ahmet erhan

entry200 galeri2
    51.
  1. ahmet erhan şiiri.

    Gözlerin ipekyoludur ömrümün
    Akasya yüklü kervanlar geçer
    Çan sesleri arasında bir fener
    Yanar söner yanar söner yanar söner
    Gözlerin ipekyoludur ömrümün
    Kentin en kalabalık yerlerinde
    Dört nala koşan bir at gibi
    Çılgınlığa akan yalnızlığa ölüme
    Yazılmış şiirleri yeniden yazmak bütün
    Hayatı teğellemek yepyeni bir güne
    Ve sonra sökmek uzun uzun
    Gözlerin ipekyoludur ömrümün
    Yalnızlıktan gelir yalnızlıklara gider
    Düşülür her şeyin altına bir tarih
    Soluksuzum günlerdir geceler uzar
    Yaşamak dünyayı ödüllendirmektir artık
    Kendimi öldürdüğüm yerlerde beni kan tutar
    Başıma gelecekleri bile bile yürürüm
    Hilton Oteli'nde hu çekerim huu...
    işte hırkam ben de bir dervişim
    Asamı vestiyerde bırakmak zorunda kalırım
    Nescafeyi konyakla kardığım günler gecelerdir
    Bakarım gözlerine eğnim silkelenir
    Döktüğüm acılar yıllar kederlerdir
    Alnıma bir avuç tuz atılır düşünemem
    Konuşamam ağlayamam bağıramam
    Neden gece her gecenin ardından gelir
    Gözlerin ipekyoludur ömrümün
    Gözlerin tarihçesi yaşayıp öldüğümün
    Ihlamur ağaçları altında bir Saraybosna hatırası
    Sen ben ve Deniz bir de rüzgarın örttüğü gençliğimiz
    Sen ben ve Deniz. Sen ben ve Deniz...
    0 ...
  2. 52.
  3. ahmet erhan şiiri.

    Yirmi dokuz çeşit ölüm buldum, bir de sen düşün
    Artık yağmur altında mı olur
    Nasılsa gözyaşları yosun tutmaz
    Bellek denen o orospu,
    ardından koşturur da kimseyle yatmaz
    Bir gün gidenler de unutulur

    Kaç şiir yazdım ki ölümden söz eder
    Kimi görsem "daha ölmedin mi",
    der gibi yüzüme bakar oldu
    Arapçaları, italyancaları, Türkçeleri ayıramasam da
    Sıfat, fiil, ad, zamir
    Ölümün sözlüğüne çalıştım, yıllar boyu

    Ey fiilden türeyen ad
    dudaklarıma yakışsan da,
    bedenime bir türlü yakışamadın gitti
    kulağa bunca hoş gelen bir sözcük olmasaydın şu Türkçede
    Başka bir şair olurdum belki
    Belki değil, kesin
    Ölüm
    ölüm
    ölüm

    Yirmi dokuz çeşit ölüm buldum, bir de sen düşün
    Aklın kesiyorsa eceliyle ölmek gibi
    Ben yer veremedim bir türlü
    Yakıştıramadım bunu Türkiye'deki ölümün doğasına
    T.D.K. da kapatıldı işin kötüsü...
    0 ...
  4. 53.
  5. ahmet erhan şiiri.

    Ölüm bile geç kaldıktan sonra
    Bütün ilkleri sona bırakmanın belki de tam zamanı
    Ben her şey bir ırmaktır sanırdım
    Bunun için günlükler tutmaya kalktım
    Ve tarihleri karıştırdım nasıl da

    Aldım şapkamı gidiyorum şimdi
    iniyorum kentin çekirdeğine
    kendime yeni dalgınlıklar buldum son günlerde
    Dev yapılar ufuk çizgisinin önünde birer parmaklık gibi
    Kırmaya kalksam çocuklar uyanacak
    Ben odama döneyim en iyisi

    Öyleyse nice yağmur
    Niye bir kız saçı gibi sokaklarda
    Aynaya baksam kalbim görünür
    Aklımda gitgide büyüyen yara
    Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür
    Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra ...
    1 ...
  6. 54.
  7. ahmet erhan şiiri.

    Yaşamak, yeni bir emre kadar yasaklanmıştır.
    Bundan böyle kimse soru sormayacak.
    Şairlerden ve peygamberlerden
    çekmediğimiz kalmadı bunca yıl,
    başımıza gelmedik bela...
    Tarih konuşuyor, dinleyin!
    Kapılar sürgülenecek ve özellikle geceleri
    kimse sokağa çıkmayacak.
    Gelecekten ve güzel günlerden söz etmek serbesttir;
    ancak, simge olarak "güneş" kullanılmayacak.
    Herkes kimlik kartına,
    kullanıldığı maske sayısını da eklesin.
    Çünkü her biri için tarafımızdan vergi iadesi uygulanacak.

    Şair konuşuyor:
    - Ölmek, yeni bir emre kadar yasaklanmıştır!
    1 ...
  8. 55.
  9. ahmet erhan şiiri.

    Duvarlardaki kurşun deliklerini
    Çiçeklerle kapla artık
    Eve erken dönersen iyi olur
    Öyle çok düşünme geceleri
    Yurdumuz, kimsesizlik, yoksulluk...

    Birahaneler sigara dumanı,
    Parklar, çimlere basmayınız
    Yollar daha kalabalık
    Bir şey eksik, bir şey eksik
    Diye düşünmesen iyi olur
    Bu şarkı kırık dökük
    Nasılsa sensiz de bir son bulur.

    Ama şimdi biliyor musun
    Mezarlıklara yürü artık
    Ne kadar genç ölü varsa
    Ölüm tarihlerine bu günü yaz
    Sonra ağlasan iyi olur
    Sustuk, kendi içimize gömüldük
    Anlıyor musun biraz...
    0 ...
  10. 56.
  11. ahmet erhan şiiri.

    Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
    Yalnızlık, ölümün üvey kardeşi
    Eve hep geç saatlerde gelen babaların
    ayak izlerinden yükselen buğu
    Bir toprağın, dalına dokunamadığı yerde büyüyen boşluk
    Ayışığında kaldırımları süpüren bir kadının
    ikide bir durup, burnunu önlüğünün koluna silmesi
    Gibi boğuk, gibi çıldırtıcı, gibi silik

    Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
    Nereye gideceğini yitirmiş
    yol, uçurum, dağ, bayır, çöl
    Bir kuşun kanadından çıkan kav
    Bir kibritin ömrünün, bir tek sigarayla sınırlı olması
    - Alkol, kendileri seni seviyor
    Her el titremesinin bir fotoğrafını çekmeli
    yanık masa örtülerinin, kırık bardakların
    Günışığında herşeyin, herşeyin görünmesi
    Gibi iğrenç, gibi gerçek, gibi anlamsız

    Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
    Tökezlemiş söz, suskun türkü, rendelenmiş umut kırıntısı
    Şiir... alkolik bir babadan artakalmış sarışın güz boğuntusu
    Çıkılmaz buradan artık diyor bir ses,
    hiç değilse kapıları iyice örtün
    Soğuk, yalnızlığa özenip girmesin içeri
    Gibi sinsi, gibi alaycı, gibi bungun

    Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
    Kötümserlik, kusmukların çiçek kalıplarına dökülmüş hali
    Herşeyin göreceli olduğu bir dünyada iş mi bu şimdi
    Değişimlerin bir türlü dönüşüme varamadığı yerlerde
    Aklımı teğelliyor bir çocuk durup dururken
    Gibi çılgınlığa, gibi serseriliğe, gibi ölüme

    Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
    Parmak damgasının mülkiyete yettiği bir çağda
    Yüreğini kağıtlara basmanın bedeli
    Damarlara dolan toprak kokusunun hep ölümü çağrıştırdığı
    Yaşamın, konuşulan en eski lehçesi
    Gibi okunmayan, gibi tozlu, gibi gülünç

    Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
    Diklendikçe, kendi rüzgarından başı dönen gurur
    Yürüdükçe, yollardan pencerelere yükselen buhur
    Çok şey görmüş geçirmişsin biliyorlar
    Gibi ölüm, gibi aşk, gibi şiir

    Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
    Akdeniz 1958.1.72, 60 kg.,
    evli, karısı hamile, iki paket sigara.
    sabah dokuz akşam yedi. - sahi ne vardı başka?
    Evet, diyorlar ve ekliyorlar:
    Önüne geleni öpme isteğiyle dolu bir insancıllık
    Sonunda götürse götürse, çiçek götürür kendi mezarına
    Gibi deli, gibi meczup, gibi seyda

    Ve keçe uçlu bir kalemle yazıyorlar:
    Doğacak çocuğuna ad düşünen nihilizm
    Sabahın alacakaranlığında, bir uçurum önünde
    bekleyen dirim
    Sana artık Ahmet Erhan diyorlar.
    0 ...
  12. 57.
  13. ahmet erhan şiiri.

    Anne ben geldim, üstüm başım
    Uzak yolların tozlarıyla perişan
    Çoktan paralandı ördüğün kazak
    Üzerinde yeşil nakışlar olan

    Anne ben geldim, yoruldum artık
    Her yolağzında kendime rastlamaktan
    Hep acılı, sarhoş ve sarsak
    Şiirler çırpıştıran bi adam

    Kurumuş kuyunun suyu, incirin
    sütü çoktan çekilmiş
    Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
    Ayrık otları, dikenler bürümüş

    Kapıdaki çıngırak kararmış nemden
    Atnalı ve sarmısak duruyor ama
    Oğlum, mektup yaz diyen
    Sesin hala kulaklarımda

    Anne ben geldim, ağdaki balık
    Bardaktaki su kadar umarsızım
    Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
    Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın..
    0 ...
  14. 58.
  15. ahmet erhan şiiri.

    Sevgili ölüm
    Damarlarımı genişletiyor yalnızlık
    Çağırıyor beni toprak kokusu
    Odam dağınık
    iğrenç bir sabah
    Ağzımda hala alkolün buğusu
    Sevgili ölüm

    Uğulduyor kulaklarım
    Bir tek nefes bile çekmediğim sigara
    Parmaklarımı yakıyor
    Bedenim
    Bir de çocukluk
    Yokluyor arasıra

    Belki de evet belki de
    Dönüş yok artık
    Hiç değilse benim için
    Sevgili ölüm
    Penceresinde mızıka çalan
    Bir çocuğu anımsa
    Ne zamanlar
    Denizin karşısında

    Sevgili ölüm
    Artık anlıyorum şimdi anlıyorum
    Ben hep yaşayarak
    Seni büyütürmüşüm
    Gün gün...
    1 ...
  16. 59.
  17. ahmet erhan şiiri.

    Mutluluğum 39 derece ateşle yatar
    Dünyanın 42 derece enlem 26 derece boylamında
    Öğretirler Edremit'le Van arası kaç saat tutar
    Kanadı kırık kuş hesabıyla

    Hayatın dulu, ölümün ilk aşkıdırlar
    Bu ülkede bir çift kulak ve göz olanlar
    Ölüm tarihleri yazar nüfus kağıtlarında

    Sarhoşluğum 80 dereceye çıkar
    Meyhane taşradan musalla görünür amma...

    Oturdum kalbimin nüfus sayımını yaptım
    Bir iki dost, çuvalla düşman
    Ben ki iki lafı biraraya getirmeyi bilmem
    Haklıdırlar her şeyde dostlarım ve düşmanlarım da

    Ve mutluluğumuz 39 derece ateşle yatar
    Öyle ya da böyle Türkiye mezbahasında...

    Grevciler, şairler ve seracılar
    Don olayı bekleniyor, son uyarı

    Sinop'la Anamur arası bir kuş uçar
    Kanadı kırık ama göğsü kınalı ...
    0 ...
  18. 60.
  19. ahmet erhan şiiri.

    Bu kez biraz uzun sürdü bu keder
    içime ağır bir taş gibi takılıp kaldı
    Acı, takunyalar giyerek yürürdü yüreğimde
    Sevincinse tüyden ayakları vardı.

    Ve sorularım ne çoktu benim
    Ellerim her taşın altını kuşkuyla aralardı
    inanmaz olurdum kimi, göğün mavi, yaprağın yeşil olduğuna
    Gözlerim her renkte saklı bir karayı arardı.

    Bu kez biraz uzun sürdü bu keder
    Kollarımı iki yana açıp, dansetmek istiyorum
    Mutlu olmak istiyorum, ey kuşlar, ey çiçekler!
    0 ...
  20. 61.
  21. ahmet erhan şiiri.

    Alkol ve tütün
    Ben ölümü bunlarla yendim
    Ağaran bir tanın küf kokusunda
    Sabah savaşlarında
    Uçarı bir neferdim
    Herkes işe giderken ben sızardım
    Garip bir kitaba, tuhaf bir kitaba
    Gün ışığından sözcükleri sağardım
    Sığardım kendi dünyama

    Ekmek ve kadın
    Ben hayata bunlarla yenildim...
    0 ...
  22. 62.
  23. ahmet erhan şiiri.

    Omurgasız bir acı
    Bedenimde uluyor
    Tenha otobüslerin kız kokan yalnızlığında
    Elim elimle buluşuyor
    Kulağımın arkasına takıyorum ömrümü
    Gecenin en olmadık
    Saatlerine taşınıyorum
    Bir şairin
    kendi halinde
    Bıyığını ve şiirini fazlalık sayan...
    Gitgide kendime
    Yakışıyorum
    Ortayaş göbeğimi aynalardan sakınaraktan...
    Bir alçak sakladı
    Ve unuttu beni zulasında
    Sanki
    Bir ölüm başka bir ölüme
    Miras bıraktı

    Bitti
    Sandığım o macera
    Hep yeniden başladı...
    1 ...
  24. 63.
  25. ahmet erhan şiiri.

    Seninle aynı lojmanda, bana bir ev verseler
    istifa ederdim şerefsizim, gerçeklerimden
    Sabah geç, akşam erken
    Giderim, gelirim
    Haberim bile olmazdı saatlerden

    Sen bir kompartıman dolusu insansın
    Havva'nın 20. yüzyıla aktarılmış renkli fotokopisi
    Sen ey bir zamansızlıksın ki... ne zaman geleceksin
    Her yerlere erken gelmekten rötarlı

    Alnımda 1 sivilce büyüdü yokluğunda
    3 kasa bira, 18 paket Camel, 23 damla gözyaşı
    Simyadan kimyaya iltica etmiş rönesans yüzüm
    Her geçen gün biraz daha kazıdı aynaları
    Altından ne mi çıktı?. 24 ayar hüzün

    Ben bu geceyi bitiririm de, aydınlık nerde
    Bu da güya aşk şiiri, realizme seyrediyor
    iş, ekmek, hürriyetle doldurdum seyir defterimi
    Baktım ki iş ekmeğe, ekmek hürriyete yabancı

    Bu alçak ironiyle yatmasam, ben intihar ederdim
    Benzemezdi bu alacakaranlıktaki Ülke'nin en eski baskısına
    Ederdim sonra Cumhuriyet'in uzak bir köşesinden sizi
    seyrederdim
    Bir gün için votkanıza limon oldum iyi ki...
    0 ...
  26. 64.
  27. ahmet erhan şiiri.

    Boğuk boğuk bir siren sesi
    Güz yağmurlarının geri çekildiği aklımda
    Aklımda geceler boyu
    Çınlayan yalnızlık
    Cam kırıkları yağan kar üstüne vuran ayışığı
    Odam soğuk
    Sevgilim yok
    Bir yılbaşı ağacının bütün lambalarının söndüğü aklımda
    Anı bile değil artık
    Her gün bir arkadaşın öldüğü
    Aklımda, tütün kokan ağzım üstüne maydanoz
    yediğim ama yine de anneme yakalandığım
    Denizden yükselen buğu
    Güneş vuruca
    Portakal bahçelerinden dağılan koku
    Solgun şafak. Kırağı yeli
    Odam soğuk
    Sevgilim yok...
    Aklım, kırılmayı bekleyen bir lades kemiği.
    0 ...
  28. 65.
  29. ahmet erhan şiiri.

    Gökteki bulutlar yüreğime yağıyor
    Bende iki dünya çarpışıyor artık
    Biri umutlu, devingen, gözüpekçe yaşıyor
    Öbürü masallarda sarhoş ve ezik.

    Toprağı avuçlarımda eliyorum usulca
    Bir kum saati gibi akıyor ömrüm
    Tükenecek bir gün o kumlar da, ey doğa
    Tekrar doldurmak için kalacak mı

    Güneş, daldan dala sıçrayarak yürüyor
    Bir neden var mı mutlu olmamam için?
    Daha ne kadar yaşadım ki şunun şurasında
    Adını biliyor muyum bütün çiçeklerin?

    Konuşturmayın beni, dilim sürçüyor
    Alışkın değilim söz etmeye sevinçten, mutluluktan
    Gideyim artık, kül atında kor gibi
    Dursun onlar, dönüp üflerim bazen...
    0 ...
  30. 66.
  31. ahmet erhan şiiri.

    Adını büyük harflerle başlattığım Hayat
    Gitgide dayanılmaz oluyor
    Buzdolabında çocuk ölüleri
    Sokak korkusu, anason yalazı
    - Beni niye kimseler sevmiyor?
    Ki ben Hiçlik'e adanmış bir asansör kuğusu
    Üçüncü kattan sonrasını hatırlamıyorum
    Boynumu büküp kıvrılıyorum
    -Ama niye beni hiç kimseler sevmiyor?

    Kendi küçük harflerime sığınıyorum...
    0 ...
  32. 67.
  33. ahmet erhan şiiri.

    Ağlar asılmış
    evlerinin önüne
    yakalamak için yıldızları.
    Akşam olunca
    yanan gaz lambalarını
    yem olarak kullanıyor
    bura insanları.
    Yıldızlar
    bir gece olsun
    kanmıyor bu yemlere.
    Ne bu düş gidiyor oysa
    ne de
    yoksullukları.
    0 ...
  34. 68.
  35. ahmet erhan şiiri.

    Kovulduğum bütün kapılara geri dönüyorum
    Yurdum için, alnımda yaralarla
    Ellerinde taşlarla herkes beni
    Benimse aklım yitip giden dostlarda

    Onca insan niye öldü - sormuyorum artık
    Ölüm bile kılık değiştirmişken şimdi
    Hala yaşıyor olmanın şaşkınlığı var üstümde
    Sanki her doğan gün bir bağış gibi

    Geçtim herkesin geçtiği yollardan
    Ne yerineceğim bir şey var, ne övüncüm
    Öyle yalın çıksın istiyorum ki sözcükler ağzımdan
    Acısı acı olarak adlandırılsın bu ömrün

    Kardeşler, size yine şiirler getirdim
    Unuttuğumuz kimi duygulara ilişkin
    Kırık dökük bir takım anımsamalar...
    Hiç değilse şunu düşünün, nasıl geldi bu adam,
    bu günlere kadar?
    0 ...
  36. 69.
  37. ahmet erhan şiiri.

    Evlerde, güneşin kapadığı evlerde
    Bir çocuğun güzel günler düşündüğü
    Molotof kokteyl yaptığı
    Bir ölçü cin, votka, nane likörü, soda
    Ve sonra birbirine bir güzel karıştırdığı
    Bir ölçü ölüm, hayat, acı, mutluluk
    Go home amerika! Go home amerika!
    -Altıncı filo büyük bir törenle karşılandı
    On-onbeş kişilik bir topluluk
    Sol yumruğunu gökyüzüne doğru kaldırdı
    Dostlarımız gücenmedi bile

    Babam o günlerden beri bir gül tutar elinde
    Büyütür de sular kendisi sanatoryumda yatsa da
    Go home amerika! Go home amerika!
    Heybeliada'ya her gidişimde dünyaya ne oldu diye sorar
    Mersin'de gün geç doğar, erken batar
    O çocuğun gözleri yedinci filodur akdeniz'de
    Cemal Abdül-Nasır'a selam götürür
    en olur olmadık yerde gökyüzüne bakan çocuk
    Güneş, ay, bulut, merih, uranüs, satürn
    Artık ne bulursan hepsini karıştırıp
    Bir kokteyl yapabilir misin?
    Yedinci filo gün ışığında yola çıkar
    Ve uğrar bütün limanlara...
    0 ...
  38. 70.
  39. ahmet erhan şiiri.

    Kiraz mevsiminde rakı içmedim
    Yatmadım olmadık kuytuluklarda
    Serumlarla doldur boşalt yaparken bedenim
    Bekledim sessizce gönlümün ücralarında

    Dünyaya yine de bir ağırlıkmış hacmim

    izmit'te bir sevgili, ölüm oruçlarında iki çocuk yitirdim
    Ne ilgisi var, Türkiye buralar
    Alnımı toprağa yapıştırıp yürüdüm

    Şairler, hükmüm bir kör tırnak kadar

    Kalksam attığım her adım kan kuyusu
    Otursam sağım solum uçurum
    Kimyama derbeder hayatlar karışıyor
    Ölsem sanki buğum camlarda yaşıyor

    Kiraz mevsiminde rakı içmedim

    Demek ki istanbul bana böyle yakışıyor...
    0 ...
  40. 71.
  41. ahmet erhan şiiiri.

    1

    Octavio Paz ölmüş
    Tarihsiz bir gazetede okudum.
    Yalnızlığın labirenti...Benim şu an içinde yaşadığım evin bir çeşit tanımlaması bu.Bazen o labirenti bir tabuta çeviriyorum o kadar.

    Octavio Paz dün ölmüş.

    Aradım demin evin altını üstüne getirdim sanki.Yok.Bende son zamanlarda eve her gelen konuğun bir kitap götürdüğü gibi paranoyalar oluştu. Ama biliyorum ki, o kitap burada evde bir yerlerde...

    Octavio Paz.Şiirler.Güneş taşı.Çeviren Sait Maden.Tünel kazmak pahasına o kitabı bu gece bulacağım.Evime tabut yakıştırmasını yaptığım için kendimi tekzip edeceğim.Yalnızlık zaten bir labirenttir.Ama bir güneş taşı her yerde bulunmaz.

    2

    Ne kadar aptalmışım.O zamanlar-ne zamanlar-
    Bir Her Yerde Bulunmayan Kitaplar Sözlüğü hazırlamaya kalkışmıştım.Yarasanın ‘sahaf Pozisyonuna her ne kadar denk düşüyor gibi görünse de...

    3

    Düz yazı şiirin tökezlemesidir.
    Ama hiçbir yara izi yok dizlerimde.

    4

    Bir kuşluk vakti telefon çalar.Ben
    Şu der kadındır.Hatıralarda güzeldir. Ama üstüste okunmuş şiirler gibidir.Hatıralarda güzel midir? Belki de yalnızca kuşluk vakitlerinde güzeldi.

    Görüşürsün ve ellerini -nedense- hep ceplerine saklayasın gelir.

    5

    Octavio Paz sahiden ölmüş.
    Bütün kitaplığı devirdim.Sarhoş ceketlerimin ceplerine bile baktım: Güneş Taşı yok!
    Ey kendini bilmez kişi, ya o kitabı getir ya da kendin gel!

    6

    Mehmet Sönmez bile ölmüş.
    Ölüm fotokopi makinesini çalıştırmaya görsün.
    Kalbimde sardunyalar.

    7

    Mehmet Sönmez de sahiden ölmüş
    Ama bütün fotoğraflarında gülüyor.

    8

    Sevgilimin Bodrum'dan gönderdiği kartpostal
    Can Yücel'in !bir Siyasinin kapağı.
    Mehmet Sönmez.
    Anlatıp duruyorlar: 1968.Asker mehmet.Bodrum.
    Ölüme en güzel uyak:
    En yakın dostumu yitirdim.

    9

    (Kalbim ıssız bir makamda
    Hatırasız şarkılar dinler
    Ne kaldı geriyeler...Sus.
    Bir yerden sonra kendini bekler

    Ölüm renginde bir kır çiçeği kopardım demin
    Suya tutsam olmazdı...kopardım

    Bir insan nasıl intihar eder

    Hayat dersinde herşeyi sanki çözdüm de
    Bir bunu anlamadım)

    10

    Telefonumun nasıl çaldığını duymak için kendimi dışardan aradım az önce.
    Boğuk ve yalnız bir telefondu.
    Kendi hatırımı sordum:
    iyiydim.Çok iyiydim.

    11

    Bütün memelilerden nefret ediyorum.

    12

    Sarhoşluğum en ayık halimdir.

    13

    Sayın abonemiz telefonunuz borcundan dolayı görüşmeye kapatılmıştır.Lütfen telefonunuzu açtırınız
    Telefonum yalnızca çalıyor artık.

    14

    Türkçe Sözlük bile ayaklanıp gitmiş yada benim boyum yetmiyor.

    15

    Telefonum artık çalmıyor bile.

    16

    Yarasa değil, Kırkayak!
    Yalnızca yürümek istiyorum.

    17

    Bir çocuk örtüldü üstüme sanki.

    18

    Ellerim günlerdir portakal kokuyor.
    Hayırdır...

    19

    Az önce elektrikler kesildi.
    Bir bu eksikti deki eksik olmayan bu gibi.
    Yazının minesi soldu.

    20

    (Ama hizaya sokulmaz ki hüznüm benim
    En sarsak çocuğuyum solgun bir devrimin.)

    22

    Şimdi şu odaya sazlı sözlü bir güneş doğsa
    Yalnızlığın son piçi gibi
    Kalakaldım karanlıkta.

    23

    Uçkurlarını çözüverse ampul...
    Ne olur...

    24

    Kırk yaş...Kadınların menopoz dönemi gibi bir şey sanırdım; ya da öyle derlerdi.
    Sanki ben hep kırk yaşındaydım.

    25

    Adımı kime söylesem mahçup bir duraksama.
    Ölüm bile hatırlamıyor artık beni.

    26

    Herkes ayılınca unutuyor. Bense unutmak istediklerimi bile hatırlıyorum.

    27

    Sen idam mahkumuna sorulan o sorusun.

    28

    En büyük devrimci hareket yürümektir!

    29

    Her insan kahvaltı ederken gazete okur ben yazı yazıyorum.

    30

    Aynada en hamarat kadınların bile silmeyi unuttuğu o lekeyim ben.

    31

    Uzun gezmelere hasret bir otopark bekçisi gibi kaldım burada.Ya da bir benzin istasyonu...nasıl yürümek isterse artık.

    32

    (Ahmet Erhan yürüyüşe çıkıyor
    Ve bağırsakları akasya kokuyor Ankara'nın

    Kalbim henüz yarı yoldasın
    Ellerim üşüyor, parmaklarım

    Şehirde özürlü bir kırkayağım.)

    33

    Takriben yaşıyorum.

    34

    Bu dünyada ne kadar kolay bir şey olmak ve ne kadar zor bir şey olmak...

    35

    Bütün kadınlarım, ancak kendilerini aldattığımdan kuşkulandıkları zamanlarda yazdıklarımı okuma gereğini duydular.

    36

    Gece.Karanlık güzel.Güzel karanlık...

    37

    Ey hayat, bana ölümü çok görme!

    38

    Ayaklarının otuzdokuzunu yitirmiş bir kırkayak gibi kaldım şu dünyada.

    39

    Her sabah dokuzdur saatler
    Ve her gün pazartesidir.

    40

    Yetimlerin bile tüyü bitti.
    Hakkınızı helal edin.
    Benim helal edeceğim bir şeyim bile yok..
    0 ...
  42. 72.
  43. ahmet erhan şiiri.

    sevdim seni incecik,
    her tarafım delik deşik,
    meraba ben çelik,
    en sevdiğim film ayşecik.

    yaparklar uçuşuyor bahçede,
    zaaflarımızı gördük neççede,
    asılmaktan kalmadı peçete,
    kurdum apaçilerden oluşan bir çete!
    0 ...
  44. 73.
  45. ahmet erhan şiiri.

    Ne çabuk unuttum
    Dağları ırmaklarla ördüğüm geceyi
    Ne çabuk unuttum
    Nankör ve asi
    ipsiz sapsız bir çocuk muydum
    Kanımı dellendiren akşam güneşi
    Alkol ve tütün
    O kadar mıydım
    Tek kişilik bir ayak izi
    Şehrin sokaklarında dikiş diker gibi
    Ve ayyaşa çıktı adım
    Ne çabuk unuttum
    Gözlerinden boncuklar fırlatan sevgilimi
    Şimdi şehrin öteberisiyim sanki
    Dolanır dururum
    Masalara kazıya kazıya
    Adımı unuttum
    Karaya vurdum teknemi
    Unuttum ki unutuldum..
    0 ...
  46. 74.
  47. ahmet erhan şiiri.

    Acım, beni bir gün boğabilir
    Kalırsa bir çığlık benden kardeşler
    Koruyun, saklayın onu ne olur.

    Her insanın kendince bir tarihi vardır
    Bir seyir defteri, ağaca atılan çentik belki
    Hani bir gün dönülür de bir şeyler anımsanır.

    Kimsesizim, dalsızım, duraksızım şimdi
    Yaşamla aramda çözülmedik ne kaldı?
    Bütün köprüler atılmış, yollar yokluğa çıkmıştır.

    Yaralarımı sağaltacak söz nerde?
    Bazı kitapların altı çizili yerlerinde mi?
    Şimdi her çizgiye bir kan yolu yürümüştür.

    Tanımlara sığmayan sözlerim varsa da
    Bir gün, kendini deşen hançerden öte
    Bir şey olmadığım nasılsa anlaşılır.

    Şaire ölmek yaraşır, filiz sürerken şiirleri
    Tufanların alıp götürdüğü bu toprakta bir tek
    Birkaç sözcük mutlak kalacaktır.

    Acım, beni bir gün, beni bir gün boğabilir
    Kalırsa bir çığlık benden kardeşler
    Koruyun, saklayın onu ne olur...
    0 ...
  48. 75.
  49. ahmet erhan şiiri.

    -Oğlum Deniz'e-

    1
    Ben bütün yenilgileri yaşadım
    Kalmadı sana hiçbir şey
    Oğlum, biricik muradım
    Bir su damlasıdır kapıyı gözler

    Tükürür gibi bakıyor yüzüme dünya
    Kırılmış ağacımın o tek sürgüsünü
    Oğlum, biricik muradım
    Benden ötelere döndür yüzünü

    2
    Uzun bir sözcükse ömrüm
    Oğlum, son iki hecesin sen
    Günüm geceye ilikli
    Yanımda yok bir kimsem

    O küçücük odada soluğun
    Mavi resimler çizer havaya
    Avludaki kiraz içini çeker
    Elma, armut, akasya

    Artık evin erkeğisin sen
    Erkencisin bu konuda
    Seninle büyüyecek bil ki
    Uzaktaki şu baba

    3
    Geçip gidiyor günler
    Boğuk bir sis altında
    Elimin ucunda defter
    Köpürüp duruyor boyuna

    Ne yazdımsa oğlum
    Bugüne kadar böyle
    Sanki bir yaz günü
    Savruldu akşam esintisinde

    Geçip gidiyor günler
    Evim uzak, yol yakın
    Ölüme kedere, acıya
    Cennet, cehennem, intihar

    4
    Gecenin son otobüsü
    Hoşçakal oğlum
    Alnımda bir seğirme
    Yüreğimde hüzün

    Gecenin son otobüsü
    Şimdi soluk bir ışık
    Gençliğimin kenti
    Dönüş yok artık

    Gecenin son otobüsü..
    Götür beni uzaklara
    Gecenin son otobüsü
    Oğlum gelir nasılsa

    5
    Yağmurun diliyle konuştum
    Uzandım taşların eliyle
    Oğlum seni düşündüm
    Galata'da eski bir evde

    Denizin dikeninde uyudum
    Uyandım ter içinde
    Oğlum seni düşündüm
    Geçmiş zaman kipinde

    Yolların arklarından baktım
    Gözyaşların merceğiyle
    Oğlum seni düşündüm
    Hasretlerin ikliminde

    Deniz...ölümde bile

    6
    Oğlum unutma adını
    Sana boşuna konulmadı o
    Oğlum unutma adını
    Göğe çizilen resimleri hatırla
    Oğlum unutma adını
    Dağları teğelleyen suları
    Oğlum unutma adını
    Kardeşliği, cesareti ve yanılgıyı
    Oğlum unutma adını
    Tarihe karşı yürüyen bedenleri hatırla
    Oğlum unutma adını
    Ve tarih olan sonra
    Oğlum unutma adını
    Hep ipte olacak boynun
    Oğlum unutma adını
    Yaralı, acılı bir yurdun
    Oğlum unutma adını
    Kanı, çiçeği olarak...

    Deniz...unutma adını...
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük