Leyla erbil'e ithafen, " kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğuramaz seni." Demiş şairdir.
Bir erkek bir kadına bundan daha güzel ne yazabilir diye düşünmüşümdür hep.
''mektubunu sabah aldım. şimdi akşam. daha birşey yemedim.''
diyerek hemingway'e okkalı bir tokat atmıştır.
edit:hadi anlatayım. siz cahiller bilmezsiniz. ne dedi bu demeyin.
hemingway'e bir basın konferasnsında muhabirin biri '' o kadar çok kelime kullanarak herkes iyi öyküler yazabilir. dünyanın en iyi öykücüsü iseniz altı kelimeyle bir öykü yazabilir misiniz?'' der.
hemingway baba bunun üzerine; ''for sale baby shoes. never worn'' yani satılık bebek patikleri hiç giyilmedi cevabını verir.
"Canım benim
bilir misin "Canım" dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep."
...
Sabah gözlerimi sana açarım. Akşam uykularımı senden alırım.Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık, sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş...Hepsi. En çok da en ilk de Leyla'sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun.
Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini.
...
"Ne tuzsuz şeydi şu dünya be. Geldin, buldun, şenlendirdin, insan ettin beni. Yemeyip-içmeyip, yatmayıp-uyumayıp, seni anlatmalı bu yürek."
Leylim leylim: Ahmed arif'ten leyla erbil'e mektuplar
Ay Karanlık gibi güzel bir şiiri vardır.
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
itten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
ille de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...
Gördüler
Yedi cihan,
in, cin Kaf dağının ardındakiler,
Kıtlık da kıran da olsa
Gördüler analar neler doğurur
Aman aman hey...
Dünyalar vardır elvan,
Bir su damlasında, bir kıl ucunda,
Meyvalar vardır, meyvalar,
Ağacı, omcası yok,
Sana vurgun, sana dost.
Beride Kabil'in murdar baltası
Ve kan değirmenleri,
Kader kahpesi.
Beride borazancıları o puşt ölümün,
Hazır ırzını vermeğe
Yiğitler vuruldukça.
Timsah kısmı çünkü yavrusunu yer
Akarsu duruldukça.
Cadı, yalan hamurunu dağ - dağ yoğurur
Aman aman hey
Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı,
Macera değil.
Yaşamak, sade "yaşamak"
Yosun, solucan harcıdır.
Öyle açar ki murat.
Susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da
Şavkı, bulut güllerinden daha bir suna,
Daha bir burcu - burcudur.
Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı
Macera değil
Sardığım toprağımın altın sabrıdır.
O sert, erkek hüznüdür lahza başında
Cıgara değil.
Ve sevgilim uykusunda bağırır
Aman aman hey...
Meltemin bir tadı, ustura ağzı
Biri, kız memesi, tılsım,
Yağmurun bir damlası süzülmüş küfür,
Bir damlası, aşk.
Senin uykuların hayın,
Düşlerin kardeş.
Duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki?
Gece, samanyollarında rüzgar çıkıncayadek,
Mısralarım kardeş - kardeş çağırır
Aman Aman hey...
Serabın bir sonu vardır,
Ufkun, sıradağın sonu.
Uçarın, kaçarın bir sonu vardır
Senin sonun yok.
Mandaların, kavakların pazarı olur,
Senin pazarın olamaz.
Sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez.
Beni böyle şair, divane etmez,
Kızımın çatal göğsü.
Senin yüzün suyu hürmetinedir
Buğdalara, cevizlere yürüyen
Kara toprağın ak südü...
Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,
Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?
Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.
Akşam - akşam, kara sevdam ağırır
Aman, aman hey...
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
hasretinden prangalar eskittim'in önünde veysel öngören'le söyleşisinde “lisede karaladığım mısralarda daha çok edebiyat öğretmenimizi beğendirme çabası vardı. yani biraz haşim, biraz tanpınar, biraz tarancı ve çokça da acemilik.. bir süre sonra bu yazdıklarımın şiir olmadığına, gerçek şiirin bu kadar kolay yazılmaması gerektiğine inandım.. o günlerde asıl yaygın moda, orhan veli gibi yazmaktı. üstelik çok da kolay bir yoldu bu. biraz yaradılış gereği biraz da şiirin, gıdıklama, alay ve ucuz espri ile asla bağdaşmayacağına olan inancımdan, bu yola dönüp bakmadım bile. yaradılış gereği dedim, buna yaşayış tarzı ve dünya görüşünü de katmak gerek.”der.
liseden sonraki yıllarda, şiirinde toplumcu gerçekçiliğe yönelir; 1951 'de ankara cezaevi'nde yazdığı "sade radyolarda gamlı bir hava", "ben garip sen güzel", "öyle bir tuhafım bu akşamüstü" şiirlerindeki dizeler artık orhan veli'nin dize kuruluşuna benzemese de estetiğinin etkileri sürdürür.
şairin kendi şiirini bulma çabasının ipuçlarını ilk 1948'de "varlık"ın çıkardığı ve attila ilhan'ın düzenlediği antoloji'de yer alan "rüstemo" şiirinde buluruz. bu şiiri gerçekten ayrı bir sestir.
modan yaylasına eşkin almadan
maktela üzerinde sağımız
karbeyaz çermik dağları
solumuz kan kırmızısı fırat'tır
dört mevsim yeşildir orman
ve toprak çetin
baharları aşiretler iner dersim üstünden
sürü otlatır.
odunda
kömürde
pamukta
gönlü bir akarsu gibi alıp götüren
ırzdan ve ekmekten yana
bir kara sevdadır
yeşil murattır
ve bundan ötürü tutmuş dağları
ve almış yürümüş sulardan öte
kıl çadırlarda maceramız
yasak bundan böyle zulüm;
ve öşür
ve haraç
ve angarya
ve katil
ve şirkat
ve talan
ve küfür kıza kısrağa
yasaktır, emreder dağlar paşası
elinde, affetmez fransız üçlüsü...
gayrı malumunuz olsun halım
hayrola encam
malum ola
ayan beyan
dosta ve düşmana serencam
önce şeyhulislam fetva buyurur
katlim dört mezhepte vacip görülür
sonra saray ferman eyler
ve kaltak vurulur ordugahlarda
dar vakit yetiştin tatar ağası
bir elimde kana batmış hamaylım
bir elim derman eyler
dostooo
buncasına kavga demezsem
kızanlar idman eyler
hele sarılmasın dört bir yanımız
tamam cümle dağlar mevzi almıştır
ve yatmış pusuya patikalar
salavat getirir dağ dağ taburlar
narlı bahçe üzre kanlı bir akşam
gelen elçi değil
azrail olsun
anam avradım olsun kaçarsam.
*
kaçmadı da, 86 yıl önce bugün tanıştığı dünyada, hayatı boyunca, hecelerine düşürdüğü gibi fikriyatıyla da, odunda, kömürde, pamukta çalışanın yanında; öşüre, haraca, angaryaya, katle, şirkate, talana karşı durdu.
bizler de unutmadık kendisini, şiirleri şarkılarımızın güftesi, dilimizin destanı oldu.
yiğit harmanları, yığınaklar,
kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
dize getirilmiş haydutlar,
hayınlar, amana gelmiş,
yetim hakkı sorulmuş,
hesap görülmüş.
demdir bu...
demdir,
derya dibinde yangınlar,
kan kesmiş ovalar üstünde mayıs...
uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
çelik kadavrası korugan'ların.
ölünmüş, canım,ölünmüş
murad alınmış...
gelgelelim,
beter, bize kısmetmiş.
ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
susmak ve beklemek, müthiş
genciz, namlu gibi,
ve çatal yürek,
barışa, bayrama hasret
uykulara, derin, kaygısız, rahat,
otuziki dişimizle gülmeğe,
doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
ve asıl biz biliriz kederi.
içim, bir suskunsa tekin mi ola?
o malta bıçağı,kınsız,uyanık,
ve genç bir mısradır
filinta endam...
neden, neden alnındaki yıkkınlık,
bakışlarındaki öldüren buğu?
kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
nasıl da almış aklımı,
sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
dost, düşman söz eder kendi kavlince,
kınanmak, yiğit başına.
bu, ne ayıp, ne de yasak,
öylece bir gerçek, kendi halinde,
belki, yaşamama sebep...
evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
ve zehir - zıkkım cıgaram.
gene bir cehennem var yastığımda,
gel artık...
Hırsla çakarım kibriti,
ilk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman alırım, dolu,
Bir duman, kendimi öldüresiye,
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpushaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya...
babam, canım. şu hayatta değer verdiğim yegane insanlardan biridir. onun şiirleriyle büyüdüm, onun kavgasını verdim. onun gibi güzel insan olabildiysek ne mutlu bize. mekanın cennet olsun babam.
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
itten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
ille de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...
"Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mi?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..."
Ahmed Arif (21 Nisan 1927, Diyarbakır - 2 Haziran 1991, Ankara), şair ve gazeteci. Asıl adı Ahmed Önal'dır. Ahmed Arif'in babası Türk, annesi ise Kürt tür.[1][2][3][4]
Yaşamı Değiştir
Ahmed Arif, 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'ın Hançepek semtindeki Yağcı sokak 7 no'lu evde dünyaya geldi.Asıl adı Ahmed Önal'dır. Diyarbakır Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde okudu. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Türkçeyi en iyi kullanan şairlerdendir.[kaynak belirtilmeli]
Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı.[kaynak belirtilmeli] Şiirlerinin toplandığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968'de yayımlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir. Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçılarca birçok şiiri bestelenmiştir. Ankara'da yalnız yaşadığı evinde 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.