buradaki bozukluğa değinmek istiyorum; artık insanlar güzel cümleler kurmayı bıraktı. okudukları kitapların kalitesizliği ile doğru orantılı olarak seçtiği kelimeler de kalitesizleşti.
'ayrılık bana çok koydu'
karşımdaki biri acısını bana bu şekilde tarif etmeye çalıştığında ne hissettiğini anlayamıyorum. koymak? nasıl yani?
şu şekilde tarif ederse;
'onun gidişiyle sanki kalbim paramparça oldu. hissizleştim. içim oyulmuş gibi. bir dert ki ben de çare yok'
gibi şeyler söylese hissettikleri karşısında şaşırırım. hissettiklerinin derinliği büyüler beni. ama 'koydu' dese hissettikleri ne kadar yüce olsa da bu etkilemez beni. sözcükler kıyafet gibidir. senin aşkına giydirdiğin kıyafet senin kültürünle alakalıdır biraz da. ve sözcükler ne kadar itina ile seçilirse anlam o kadar zengin olur. işin özü; leyla ve mecnun'u gözümüzde bu kadar yücelten yaşadıkları aşk değil. fuzuli'nin onları anlatış şekli, seçtiği kelimelerdir bizi bu kadar etkileyen.