Astım bulutları gökyüzü tavanına,
'Her 6 Mayısta ağlarım'dedi.
Yadları kuşanıp ezgin yavanına,
'Her ne olursa ayağa kalkarım'dedi.
Şafak sökerken kızıllığın alnına,
'Timsah gözyaşlarını yıkarım'dedi.
'Deniz'dedim,
'Yusuf'dedim,
'Hüseyin'dedim,
'Sinan'dedim,
Ve bir düzine çağlayışları.
'Dik başımla yarını alırım'dedi,
Yamacına tebessüm kurulsada,
'Korku benden uzak'dedi.
Ve sürek sevdasıyla,
Harmalanlayan vatan aşkına.
Acıydı acının bağlanışı,
Deselerde değil 'Oğul'.
Bir anne oğlunda,Deniz,
Bir anne oğlunda,Yusuf,
Bir anne oğlunda,Hüseyin,
Bir anne oğlunda.Sinan,
Bu yolda giden derin his.
Sonun başlangıcı dedi:'sevesim',
Issızlığını barındırana dedi:'göresim'.
Yürek gücünde bir Deniz,
Bir Yusuf,
Bir Hüseyin,
Bir Sinan, Mustafa Kemal'den yoksun,
Zavallı sevgisiz.
zamanın gündüze çaldığı bir şafak
ilkbaharı sonbahara çevirdi 6 mayıs
dünyanın dönüşüyle ölüme aktı zaman
güneş süsü verilmiş cellat
bembeyaz karanlığa alıp götürdü canları
ve üç deniz üç yusuf üç hüseyin
üç yürek üç can üç sonsuz
yürüdüler darağacına korkusuz
adımları hapsedilse de yargısız
asılır mı bu üç yürek
deniz'lerin
yusuf'ların
hüseyin'lerin türküsüdür bu
dalgalar, meydanlar ve dağlar söyler bu türküyü
baldırandır yüreğimizdeki ey yoldaş
gölgesiz ve kefensiz gidenlerin türküsüdür bu
ağıtsız, ağlamaksız, halaylı, türkülü uğurlarız gidenlerimizi
şimdi savurup bütün hüzünleri köhne bir zamana
meydan okumak gerek zahir aynalara!
ilkbaharda kanayan bir yaprak misali
savrulmak özgürlüğe esen rüzgarla
bir şarkı, bir şiir, bir ıslık ve bir rüzgar selamıyla gidenlerin
deniz'lerin yusuf'ların hüseyin'lerin türküsüdür bu.
ülkemizin bugününün asıl sebebi olayın 22 temmuz 2007 tarihi ak$amı itibarı ile her 2ki$iden 1ine sorulmasıyla cevabı bulunacaktır fakat söz konusu olan tarihin cevabı bazı darbeci amcaları yargılamadıkça bulunamayacaktır.
milyonlarca sağcı veya solcu gencin asılmasından geçen yıllardan sonra ancak hatırlanan te tük tarihten biridir. Unutulmamalıdır ki o dönemler sağcı veya solcu asılan tüm gençler 3. 4. sınıf üniversite öğrencileridir, kahrolması gereken bu durumdur.
şöyle düşünelim:
Borcu 1986 doğumludur,ve üniversite 4. sınıf öğrencisidir,borcunun yaşında olan ve ondan bir yaş küçük olan en önemlisi siyasete * kafası basan bütün borcuları öldürelim.Ne olur?
Borcu söylesin : siyasete aklı yatan koca bir nesil yok olur meydan çakala kalır,leş yiyiciliğe kalır,sağı solu ayırana kalır,bundan mutlu olana kalır,utanmadan sadece 3 kişiyi anana kalır...vs vs.
şimdi asıl hatırlanması gerekeni anladığımıza göre hayat daha güzeldir umarım. *
ülkemizin bugününün sebebi olayın tarihi.
edit:anlaşılmamış olabilir diye bu açıklama: hani ülkemin insanlrı bir paket makarnaya oylarını satıyorlar ya, hani insanımız cahil ya, hani adamın teki oğluna gemi alsın cebi para dolsun diye ülkeyi soyuyor ya; bugün bu durumda işte ve o insanlar asılmasaydı türkiye bunun gibilere kalmayacak, insanımız cahil olmayacak, tam bağımsız bir ülke olacaktı.
bazı zihinler tarafından en azından insana verilen değerin ve yargının ki$ilerin beyinsel olarak hala i$tirak edememesini anlamamıza yön veren türk tarihinin kara lekesi olan gündür.
öldürdügü kisilerin sayisini bile bilmeyen ve su anda bile kurdugu örgütle genç, cocuk, kız, erkek, anne ve baba ayrimi yapmadan ülkemizin gelecegini karartmaya devam eden ögrügütün kurucusunu asmayip besliyebilen ama türkiye'nin gecelegi icin özgürlügün nerden gectigini söyleyen 3 tane gencecik fidani asarak tarihimize vurduklari kara lekenin tarihi.
turk ceza kanunun 146.maddesi uyarinca Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisi ni iskata veya vazifesini yapmaktan men e cebren teşebbüs edenler, idam cezasına mahkûm olur.
hukmunun verildigi gun
demokles'in kılıcının ülkemiz halkına saplandığı gün. bir insanlık suçu'nun işlediği gün. düşüncelere zincir vurulmaya çalışılan gün. neyse ki o fikirler hala yaşıyor, deniz gezmiş ve daha pek çok değer, yerini, tazeliğini koruyor. bir otuz sene sonra onlar hatırlanıyor ama onları katledenler, bugün de hatıralarına saldıranlar unutuluyor.
pırıl pırıl düşleri vardı. hür olsak dediler, eşit olsak dediler. birbirimize sevgiyle baksak, hep dinlesek karşımızdakini, dediğimizin tam zıddını söylese bile gülümsesek, kendi düşündüklerimizi söylesek, taban tabana zıt olsak da, sıcak birer çay içtikten sonra öpüşerek ayrılsak.
insanlar, kendi almadıkları kararlarla yargılanmasa, bir insan, bir bebek, dünyanın ne olduğunu dahi bilmeyen, el kadar bir bebek, sırf gözlerini aynı ülkenin başka bir bölgesinde açtı diye, düşman ilan etmesek.
insanları sevsek, dünyayı sevsek ve elele, hep beraber, insanlığı daha yukarılara taşısak.
işte bu düşünceler öylesine korkuttu ki bazılarını, öyle ya, olur da, ege'nin iki yanındaki insanlar bir farklarının olmadıklarını anlayıverirse? nasıl kazanacaklardı milyar dolarları, ölüm aletlerini iki tarafa da satarak?
kim nasıl iktidarı elinde tutacaktı, farklı bölgelerde doğan, aynı vatanın evlatlarını düşman ilan etmeden?
çok sakıncalı düşleri vardı. barış, dostluk, sevgi. midesi bulandı büyüklerin. yaşları 25'i geçmeyen, üç genci, katlettiler. sonra gurur duydular ve doğanlara anlattılar. böyle gençler vardı, barış dediler, sevgi dediler, bunlar kötü şeyler. sakın onların yolundan gitmeyin, sonunuz onlara benzer. ne yapsın yeni doğanlar. sustular. bazıları o büyüklere benzedi. güzel şeyler isteyen gençleri hainlikle suçladı, kendilerinin ne denli bir batakta olduğunu göremeden.
pırıl pırıl düşleri vardı. ama o düşler, bazılarının cebine girecek dolarlara engel olduğu için katledildiler.
ülkenin alnında kandan, lanet bir leke daha bırakarak.
uc guzel genc insani, daha guzel bir dunya hayal ettiler diye oldurdukleri tarihtir. oyle gorunuyor ki, hala tatmin olmamis fasist bunyeler, kendileri gibi olumden zevk alan cocuklar buyutmekteler. yazik, cok yazik.
şu aralar bazılarının, işlerine öyle geldiği için, fevkalade demokratik olduğunu savundukları türkiye'nin ne kadar demokrasi özürlü bir ülke olduğunu gösteren tarihtir.