Herkes kendi yarasının üstüne kapaklanmış...

    5

    Buyrun ben Ahmet Erhan
    Bütün şebeke kilitlenmiş
    Sadece 112 kalmış, ambulans şoförüyle hısım akraba oldum
    Gele gide, gide gele...

    6

    Beni cebimden ara, hırsızım ol
    O tütün kırıntısı, o hüzün var ya
    Onu bul, alla pulla
    Cebimde sesinden ruj izi gibi bir şey
    Kana dönüşür parmağıma ulaşınca
    Cebim çalsa, hep upuzun bir ezan sesinin ortasındayım

    Beni cebimden ara kansızım ol
    Hepsi dışa dönük ortalığa saçılır
    Parasızlığım, yalnızlığım, aşksızlığım
    Bilen bilir de, gören görür de
    Bir daha hiç arama, duyan olur...
    0 ...
  16. 84.
  17. ahmet erhan şiiri.

    Gökyüzü maviliğinden soyunuyor
    Gitsem kime, kalsam kimde, nereye kadar?
    Sılasızım işte, gurbetim de yok
    Adres defterime adlar değil
    Yalnızlıklar yazılıyor.

    Bir yanda yurdum ve uçurum sözcüklerindeki
    O sersemce, o saçma uyak
    -Demek ki, iki sözcükle de bir şiir yazılıyor
    Yüreğimi, yüreğimi bir bıraksam
    Dünyanın telaşına katılacak
    Yine birileri dağlarda kahraman
    Salonlarda mümin oluyor.

    Gökyüzü maviliğinden soyunuyor
    Akşamdandır diyorlar, dünya hala dönüyorsa
    Öyle dalgın, umarsız...
    Sorsam neyi, bağırsam kime, beni kim anlar?
    Bir kaçık şair diyecekler
    Anca yalnız, kanca yalnız...
    1 ...
  18. 85.
  19. ahmet erhan şiiri.

    Aykırı bir uçurumum yolunun üzerinde
    Elini uzatacağın dalları yamacında saklayan
    Birdenbire patlayan
    Bir çığlığım sessizliğinde
    Ele-güne karşı seni utandıran.

    Yaz günü palto giyerim
    Ceplerim dolu dolu şiir
    Gören beni deli sanır
    Adım kaçığa çıkar
    keşke kaçsam
    Keşke kaçabilsem şu dünyadan.

    Aykırı bir şiirim kitabının arasında
    Kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış
    Sondan okumaya başla
    Nokta koy her dizenin önüne
    Anlamaya çalış..

    Bedeninin bir noktasından dalıp
    Yüreğini bulabilirim
    Geceyse, başlar yastığa düşerse
    Ve yorgunsa yüzün
    Yıldızları soluğumla bir bir ateşleyip
    Kandiller gibi başucuna koyabilirim..
    Ey bütün tufanların ardında
    Bulduğum dinginlik!
    Göçmen çiçeği dünyanın
    Kökleri ardısıra sürükleyen çılgınlık!
    Madem ki yaşam bu
    Madem ki taşın taş olmaktan öte
    bir umarı yok
    Bir türkü söyle kadınım
    Yürüsün dünyaya mutluluk...

    Yağıyor incecik bir yağmur dışarda
    Yüzün çamurlar üstünde tüten buhur
    Islak toprak kokusu
    Doluyor odama
    Sıkılıyorum
    Kitapların üstüme yıkılacağından
    Korkuyorum şimdi
    Yel esiyor
    Söküyor duvardaki bir resmi
    Yerine senin yüzünü koyuyor.

    Yüzün şimdi karşımda
    Yüzün akşam karanlığında
    Toprağın üstüne bırakılmış
    Bir demet çiçek gibi parlıyor..

    O zaman açıyorum
    Bütün perdeleri
    O zaman yakıyorum
    Bütün ışıkları
    Camları darmadağın ediyorum
    Yüzünü avuçlarıma alıyorum
    Alnını öpüyorum
    Dünyayı öper gibi...

    Sana uzanamadığım gün
    Ellerim yok sanıyorum
    Senin bakışlarını yakalayamadığım gün
    Gözlerim yok..
    O zaman bir yumruk
    bütün gücüyle vuruyor
    Eski bir piyanonun tuşlarına
    Binlerce martı
    Kayalıklara çarparak ölüyor
    Ayışığı tutkal gibi
    Yapışıyor pencereme
    Açamıyorum perdeleri
    Şiir yok artık
    Türkü dindi..

    Meyvelerini taşıyamayan
    Ağaçlar gibiyim
    Sularını taşıran ırmaklar gibi..
    Bu kadar mutluluk çok bana
    Onu günlere
    Onu aylara bölmeliyim
    Ve bir tek gülüşünü senin
    Kutlamalıyım yıllarca...

    Sana yüreğimde bir sürgün yeri
    Göçüp konacak
    Bir toprak yaratsam
    Kadınım, sarışınlığının bittiği anı
    Gizli bir esmerliğe eklesem..
    göçmen çiçek
    Her yerin yabancısı
    Yolların, yolların ötesinde
    bize bir tek
    Yarınlar kaldı
    Göğün tükenip, denizin
    Başladığı yerde..
    0 ...
  20. 86.
  21. ahmet erhan şiiri.

    Göçebe yürek
    Kampana çaldı
    Pılını pırtını toparlayacak sanki ne vardı
    Bir kör bir topal
    Ömrün
    Kısalıp uzayan iki çizgi arasında
    Gelir gider
    Ölümü yalnız bırakacak kadar
    Durul artık
    Oturmayı öğren internette bir sayfa aç kendine
    Kurul artık
    Danimarkalı akranınla hasbihal et

    Göçebe yürek
    Bağdaş kur
    Otur artık...
    0 ...
  22. 87.
  23. ahmet erhan şiiri.

    Şiirlerimden 45 derece uzağım şu anda
    Görevli memura hakaretten yargılanmam zor
    Adam, kabuğuma birkaç düzaçı çiz
    Bütün boş şişeler üstüme geliyor

    Hafta sonu geceleri bana "yamuk" atıyor

    Kenarları ateşle çevrelenmiş bir üçgen midir
    Beni boğan herşey ve devletlü yalnızlığım
    Hiyerarşik tören sıralarında durup kendime baktım
    Anladım, her pazarın bir pazartesisi vardır

    Defterde bir "pi sayısı" kadar yer bulamadım

    Simetrik kadınlara daldım bir ara, üzüldüm
    Sevişmenin karakökünü aldım, işlem sonuç vermedi
    ikigen hayatlarıma sığınıp büzüldüm
    Üşüdüm de... meyhaneciler kocaman rakamlar yazdı

    En son problemdim, kendimi çözdüm...
    0 ...
  24. 88.
  25. ahmet erhan şiiri.

    Ay bu gece ne büyük, ne büyük anne
    Deniz gümüş gümüş, ağaçlar sereserpe
    Uyudum uyandım, sağıma soluma döndüm
    Bir balık sıçradı sularda, duydum
    iki uçurum gibi derinleşti gözlerim
    Ben onları yıldızlarla, yakamozla doldurdum.

    Ay bu gece ne büyük, ne büyük anne
    Denizi bir halı gibi işledi yalım yalım
    Sabaha hepsini sökecek, tezgahı güne
    Bırakıp gidecek -ay yorgun işçisi doğanın
    Güneş sürdürecek o yorgunluğu kendince.
    0 ...
  26. 89.
  27. ahmet erhan şiiri.

    Cunda'da bir yaz masalında
    Kendimi rakıyla aldattım
    Geceden rüzgarı çekip aldım
    Yenildiğim bütün masallarda
    Üşüdüm çevreme gülücükler saçtım

    Bir yalnızlık karyolasına
    Ölümden söz eden gazetelere
    sarındım

    Ben niye böyleyim, ey Dilara
    kendimden çok uzak köprüleri yaktım
    Oysa karım ve oğlum yanı başımda
    Evime bir file bile dolduramadım
    Özür diliyorum şimdi önüme kim çıksa
    Bir yalnızlık sayfasında
    Kendi ellerimi tutup ağladım...
    0 ...
  28. 90.
  29. ahmet erhan şiiri.

    Ben yenildim, öyleyken de saçlarım uzarmış
    ..anladım
    Hayatım ve tırnaklarım
    Bir cenin umuduna aldandım
    Yalnızım sapına kadar...ya erenler
    Hüznümün alnımda münhal bir arsası var
    Ölüm iki parsel...hayata kandım

    Ben yenildim, böyleyim,tüyübitmedik ölüm
    Ardımdan konuşur ve bankadaki hesabıma
    ..göz diker
    Ben yenildim, 60 x 1,72 olarak yere serildim
    ipim yok, ilacım eski...intiharı erteledim.
    0 ...
  30. 91.
  31. ahmet erhan şiiri.

    Oturuyorum günlerdir bir gökçekiminde
    Sokaklara çıksam uçarı ruhum radarlara
    yakalanacak
    Öbürü gidip okul-aile birliklerine yazılacak
    Yüzümün sağ yanını katlayıp sol yanına vursam
    Sanki aynalar mı gücenecek
    Katladım gidiyorum işte.

    Elma da desen armut da desen ben çıkmam
    Ben çıkmam saklanırım böyle.
    0 ...
  32. 92.
  33. ahmet erhan şiiri.

    Kuytu, karanlık
    bir yolda
    yürürken ben,
    cırcır böceği
    tekdüze bir şarkı tutturuyor.
    Salyangoz
    kırların serserisi
    evi sırtında
    bir yerlere gidiyor.
    Sarhoş bir kırlangıç
    Toprağın üzerinde
    yalpalayarak
    uçuyor...
    Kuytu, karanlık
    bir yolda
    yürürken
    ben.
    0 ...
  34. 93.
  35. ahmet erhan şiiri.

    Seni, gülüşü gül olup da açan kız
    Uzandığım her kapıdan yüzümü saran esinti
    Seni, yürüyüşü yağmur, kokusu nergis
    Seni turuncu düş, seni deniz mavisi...
    Eksik kalmış tek sözcüğü uzun bir şiirin
    Bir dalın açmamış o son tomurcuğu
    Yüreğime selamsız sabahsız girdiğin
    Belli, geçerek o dikensiz yolu

    Seni, yaz günleri topraktan tüten buğu
    O bir anlık, bir solukluk yağmurlardan sonra
    Seni, sevincin yangını, acının külü
    Gittin artık, bu şiirler kaldı bana

    Gittin artık, ardında mavi bir tütsü
    Saçarak, geniş ufuklarından sonsuzluğun
    Ey kara sevdalarımın göçmen kuşu
    Diyemem istesem de, seni unuttum...
    0 ...
  36. 94.
  37. ahmet erhan şiiri.

    Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
    Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
    Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
    Nereye kadar gidebilirim, gitsem?

    Aradığım nedir, o kentten bu kente?
    Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
    Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
    Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir.

    Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
    Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
    Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
    Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.

    Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
    Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
    Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
    Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük.

    Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
    Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan birazda odur.

    Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
    Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?

    Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
    Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
    Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
    Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?
    0 ...
  38. 95.
  39. ahmet erhan şiiri.

    incik boncuk satarım köylülere-işim bu
    Atım yorulmassa yorulmam- ekmek parası
    Yağmuru sırtıma döker giderim-ıslak
    Güneşi tepemde yakar yürürüm-sıcak
    El değmemiş ipliklerim, patiskalarım var
    Köy kızları! Köy kızları! Köy kızları!

    Kahveye oturur bir çay içerim-yaşlılık
    Kağıt oynayasım gelir, hal hatır sorasım
    Niyedir içimdeki bu soğuk taş, bu yanlızlık?
    Açılmamış sandıklarım, yaşanmamış günlerim var
    Silme acı, silme keder, silme yorgunluk!

    incik boncuk satarım köylülere-işim bu
    Tarlaların kıyısından geçerim salına salına
    Çalışan insanlar görürüm, arılar gibi
    Çoluk çocuk güneş altında çiçek çiçek
    Açmış gibi olurum, kıpır kıpır rüzgarda
    Bağırasım gelir, sesimi onlara duyurasım:
    Leblebi çekirdek! horoz şekeri! susamlı helva!
    0 ...
  40. 96.
  41. ahmet erhan şiiri.

    Zaman: durmuş gibi
    Cihangir'de pazar günü şaşkınım
    Olmayan uykumu bölüyor bir akordeon sesi
    Bir çocuk ufacık sarı saçlı
    Eminim kara gözlüdür görünmüyor uzaktan gözleri
    Görünmüyor ki
    Sokak derin uykularda duyulmuş şey değil
    Cihangir'de geldiğim günden beri
    Gurbetliğimden beri
    Son travesti son bira şişesini yere çaldığından bu yana
    Kaç saat duymadım
    Birşeyler okuyordum kırıntısız, yankısız
    Unuttum
    Güzel marmara ve yeşil elma sabah sabah
    Olmaz ki
    Olmaz ki böyle bir ülkede böyle
    Camlı bir bomba gibi bir martı pencereme çarptı
    Korktum
    Ve artık herşeyden korkuyorum
    Gurbette ve kanlı bıçaklı tutkun
    Bu nasıl iş bu Cihangir her damarı bir sokak
    Bir sokak
    Baktıkça gözlerim kanıyor
    Kana kana bakıyorum

    Zaman: geçmek bilmiyor
    Yalnızlığa alışkınım sessizliğe değil
    Pazar günlerinden nefret ederim bu yüzden
    Bakkal açılmaz çöpçüler bağırmaz bu nasıl cihangir
    Güzel Marmara ve yeşil elma
    Bulunmaz ki sabah sabah

    Ellerin sarsak

    Gözlerimdeki çapak sanki bütün sokağı örttü görünmüyor
    Hiçbir şey görünmüyor
    Yalnız ve soğuk yatağım
    Boşlukta süzülüp alçalıyor
    Gidip uyumaya kalksam ne olacak

    Ne olacak

    Zaman: her yerde kedi kuyrukları vardı
    Yürümeye korkardım buz üstünde gibi
    Basmaya korkardım şimdi nerdeler
    Elinin körü ne biçim sabah bu ne biçim pazar
    De ki uyudum
    Çalmayacak mı telefon kapımın zili
    Ağzımda şarabın kekremsi tadı
    Karnımda yüzlerce akreple uyusam onlar uyanacak
    De ki bir arkadaşım geldi gidelim
    Belgrad ormanında kros yapalım dedi- ben mi
    Arnavutköyde balık tutalım dedi- ben mi
    Önce içelim sonra içelim
    Kaçmıyor ya şu istanbul dedikleri

    Ah benim evcil kalbim
    Artık "hayır" demeyi de öğrendi

    Şimdi ne olacak

    Bana hergün sokağa çıkma yasağı bana hergün o üç darbeden biri ne bilsin olağan üstü hallerin ta kendisiyim dokuz canlı bir kediyim sekizini yitirdim ne bilsin ayrıca burası cihangir
    Kedi diktatörlüğü

    Şimdi ne olacak

    Kimseler bile gelmiyor bugün pazar
    Yalnızlığın eşcinseli mi oluyor yani
    Yani cinaslı kafiyeli pazar günleri ey
    Sıkıldım şarabım bitti elmadan vaz geçtim uykum yok
    Yok üstüne üstlük sigaram da azalıyor
    Şimdi sahiden ne olacak
    Ben bu kadar geveze değildim eskiden
    Bir sıkımlık canım kaldı

    Zaman: otobanındayım senin
    Yürü ki bir şeyler dönmeye başlasın
    Dünya mı olur artık ne olursa olur hayat
    Hani istanbul git git bitmez koca bir şehirdi
    Ayağının turabı olayım yürü
    Ayaklarımı bitiştirirek uzun uzun ölçtüm
    Ve düşündüm ki meselem mi meselim mi tükendi

    Neredeyse akşam olacak

    Zaman: oydum da gözlerimi sana bıraktım
    Yoksa tarihm iydi kanla biçilmişti kaftanım
    Ben kaf dağında bir kaptan değilim
    Ama bu çırpıntılı şarapsızlık ne olacak

    Şimdi ne olacak

    Yağmur yağıyor yağmasın
    Volta atıyor martılar göğün dört duvarında
    " Ne balık, ne de kuş" olabildiğim şu dünyada
    Gurbetim bile yok beceremedim

    Toprak

    Uçaklardan korktum da ne oldu sanki
    Onlardan önce çakılıp kaldım yere odama
    Meyhanelere geniş mağazalara sayısız
    yalnızlıklara ve pazar günlerine

    Gömüleceğim bir gün sana toprak
    Başımı yukarda tutmaya çalışarak
    Ama olmayacak
    Kefen param bile

    Hep ağır ve aksak

    Olmadı bile kanıma alkol düştü payıma küfür
    Birer ziynet eşyası gibi şişelerim yığılı evde
    Her şişenin dibinde ay parçası bir melek
    Dans ediyordu iyi kıvırıyordu kaltak
    Cihangir'de Cihangir'de özellikle
    Ama neden cinlerim hep tepemde

    Alçak

    Gidip Neşet Ertaş dinlesene aklını kucağında saklıyarak
    Balık görsen aklına rakı gelir önce
    Ve bütün yollar bir gün hergün meyhanelere çıkacak

    Cihangirde sabah hiç olmayacak

    Alkolikler ve eşcinseller giremez yazar
    Ev sahiplerinin kapılarında anlarlar kimsin
    Nesin adamım buralar sana göre hiç olmayacak
    Kalk gidelim çöpçüler süpürsün ıslak
    Ve yorgun bedenimizi şarap ve elma kokan
    Bedenimizi doktorlar serumla yıkasınlar
    Akla sığmayacak halusinasyonlar ellerinde şişelerle
    Hastanelerin ziyaretçi saatlerini beklesinler

    Ölsem kimsenin umrunda olmayacak
    Öyleyse beni alnımdan öpsene toprak

    Hayat hiçbir şey değil şiir hiçbir şey değil
    iki dirhem bir çekirdek ölüm bile
    Hiçbir şey değil
    Sokaklara atılmış ölüm
    Nereye gitsem ardımdan seğirtir
    Mendil satar cam siler ille de bıçak taşır
    Ve tiner
    Unutmaki sevgilim hayat
    Karamsar bir şiirin ilk dizesidir

    Peki şimdi ne olacak

    Elma yok yok ki şarap
    Birazdan tütünüm de tükenir
    Ve türkiye'de şair olmak bu değildir
    Neydi ki Türkiye'de şair olmak

    Dünyaya dürbünle bakmak
    Kız tavlamak sanatını masalara höykürmek mi
    Salya sümük ağlamak

    Ölüm oruçları

    Ey bu ülkede
    Artık ne sabah ne de akşam olacak

    Üç çocuk daha öldü
    Yatağında üç kere daha sırtını döndü halk

    Elbette elma ve şarap
    Elbette elma ve şarap

    Üşüdüm üstümü örtsene toprak...
    0 ...
  42. 97.
  43. ahmet erhan şiiri.

    Sanırım bitiyor artık
    Bu serüven, bu yaşam
    Eski bir dost kılığında
    Ve dönüp bakmadan

    Dört yönden, aynı anda
    Vuruyor rüzgarlar
    Böyle ayakta durabiliyorum ancak
    Poyraz, lodos, karayel

    Şiirler okuyorum
    Yatağında uyuyan oğluma
    O bir su damlası gibi
    Gülüyor katılırcasına

    Artık çok geç
    Yağmurun izini sürmek için
    Gençliğimin solduğu sokaklarda
    Ağır ağır ip sıkıyor cellat
    Uyanıyorum
    Kendi elim boynumda...
    0 ...
  44. 98.
  45. ahmet erhan şiiri.

    Yüzü gitgide suya dönüşen kadınım
    Bir iğne, bir iplik kaldık şu dünyada
    Ancak birbirleriyle bütünlenebilen..
    Düşün ki, senin bütün adlarını söylesem
    Doğa ayaklanır, koşarak gelir yanıma
    yüzü gitgide suya dönüşen kadınım
    Benzedik birbirine bakan iki aynaya

    Yaşamak güzel, yaşamak güzel, yaşamak
    Artıları, eksileri yitirsek de boyuna
    Kör bir noktada durup ardımıza baksak
    Sularda pul pul, toprakta tel tel
    Çözülüp dağılsak ve ömür desek buna
    Al yarısını, öbür yarısı bende kalsın
    Öleceğin günü bana önceden haber ver
    içimdeki, dışımdaki saatleri kurdum
    Yelkovanı kovalayan akrep gibi kaldım burada

    Yüzü gitgide suya dönüşen kadınım
    Bir gün bütün aynaları kırarsam şaşırma
    Ben aklımı yitirdim yüreğimi buldum.
    0 ...
  46. 99.
  47. ahmet erhan şiiri.

    Buz üstüne yazmak isterdim
    Bütün bu şiirleri
    Üç beş gün öyle kalır
    Sonra eriyip giderdi

    Kaybolursa da ne çıkar
    Yazılmış o kadar şiir ?
    Onca acı, tedirginlik
    Bir avuç su oluverir

    Buz üstüne yazmak isterdim
    Bütün bu şiirleri
    Ya da denizin yaladığı
    Bir kıyıya bırakmak...

    Boğulup gitsin sesim
    Uçsuz bucaksız bir koroda
    Duyulmayacaksa silah sesleri
    Girdiğimiz her sokakta

    Çektiğimiz bunca acıyı
    Varsın hiç bilmesin çocuklar
    Barışa, kardeşliğe dair
    Yarın nice şiir yazarlar

    Buz üstüne yazmak isterdim
    Bütün bu şiirleri
    Ve sonra çekip gitmek
    Dalgın bir cırcır böceği gibi.
    0 ...
  48. 100.
  49. ahmet erhan şiiri.

    Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
    Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
    Sıkıldım, dertlendim ,sevgilimle buluştum
    Bu gün de ölmedim anne.

    Kapalıydı kapılar,perdeler örtük
    Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
    Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
    Bu gün de ölmedim anne.

    Üstüme bir silah doğruldu sandım
    Rüzgar, beline dolandığında bir dalın
    Korktum, güldüm, kendime kızdım
    Bu gün de ölmedim anne.

    Bana böylesi garip duygular
    Bilmem niye gelir ,nereye gider?
    Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
    Bu gün de ölmedim anne.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük