Hayatta insanların uydurduğu bilimsel olmayan çoğu şeye inanmam, inanmam için gözlerimle görüp şahit olmam gerekiyor. Adalet dediğimiz kavram sadece mahkemelerde altın yaldızlı harflerle girişe yazılmış ''adalet mülkün temelidir'' sözünden ibaret değildir, bir hakimin verdiği karardan da ibaret değildir. Bu dünyanın kendine ait bir adalet sistemi vardır. Bu da ''ne yaparsan yaptığını yaşarsın'' sözüyle çok güzel ifade edilir. insan fark etmese bile yaptığı yanına kalmıyor, dönüyor, dolaşıyor, geziyor, tozuyor yine gelip yaptıkların seni buluyor. Buna inanırım o kadar çok yaşadım ki, dünyanın adeletinden kaçış yok.
Türkiye'de malesef uygulanmayan bir kavram. ne zaman ki bu kelime yalnızca bir bayan ismi olmaktan çıkar işte o zaman kişilerin yada ülkelerin sırtı yere gelmez.
ülkeye eşitlikçi, adil bir düzeni getirme derdi olması gereken siyasetçiler, siyaseti uzlaşmaz tavırlarıyla, daha fazla koltuk kapma yarışlarıyla daha da çıkmaza sürüklemekten milletin gözünün içine baka baka çekinmemekte devam ediyorlar.
düzensizliğin içinde kendi düzenini kurmaya çalışır insan. toplumsal bir tehlike haline gelen bu gibi kaos ortamlarında bile fıtratında var olan hırs körüklenebilir. Kötülük hızla yayılırken bir yandan insanlar ölmeye devam eder.
yanı başımızda onlarca insanlar öldürülür de yıllardır alışmaktan uyandığımız kanlı sahneler tekrar ekranlara düşer. Bu ortamda kendi payını kaçırmak istemeyenler akbabalar gibi ölümden nemalanmanın çarelerini ararlar.
akıl, izan sahibi kimse kalmamış gibidir. iktidarın ihmali, güvenlik zafiyeti üzerine adam akıllı eğilmesi gerekirken, bir akıl tutulması hali içinde birileri gelen tepkilerin partiye zarar verip vermeyeceğini düşünür, oy kaybetme korkusuyla. bir yandan da kendi vicdanını temize çekmek için ölümlerin faturasını sadece iktidara kesmeye kalkan muhalefet sevimsizce sizin yüzünüzden naraları atar.
ve bizler her gün körlüğe uyanırız. çünkü körlük bulaşıcı bir hastalıktır.
nasıl daha çok üzgün görünürüm hesapları yaparız gizli bir hesapçılıkla.
sanıyoruz ki bir sosyal medya hesabında profil resmini üç beş gün karartmakla insanlığı utandırıyoruz. sanıyoruz ki küfretmekle, gazete binası basıp tekbir getirmekle insanlığı gerçeğe uyandırıyoruz. kaç kişi gerçekten uykusuz kaldı bunca ölğmlerden sonra? kaçımız gerçekten şuraya nasıl afili bir cümle yazsam da dikkat çekse hesabından uzakta kendi başına sessizce gözyaşı döktü.
kaç kişi insana ağladı?
anneye ağladı?
yüzlerce yıldır ödediğimiz bedeller bitmedi. hala en ufak haberde doğruluğu sorgulanmadan galeyana gelen bir toplum olarak, yapmaktan çok yapıyoruz diyen bir toplum olarak daha ödeyeceğimiz çok bedel var gibi görünüyor.
kıyametimiz geliyor. Bilenle bilmeyenin bir olmadığını, çok geç olmadan görenlerin görmeyenler için birşeyler yapması gerektiğini ne zaman anlayacağız?
bunca insanın hızla kör olduğu bu ülkede ihtiyacımız olan şey ne yazık ki artık Umut değildir.
ihtiyacımız olan şey trier’in dilediği gibi “merhamet değil, adalet”tir.