m. niyazi akıncıoğlu, enver gökçe, ahmed arif bugünkü kuşağa epey uzak şairlerdir.
üçü de komünisttir.
üçü de şiiri, toplumsal gerçekçilik ekseninde ele alıp, ezileni anlatmaya ağırlık vermişlerdir.
üçünün de en önemli özellikleri, şiiri düz yazıdan( yani nesirden) tümüyle ayrıştırmalarıdır.
ne demek, şiiri düz yazıdan ayrıştırmak?..
düz yazı, uzun uzadıya, tanımlayıp örnekleyip anlatmaya cevaz verir; oysa, şiir, öylesine bir sözcük yoğunlaşmasıdır ki, koca bir mevsimi üç beş sözcükle anlatabilir.
anlatmaya çabaladığım şairler, bunu başarmışlardır şiirlerinde.
akıncıoğlu'nun "selamın geçiyor besbelli/ yeşillendi telgraf direkleri/ seneler sonra/ ormanından ayrı." dizeleri, baharın gelişine görkemli bir selam çakmaktan başka nedir ki?
ya da enver gökçe'nin "saçlarına kan gülleri takayım.." dizesi..
tek dize... neler anlatır, nasıl anlatır. ve nasıl bu kadar güzel anlatır, sorusunu insana defalarca sordurur.
saydığım üç şair, şiiri şiir yapanlardır.
beyinlerine yüreklerine ömürlerine sağlık diyemiyorum, üçü de öldü.
işin kötüsü, türk dilini, türk şiirini bu denli zenginleştiren bu üçlü, fikir hayatımızda da öldürüldüler.
bize bu denli güzellikler sunan bu insanların şiir kitapları bile yok ortalıkta.
üzülüyor muyum?
artık bilemiyorum.
Çocuklarım her gün birbirini öldürüyorlar, ne kadar üzülüyorum; onu bile bilemez hale geldim.
O şairler, toplumsal hafızadan silinerek öldürülmüşler, ona mı üzüleceğiz? Değil mi?
evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
ve zehir - zıkkım cigaram.
gene bir cehennem var yastığımda.
Der ve gecmise goturur. Keske goturmese.
''...
yiğitlik, sen cehennem olsan bile
fedayı kabul etmektir,
cennet yapabilmek için seni,
yoksul ve namuslu halka.
budur, ol hikayet
ol kara sevda.
...''
Vay Kurban şiirinden...
üşüyorum kapama gözlerini, dersin sadece üşümeğe çare şopar pazarından palto, kapamaya korku , gözlere yaş* . hepsiyle çarpışırız yeri gelir acıtmaz da gelir devirirsin sözcükleri , acıtır şu dünyanın yüzü, bir kadın çığlığı, bir diz yarası, tırnak kokan leylim dizeleri.
neden yapmıştır bilmem, ama babam almıştır kitabını , koymuştur masama ben daha mahpusa neden sokarlar içinden insan çıkanları bilmezken , titreyip battaniye altına girmeyi karanfil kokmasını ağzın, kaç leylim bahar geçmesini mektup mektup, onu öğrendim senden gri duvarlar arasında.
sus, kimseler duymasın. duymasın ölürüm ha. aydım yarı gecede yeşil bir yağmur sonra... yağıyor yeşil.
en uzak, o adsız ve kimselersiz, o yitik yıldızda duyuyor musun? bir stradivarius inler kendi kendine, yayı, reçinesi, köprüsü yeşil. önce bendim diyor ve sonra benim... ölümsüz, güzel ve çetin. ezgisidir dolaşan bütün evreni, bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları. canımı, tüylerimi sarmada şimdi kendi rüzgarıyla vurgun... sarıyor yeşil.
rüya, bütün çektigimiz. rüya kahrım, rüya zindan. nasıl da yılları buldu, bir mısra boyu maceram... bilmezler nasıl aradık birbirimizi, bilmezler nasıl sevdik, iki yitik hasret, iki parça can. çatladı yüreği çakmaktaşının, ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde çağlardır boğulmuş bir su... ağıyor yeşil.
yivlerinde yeşil güller fışkırmış, susmuş bütün namlular... susmuş dağ, susmuş deniz. dünya mışıl-mışıl, uykular derin, yılan su getirir yavru serçeye, kısır kadin, maviş bir kız doğurmuş, memeleri bereketli ve serin... sağıyor yeşil.
aydım yarı gecede, neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat, ve sezarsa, bir ad, yıkıntılarda. ama hançer taşı sanki koca kartaca! hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne bak nasıl alıyor, yigit, binlerce yıl da sonra alıyor yesil.
vurur dağın doruğundan atmacamın çalkara, yalın gölgesi. kuş vurmaz, tavşan almaz, ama aç, azgın köpek balıklarıydı parçaladığı bak, tiber saygılı, suskun. bak nilüfer dizisi zinciri. bunlar bukağısı, kolbağlarıdır, cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi, ve ilk gerillası spartakus'un. susuyor yeşil.
sus, kimseler duymasın, duymasın, ölürüm ha. aymışam yarı gece, seni bulmuşam sonra. seni, kaburgamın altın parçası. seni, dişlerinde elma kokusu. bir daha hangi ana doğurur bizi?
ruhum... mısra çekiyorum, haberin olsun. çarşılarin en küçük meyhanesi bu, saçları yüzümde kardeş, çocuksu. derimizin altında o olüm namussuzu... ve ahmedin işi ilk rasgidiyor. ilktir dost elinin hançersizliği... ağlıyor yeşil.
-sevdayı,özlemi,inadı direnci,kavgayı ve ihaneti ülke topraklarının en yalın haliyle ama en derin tonla içimize işlettiği ve ki bir çoğumuzu tanıştırdığı üstad...-
Ve biz, milyarlarca, aşkın, yalanın, alçaklığın, kahramanlığın; kapıları, kapakları, kuş uçurmaz uzaklıkları ve ayrılıklarıyla, kahrolası yasaklarıyla, bu acayip kaos karanlığında, biz ikimiz! iki müthiş hasret, iki parça can...
Aşk'ı mürekkep yapıp, acı fırçasıyla yazmıştır üstad. iyi ki yazmış, iyi ki okumuşuz kızgınlıklarını.
Koca koca, yoğun yazmıştır, yoğunlaştırmıştır.
Posra gazetesinin okur köşesi şairleriyle kıyaslamayınız. O'nun yazdığı cümleler şairdir, inim inim inlerler peşi sıra dizili kelimeler.
Ne mutlu ve de ne yazık seni seven kadınlara..
Ahmed Arif (21 Nisan 1927, Diyarbakır - 2 Haziran 1991, Ankara), şair ve gazeteci. Asıl adı Ahmed Önal'dır. Ahmed Arif'in babası Türk, annesi ise Kürt tür.[1][2][3][4]
Yaşamı Değiştir
Ahmed Arif, 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'ın Hançepek semtindeki Yağcı sokak 7 no'lu evde dünyaya geldi.Asıl adı Ahmed Önal'dır. Diyarbakır Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde okudu. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Türkçeyi en iyi kullanan şairlerdendir.[kaynak belirtilmeli]
Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı.[kaynak belirtilmeli] Şiirlerinin toplandığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968'de yayımlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir. Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçılarca birçok şiiri bestelenmiştir. Ankara'da yalnız yaşadığı evinde 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.
"Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mi?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..."
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
itten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
ille de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...
babam, canım. şu hayatta değer verdiğim yegane insanlardan biridir. onun şiirleriyle büyüdüm, onun kavgasını verdim. onun gibi güzel insan olabildiysek ne mutlu bize. mekanın cennet olsun babam.