''Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
içerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni...''
içine sindiremeyip yayımlamadığı ama yine de güzel şiirleri hatta kendi tabiriyle karalamaları, o öldükten sonra ticari bir amaçla yayımlanan, kemikleri sızlayabilitesi yüksek olan şairdir..
evet ağlamaklı oluyorum, demdir bu
hani kurşun sıksan geçmez geceden, anlatamam, nasıl ıssız, karanlık...
ve zehir-i zıkkım cigaram
gene bir cehennem var yastığımda
gel artık...
ahmed arif
ölüm buyruğunu uyguladılar
mavi dağ dumanını
ve uyur uyanık seher yelini
kanlara buladılar
sonra oracıkta tüfek çattılar
koynumuzu usul usul yoklayıp
aradılar
didik didik ettiler
kirmanşah dokuması al kuşağımı
tesbihimi, tabakamı alıp gittiler
hepsi de armağandı...
ahmed arif
Nasıl anlatılabilir ki ahmed arif? Yaşadığı memleketi ve insanını çok iyi tanıyan,anlayabilen ve anlatabilen bir adam. Öyle samimi, öyle içten... Benzemez ipek giysilerle, elinde viski son kalite purosuyla şömine önünde keyif çatıp toplumsal duyarlılık masalları anlatanlara. Halktan biridir, halkın sesidir, insanın sesidir o. Bu toprakları ve bizleri o kadar çok sevmiş ki, sanıyorum budur onu şairliğe götüren sebep. Bu uğurda 141. ve 142. maddelerden yargılanmış, 2 yıl hüküm giymiştir. işte böyle ödüllendirilmiş bu büyük yürek işçisi...
Şiirlerini herhangi bir şekilde incelemeye benim çapım yetmez. Hele bir de, kendi sesinden dinlenirse eyvah ki ne eyvah. Öyle bir sızı yerleştirir ki göğsün sol yanına tarifi imkansızdır. Özellikle son mısralarda hiç affı yoktur. Dedim ya anlatamam. Tüm şiirleri okunmalı hatta kendi sesinden dinlenmelidir.
Buraya, hangi şiirinden alıntı yapsam bir diğerine haksızlık yapmış olacağımı biliyorum. Fakat sigarayı bırakıp tütün içmeye başladıktan sonra, yalnız değiliz isimli şiirinin şu dizeleri pek bir hoş geliyor, sarıp verdiğim herkese okuyasım geliyor.
--spoiler--
tütünü bilir misin?
"kız saçı" demiş zeybekler,
su içmez her damardan,
yerini kolay beğenmez,
üşür
naz eder,
darılır
iki yaprak arasında kıyılmış,
bir parçası var kalbimin
incecik, ak kağıtlara sarılır,
dar vakit yanar da verir kendini.
dostun susan dudağına...
--spoiler--
Dört yanım puşt zulası
Dost yüzlü
Dost gülücüklü
Cigaramdan yanar.
Alnım öperler
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel
Ay karanlık...
Gözlerinin pınarında
Bir bulut,
Boşandı boşanacak
Nerdeyse.
Aklımdan geçenleri
Okuyorsun su gibi.
Dünya gördü
Bizi boğazladılar...
Tutma gözyaşlarını
Onur da ağlar...
Bırak yıkansın gökyüzü,
Lacivert, yeşil, altın
Işıkları günbatımın.
işte şafaktayız gene
Çırılçıplak
Ve mavi.
işte sanki dağ yeli
Ve işte sanki meltem...
Kimse toz konduramaz
Kesip attığımız tırnağa bile.
Sen en güzel kızısın
Bütün galaksilerin
Bense tözüyüm artık
Akkor tözüyüm
Prometheus'u yakan
Kara sevdanın...
Ne alnımızda bir ayıp
Ne koltuk altında
Saklı haçımız
Biz bu halkı sevdik
Ve bu ülkeyi.
işte bağışlanmaz
Korkunç suçumuz..
Seni, anlatabilmek seni
iyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni
Namussuza, halden bilmeze
Kahpe yalana.
Art arda kaç zemheri
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım
Kaç leylim bahar
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni
Dipsiz kuyulara
Akan yıldıza
Bir kibrit çöpüne varana
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin
Yitirmiş öpücükleri
Payı yok, apansız inen akşamlardan
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Leylim - leylim dünyamızın yarısı
Al - yeşil bahar,
Yarısı kar olanda
Gene kavim - kardaş, can - cana düşman,
Gene yediboğum akrep,
Sarı engerek,
Alnımızın aklığında puşt işi zulüm
Ve canım yarı geceler
Çift kanat kapılarına karşı darağaçları,
Mahpusanede çeşme
Yandan akar olanda,
Gelmiş yoklamış ecel
Kaburgam arasından.
Yoklasın hele...
Çağıdır, can dayanmaz,
Çağıdır, en çatal, en ası,
Cehennem koncası memelerinin.
Çağıdır, kırk gün - kırk gece
Kolların boynuma kement,
Ha canım kötüye inat...
Vah ki ne desem,
Kurşunları namlulara sürülü,
iki elleri kan,
Baskıncılar uykumuzu yıkar olanda,
Alır yüreğim:
Yankın yasak, aynalara.
inemem bahçende talan,
Tam, boş yanı bu, derim namussuzun,
Tam, bıçağım cehennem gibi güzelken,
Aklıma düşüyorsun
Ellerim arık...
Bilmiş
Bütün zulalar
Eğri hançer, kara mavzer, kan pusu.
Ve insan düşüncesinin o en orospu,
O en ayıp, frengili yemişi,
Çıldırtılmış uranyum
Bilmiş,
Bilsinler!
Sana nasıl yandığımı
Uuuuy gelin...
işte kan tutmuş korsanlar,
Haramla beslenmiş azgın,
Düzmece peygamberler
Ve cüceleri
Ve iğdiş ve aptal kölelerine karşı,
işte bir kez daha
Bu can bendeyken,
Delin, divanenim işte
Uuuuy gelin...
Bu yasaklar,
Firavun kalıntısı.
Yoksun,
Akdan - karadan.
Gizline, canevine kurulu faklar.
Gün ola, umut kesip korkunç yetinden,
Murdar tutkusuna dünyasızlığın,
Gün ola, düşesin bekler.
Düşme!
Ölürüm...
Gözlerinden, gözlerinden olurum.
Leylim - leylim
Ayvalar nar olanda
Sen bana yar olanda.
Belalı başımıza
Dünyalar dar olanda. *
Büyük bir edebiyat ustasıdır.Eşsiz bir şairdir.Şiirleriyle bizi bir yerden bir yere götürür.Hüznü anlatır.Zaman zaman isyanı o kadar nettir ki söylemleri okudukça okumak isteriz.
Kalbim dinamit kuyusu
Şafakları;
Taaa şafakları
Nice bir
Yangınları düşer alın çatıma
Gencecik ölüme gitmenin.
Yığılır boşkovanlar, dumanlı
Ve susar mitralyözler kuytularda.
Suskundur,
Karanlıktır,
Kayıtsızdır,
Her namlu.
Beni kurşunlar götürür
Kollarım vurulu
Gözlerim açık.
Şafakları,
Taaa şafakları,
Kınalı tavşanlar suya inmeden,
ilk çığlıklarındayken martılar,
Kamplarda idamcılar
Azgın ve manyak
Tan yerinde kızartılar...
Tan yerinde kızartılar
Hey canım,
Orada,
Sularla
Sınırlarla
Uzaklar uzağında
Ve benim şuncağızımda hemencecik
Göğüs kafesimin altında, solda,
Barajlar, yeşeren çöller,
Katarlar, traktörler,
Yani her vidasynda bin sevda,
Her civatasında bin saygı,
Bin ustalıkla,
işlenen ve yaratılan dünyaların kımıldanışı
Ve hayatı pırıl pırıl çarktan çıkaranların
..........
2000'li yılların başı... bir devlet lisesine başlamış bir çömez liseli edebiyat dersini kırmış olmanın cezası olarak yeteneği ile cezalandırılıyor edebiyat öğretmeni tarafından. cezası iki gün sonraki derste üstad'ın "anadolu" şiirini ezbere okumak. eve geliyor ve telaşla karıştırıyor kitaplığı. yok! ahmed arif denen bu adamın bir kitabını bulamıyor kitaplıkta. oysa attila ilhan var, necip fazıl kısakürek var nazım hikmet ran var, nefi var, neyzen tevfik var, yahya kemal beyatlı var, can yücel var, behçet necatigil var, cemal süreya var, orhan veli var, sebahattin ali var ama yok işte ahmed arif.
aynı gün "hasretinden prangalar eskittim" kitabını ediniyor sahaflara kadar yürüyerek fatih'teki evlerinden. geri dönüş yolunda beyazıt'taki alt geçitten geçtiği sırada bir cd tezgâhı görüyor. cebindeki 1,5 lira ile skid row diskografi alacak ve kimbilir bir ara bütün şarkıları dinleyecek büyük bir şevkle. hatta eşlik edecek yer yer... sonra birden karışık bir mp3 cdsi dikkatini çekiyor. üzerinde ahmed arif yazıyor hem de. düşünmeksizin vazgeçiyor skid row cdsini almaktan. gidiyor eve ve kapandığı odasında şiiri ezberlemeye koyuluyor. bütün derdi şiiri üstad gibi okumak delikanlının. bir tur dinliyor üstadın kendi sesinden, bir tur aynı tonlama ile taklit ederek kendisi okuyor şiiri. kolayca ezberliyor. ve salı'dan perşembe'ye geçen bu süre zarfı içerisinde bildiğin ahmed arif oluyor şiiri okurken. "anadolu'yum ben, tanıyor musun?"
ve gelip çatıyor ceza dersi. sınıfta hasta olduğu bir kız var o aralar. okul yeni açılmış olduğundan hukukları belli ve genel konsepte uymak konusunda fazla isteksiz delikanlı gönül ilişkilerinde. bir kıza aracı yollayıp da "çıkma" teklif etmekten haz etmiyor pek fazla. veya gidip de doğrudan şişirilmiş cümlelerle iletişim kurmaktan. ama başka türlü de kızları etkilemenin en azından o yaştaki bir kızı etkilemenin zorluğunun da farkında.
derse girip hocayı beklemeye koyuldukları sırada kız geliyor esas oğlanımızın yanına... ve kız da ceza alanlar arasında. rıza polat akkoyunlu'ya ait nokta noktam şiirini okuyacak. ve heycanla son deneme performanslarından birisini sergiliyor delikanlıya. delikanlı mahçup bir şekilde "bu şiiri ben okumalıydım." diyor kıza. seviyor koşulsuz, kız okurken sesini kaydedip sonra dinletecek ve dinleyecek kadar da etkileniyor o anda.
ve ceza anı gelip çattığında herkes sıradan okuyor verilen şiirleri. sıra delikanlıda... delikanlı başlıyor şovuna ve gayet de güzel taklit ediyor üstadı. taa ki şiirin bir kısmına gelene kadar.
"gör, nasıl yaratılırım,
namuslu, genç ellerinle...
kızlarım, oğullarım var gelecekte,
herbiri vazgeçilmez cihan parçası,
kaç bin yıllık hasretimin koncası.
gözlerinden, gözlerinden öperim.
bir umudum sende, anlıyor musun?"
burayı okurken ve şiir tam da sonuna gelmişken delikanlı birden ve ansızın kendi oluveriyor. taklit edemiyor bir türlü üstadı... öğretmeninin son kısımdaki farkı sorması üzerine bütün sınıfın önünde cevaplıyor genç adam: "ben şiiri güzel okumak için insanüstü bir çaba sarfettim. ama şiiri ezberledim ve ezberden okudum her seferinde... ancak burada beni izleyen bir çift ışıltılı göz şiiri anlamama yardım etti hocam. ve şiirin sonuna geldiğimde anlayarak ve benimseyerek okudum. istemdışı bir durumdu, özür dilerim. isterseniz baştan okuyayım hocam..."
öğretmen kafasını tasdiklercesine sallayarak "oku" dedi ve ekledi "ama son bölümü okuduğun gibi oku, ezberden değil; algıdan oku..."
cibali lisesi, edebiyat öğretmeni ahmet tarım'a teşekkürler.
ahmed arif yitip gitmemesi gereken büyük bir değerdir türk edebiyatında. etnik kimliği üzerinden yıpratılmaya çalışılsa da hernekadar anadolu şiiri dahi yetecektir nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğu konusunda birşeyler anlamamıza.
"beride borazancıları, o puşt ölümün
hazır zilzurna keyfinden,
hazır ırzını vermeğe,
yiğitler vuruldukça.
timsah kısmı çünkü yavrusunu yer
akarsu duruldukça..."
terketmedi sevdan beni,
aç kaldım, susuz kaldım,
hayın, karanlıktı gece,
can garip, can suskun,
can paramparça.
ve ellerim, kelepçede,
tütünsüz, uykusuz kaldım,
terketmedi sevdan beni.
Attila ilhan misali N. Hikmet'ten etkilenmiş ve şairliğinin ilerleyen yıllarında bu etkiden yine bir çok şair gibi nasiplense de bu yoldan ayrılmıştır. Dizeleri kısa ve özdür ve her mısra kusursuz bir anlam bütünlüğüne sahiptir. Bu yüzden stili P. Eluard'a benzetilmektedir. Onu Attila ilhan'dan ayıran bir diğer farklılık ise; A. ilhan modern batı edebiyatının örneklerini sunarken, Ahmed Arif daha çok Anadolucu bir tavır sergilemiştir.
şairin, başta kendi halkı olmak üzere, tüm bir insanlığın vicdanı olduğu gerçeğini, hemen tüm dizeleriyle kesin olarak kanıtlayan, yarattığı imgelerin tazeliği, inceliği halen aşılamamış, şiirlerinde zulmü, sevdayı, hasreti, isyan hissini, kardeşliği, bilgelik ve inanılmaz bir ustalıkla işleyen ölümsüz anadolu ozanı, şair.