"insanlar, kirli bir şeyi düşündükleri için utanmazlar.
tersine, birisinin kendilerinin bu kirli düşüncelere
sahip olabildiklerine inandığını, düşündüklerinde utanırlar"
(bkz: nietzsche)
insan, güzel bir tenin altındaki çirkinliği görmemek için gözlerini kör etmeden bir kadını sevemez; derinin altında kan, damarlar, yağ, sümük, dışkı; bu fizyolojik iğrençlikleri görmez. Aşık insan, kendi gözlerini çıkarmalı, gerçeklerden feragat etmelidir.
Benim için ise böyle bir gerçek dışı yaşam, yaşarken ölmek demektir.
''Gençliği bozmanın en iyi yolu, onlara, kendileriyle aynı düşünenlere, kendilerinden farklı düşünenlerden daha çok değer vermelerini söylemektir." Friedrich Nietzsche
Kuşların cıvıltısını ateş ederek kesemezsin. 5 dakika sonra hepsi mutlu olduklara yere geri dönüp gün yeni doğarken kafanı ağrıtırlar. Eğer kurtulmak istiyorsan onları öldürmesin ama bu zamanda sen mutluyken içini huzurla kaplayacak sesler duyamazsın.
insanların yanıldıklarını kabullenmemeleri gibi bir durum söz konusu değildir. Böyle olduğu düşünülen kimselerin esas kaygısı yanıldıklarına dair olan düşüncelerinin başkaları tarafından sezilmesidir.
Sorumluluk hakkında...
Herkesin sorumluluk dediği şeyin içgüdüsel yanı üzerinde düşünmeyi bırak. Eline bir kalem al ve yazmaya başla; tercihlerinden ötürü pişmanlık duymanın sendeki sorumluluk hissini pekiştirdiğini mi sanıyorsun? Eylemin sorumluluk doğurduğu çağlarda sen bir düşüncenin objesiydin, ama bir eylemin öznesi değildin. Şimdi Tanrı kendi sorumluluğunu bizler arasında paylaştırmaya çalışıyor. Doğumunu geciktiren sebepler arasında senden öncekilerin yanılgılarından kaynaklanan kazalara bakmak düşüncelerinin yargılanabilir olmadığını ortaya koyacak tek yöntem olabilirdi, ama sen kendine yer aramaya başladığın andan itibaren sorumluluk sahibi oldun. Ricacı olmadığın bir yaşama dâhil olmanda tercihlerinin sahip olduğu paydan daha fazlası senin kendi varlığını anlamlı hale getirebilmek için yaptığın hatalarda mevcut. Söylediklerim seni yürümekten alıkoyacak bir korkuya kapılmana sebep olmasın; eğer kendi başlarına şahsiyet sahibi olabilselerdi adımların seni suçlama hakkına sahip olurlardı ancak sen karşıma geldikten sonra sadece ben seni gitmediğin yerlerden ötürü suçlayabilirim.
Sevginin karanlığı üzerine...
Bir ideal halinde sevginin yüceltilmesi, insanoğlunun hakikati kavramaktaki yetkinliğinin ölçüsü olarak değil, kendi zaafını sevimli yollardan ifade etmenin bir görüntüsü olmak bakımından anlamlıdır. Kuşkusuz, bu yanılgının temelinde, benliğinde sevgiye yer verenin diğerlerince onaylanıp aynı hislerle karşılanacağı şeklindeki halis dangalakça bir aldanış bulunur. Hakikat ise bambaşkadır; kişi benliğini ister sevgiyle, ister nefretle doldursun, bu durumlardan ilkinin ardındaki hakikat güvende hissetmenin verdiği rahatlık, ikincisinin ardındaki hakikat ise güven duygusundan yoksun oluşun yarattığı huzursuzluktur. Buradan hareketle, sevginin de nefret kadar karanlık ve bencilce bir olgu olduğunu iddia etmekten bizleri kim alıkoyabilir
yalnızlık ve yozlaşma
Gerçek denilen dünyanın verileriyle çatışan düşünce örgülerinden oluşmuş dikenli tellerin kanattığı beyninizin kıvrımlarına hisli bir dokunuşla temas edecek şefkatli parmaklardan mahrumsanız eğer, kendi düşünce dünyanız içinde yalıtılmış olduğunuzu düşünmenize her zaman izin verilir. Yalıtılmış biri için kaçınılmaz olan yozlaşma, bu aşamada, düşünürün yargı ve muhakeme gücünü en üst düzeye çıkarır.- Bu durum aynı zamanda şairler için de geçerlidir. Şu farkla ki onların bu anlamda algı merkezleri kalpleridir ve bir filozofla aralarındaki gerçek farklılık bundan öteye geçmez.- Bu şekilde acılar içinde kıvranan, dehşetle parlayan gözlerini kırpmadan kafatası içinde taşıdığı kişisel hücresinin dışında kendisini çılgına çeviren verilere aç bir hayvanın azgınlığıyla saldıran bu kuduz köpek kendisini anlayacak birine ne kadar da muhtaçtır!
Tereddüt ve devinim...
Birkaç günlük kendini unutuş ve dağılan parçaların yörüngesini tayin etmek için harcanan enerji, nihayet o güne dek kendisinden gizli kalmış bir yerlerde bir değer yarattı. Giderek özgülleşen sorunlar yumağının ortasında süren bir yaşamın getirisi olarak bundan başkası da düşünülemezdi.
Şimdi kendi meselesini sedyeye yatırıp kayışlarla bağlamanın öncesinde emin olduğu bir tek şey vardı: en genel kavramlarla kendi meselesini evcilleştirmenin imkânsızlığı.
Durağanlığını kararlılık olarak onaylayabilseydi bulunduğu yerde dikilip durması daha az rahatsız edici olurdu. Atacağı her adım bir sonrakinin sebebi ve tetikleyicisi olamazdı çünkü. O, burada bir oluşa katılmıyor, sadece bir oluşu kapsıyor. Islanmış olduğu yüzmekte olduğu anlamına gelmez, bu yüzden oyunun dışında kaldığını da biliyor.
Yaşamın gerekçeleri üzerine...
Öyle sert bir darbeydi ki ancak umursamayarak korunabildi. Güçlükle duyulabilen kısa süreli iniltisi bir tepki olarak değil ama bir onay olarak anlamlıydı. Şimdi tekrar ayağa kalkabilecek, olan bitenden kimsenin haberi olmamış gibi derin bir nefes alacak ve yoluna öylece devam edebilecekti. Aralarından iltihap ve kan sızan kaburgalarının manzarası türdeşleri için hazin, sırtında siyah bir bulut izlenimini veren sinekler içinse iştah kabartıcıydı. Ne var ki bu durum ne kendisinin, ne türdeşlerinin, ne yarasının ve ne de sineklerin kıymeti hakkında bir şey ifade ediyordu-. Nihayet görünüşün aldanıştan başka bir şey olmadığını kavramış olmak onun ve kaburgalarında taşıdığı bu kötü kokulu iltihap çanağı yarasının arasında bir uzlaşma doğuruyor ve kendisi yorgun, sessiz, yarası bezgin, sessiz, yaşamlarına devam etmeleri için yeterli gerekçeyi sağlıyordu.
edit: 2006 yılına ait notlarım.
"Kötü tecrübelerin cömertliğinden yararlanan bazı güçlü adamlar zaaflarıyla mücadele etmeyi öğrenirler. Daha güçlü olma ayrıcalığına erişenlerse zaaflarıyla barışma inceliği gösterebilirler. Ve nihayet o seçilmiş olanlar ki, erdemi utandıracak saflıkta bir zaafın kendisi olarak modern zaman soytarısını oynarlar ve bundan bir sanat yaratırlar. Amin."
"Hayatı boyunca şikayet etmeden taşıdığı cesedini getirip içimize gömdü ve acısını kıskanarak öldü. Böylece bizlere utanmayı öğretti."
"Hayatın belli evrelerini görüp geçirdikten sonra bile yaşamının neye hizmet ettiğini bilmemek, onunla ne yapacağın konusunda hiçbir fikre sahip olmamak, bunca kusuruna rağmen bunlardan belli belirsiz bir rahatsızlık dahi duymamak... Bundan sonraki ödevim bu durumun utancını kanıksamak olacak. Son olarak bunu da unutmak. Ve nihayet unutmak. Ve bunu da. Ve bunu da..."
"Ayaklarımızın ucunda uzanan geniş vadi; Topuklarımıza neşe veren tatlı yokuşlarında gizlediği derin uçurumlarla her an birini aramızdan alan bu doyumsuz "Valhalla" hala aç ve bizler yön ve eylem kargaşası içinde sadece ıslıklarımızın yankısını duymayı umarak bekliyoruz."
"Akıl kendi başına cenneti cehennem, cehennemi cennet yapabilir." John Milton
"Her tanımlama bir sınırlamadır." Andre Suares
"Acı çekeceğinden korkan kişi, zaten korkusu yüzünden acı çekiyordur." Montaigne
"Ne kadar çok kişi benimle aynı fikirdeyse, o kadar çok yanıldığımı düşünürüm." Oscar Wilde
"Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir." John Christian
"Problemi yaratan beyinle problemi çözmek mümkün olmaz." Albert Einstein
"Ümitsiz vaziyet yoktur, ümitsiz insan vardır..." Mustafa Kemal Atatürk