Türk dışişleri, Cumhuriyetin ilanından sonra diğer komşu coğrafyalarda olduğu gibi Avrupa’nın kaynayan kazanı Balkanlar’da da istikrarlı ve barışçıl bir siyaset izledi. Hemen tüm Balkan ülkeleriyle dostluk antlaşmaları imzalayan Türkiye, bu dönemde Yugoslavya ile de yakın ilişkiler kurdu. iki ülke arasında 1925 yılında bir Dostluk Antlaşması imzalandı. Yugoslavya Kralı Alexander’ın 4-5 Ekim 1933 tarihleri arasında istanbul’u ziyaret etmesi, ilişkileri daha da güçlendirdi. Mustafa Kemal ve Alexander, 4 Ekim’de Dolmabahçe Sarayı’nda gerçekleşen buluşmada ağırlıklı olarak Balkanlar’daki barış ve istikrar konusunu görüştüler. Bu sıcak gelişmelerin neticesinde, 27 Kasım 1933’te Belgrad’da Türkiye ile Yugoslavya arasında Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile uyuşmazlıkların barışçı yoldan çözümlenmesi ve taraflardan biri saldırıya uğrarsa diğerinin saldıranı kınaması ilkesi kabul edildi. Ardından, Yugoslavya Başbakanı Stoyadinoviç 28 Ekim 1936’da Ankara’ya geldi. Bu ziyaretten büyük memnuniyet duyan Atatürk, iki ülke arasındaki sıcak ilişkilere yönelik olarak Yugoslav gazetecilere şunları söyledi: Gerçekleştirdiğimiz müşterek dostluk devam edecektir. Bu dostluğun devamına ve daima daha kuvvetlenmesine çalışacağım. Bu dostluk, bütün barış dostları için bir işaret teşkil eder. Böyle bir dostluk ancak insani ve kardeşçe hislerle yeşerir.
(Her gün Mustafa Kemal Atatürk hakkında bir bilgi paylaşacağım payrumlaşamadığım zamanlarda siz paylaşırsanız minnettar olurum)
Atatürk’ün sağlık durumunun iyice bozulduğu 1938 sonbaharında ismet inönü’nün gönderdiği şu mektup, iki kader arkadaşı arasındaki dostluğun, bazı iniş çıkışlara rağmen hâlâ nasıl muhabbetle devam ettiğinin bir göstergesiydi: Sevgili Atatürk! Muhterem Celal Bayar bana sizin selamınızı getirdi. Çok sevindim. Sizin bir an evvel sağlığınıza kavuşmanız yegâne ve samimi dileğimdir. iki mübarek ellerinizden, sevgili ve can verici yüzünüzden, doymadan binlerce öperim, sevgili Atatürk, büyük Atatürk, velinimetim Atatürk! Atatürk ile inönü, 1937 yılında aralarında çıkan bir tartışmanın ardından anlaşarak, başbakanlığa Celal Bayar’ın gelmesinin daha uygun olacağına karar vermişlerdi. Böylece ismet inönü, 12 yıldır oturduğu başbakanlık koltuğunu 25 Ekim 1937’de bırakmış ve bir süre dinlenmeye çekilmişti. Bu olaydan sonra Atatürk ve inönü arasındaki görüşmeler seyrekleşmiş, Atatürk’ün 1938 ilkbaharında istanbul’a gidip sağlık sorunları nedeniyle orada kalması da, buluşmalarını biraz daha güçleştirmişti. Tüm bu engellere rağmen iki eski arkadaş, sürekli olarak birbirlerinden haber alıp durumlarını takip etmeyi sürdürdüler. Celal Bayar, Dr. Tevfik Rüştü Aras, Salih Bozok ve Sabiha Gökçen, bu dönemde aralarındaki haber alışverişinin başlıca kaynaklarıydı. inönü’nün bu dönemde yazıp gönderdiği her mektup, Hatıralar’ında da yazdığı gibi, “amansız bir hastalık içinde mustarip yatmakta olan bir yakına yazılmış bağlılık ve sevgi mektupları”ydı.