33 kurşun

entry42 galeri0
    42.
  1. van'ın özalp ilçesindeki 33 kürt yurttaşın, general mustafa muğlalı emriyle öldürülmesi üzerine yazılmıştır. demokrat parti milletvekillerinden mustafa ekinci ve yusuf azizoğlu - ki bunlar daha sonra hürriyet partisi'ne ardından da yeni türkiye partisi'ne gireceklerdir - 1950'lerde parlamentoda bu olayın soruşturulması gereğini çok dile getirdiler ama tatminkar bir sonuç alamadılar.
    0 ...
  2. 41.
  3. muğlalı katliamına ithafen yazılmış etkileyici bir ahmed arif şiiridir.
    1 ...
  4. 39.
  5. 37.
  6. cem karaca versiyonu şahsımda haziranda ölmek zor ile benzer etkiler yaratır, iki şarkı da adeta bir tiyatro eseri gibi perde perde ilerler ve fazlasıyla vurucudur.
    1 ...
  7. 36.
  8. 35.
  9. olay Van'da geçer ve bir gecede tam 33 kişi ölür. ahmed arif bunun üzerine bir ağıt kaleme alır ve 'hasretinden prangalar eskittim' şiir kitabında bu ağıtı okuyucuyla paylaşır.
    1 ...
  10. 34.
  11. ahmed arifin edebi açıdan muazzam şiiridir. içeriği hakkında yorum yapma önceliği ahmed arifin olmuştur.
    0 ...
  12. 33.
  13. tarihi kaleme alan yazarların anlatımnına göre:
    yaşama hakkı elinde anlınan 33 masum insan (biri kurtulmuş diğerlerinin kurşuna dizilmesini izlemiştir ve bu olayı duyuran kişdir.)
    2. dünya savaşı sırasında iRAN SINIRINDAN GiRENLER TARAFINDAN HAYVANLARI KAÇIRILAN AŞiRET LiDERi HAYVANLARINI ALMAK iÇiN SINIRI GEÇiNCE OLAY PATLAK VERiR
    VE SINIRDA HAYVAN KAÇAKÇILIĞI YAPILIYOR diye bir olay ortaya atılır.
    bazı aşiret mensupları gözaltına alınıp serbest bırakılırlar
    bu esnada işin içine (bkz: mustafa muğlalı) girer ve
    gözaltına alınanların öldürülme kararı alınır.
    olanlar van da yaşanır
    kırsala götürülen 33 kişi orada düzenlenen tutanağa göre kaçmaya çalıştıkları için kurşuna dizilmişlerdir.
    33ünden biri çocuk biri kadın.
    .
    1950lerde mustafa muğlalı dp nin döneminde yargılanarak idam cezasına çarptırıldı daha sonra cezası 20 yıla çevrildi ve 1951 yılında cezaevinde öldü.
    geriye
    acı ve ağıt kaldı.
    kaçakçılık halloldu mu ?
    0 ...
  14. 32.
  15. cem karaca'nın harika seslendirdiği ahmed arif şiiridir. 1943 yılında olan bir olayı anlatır. ne yazıktır ki hala bölgede insanlar ölmektedir.
    0 ...
  16. 31.
  17. 31.
  18. cem karaca ve onur akın tarafından farklı şekillerde harika yorumlanan ahmed arif şiiri.
    1 ...
  19. 30.
  20. Bugün benzeri cezalar kesilmediği için her gün Türk çocuklarının şehit edildiği Türk generalinin insiyatifi ele alıp Eşkıyaya ceza kesmesidir.

    E o zaman da Siyasiler eşkıyayı koruyordu, bu zaman da koruyor. Ama o zaman Muğlalı gibi kahramanlar vardı, bugün ise bir tek muğlalı yok. O zaman Adnan menderesler MUğlalıları, yani Eşkıyaya karşı çarpışanları cezalandırma isterdi, bugün engin alanları ve nice kahraman paşaları Tayyipler cezalandırmak ister.

    Neyse ki eşkıya dediğin kahpe korkak ittir. arkasındaki "siyasi" sahipleri darağacına gidince onlar da susar, geri çekilir, azalır.
    0 ...
  21. 29.
  22. 28.
  23. 27.
  24. si u se gule

    ev çiya çiyayê mengeneyê
    dema li wanê roj davê
    ev çiya zarokê
    nemrûde dema li hember nemrûd roj davê
    aliyeki te berf digre, bergeha
    qetqase aliyeki le siccade, milkê eceme
    li seri gusiyên cemedê
    li ser avan kevokên revok
    keriyê xezalan.
    û refên kewên gozel...
    mêrxasi nayê inkarkirin
    di serê yeke-yek de ew qet ne
    ketin binji hezar salan virve zilamên vê derê
    agahdarîya hatinê em ji ku der-hi bidin
    nerefê qulingane, ev
    ne koma stêrane li ezman
    dilê bi si û sê gule
    si û sê kaniyên xwinê
    na herike
    bûye gol li vi çiyayî

    2

    ji bin kas kivroskek rabû
    pist belek
    zik çil-sipi
    belengaz, ducanî kivroskekeçiyê
    dil di dev de wisa reben
    meriv tîne tobê
    tenha, tenha bûn dem
    bê qisûr. berbangeke tazi bû
    nihêri ji si û sisiyan yek
    di zik de valahiya giran ya birçitiyê
    por û rih bûne bostek
    di pêsirê de sipih.
    mil qeydkirî niheri bi milên qeydkri
    mêrxaseki kezebpola. nihêrhî
    carekê li kîvroska belengaz
    carekê li pist xwe
    filînta wî ya delal hate bira wi ku di bin balgiva wi de xeyidye,
    hate bira wi, caniya kuji desta heranê anibû
    enî bi moriyên sin û bes
    sim sipi
    beza, tolaz û reqsok,
    mehina wi ye qemer û seklawi

    çawa firibun li ber xozatê
    eger niha weha bê çare û girêdayi
    weha li pist wi lûleke sarya hendefan
    bêçare,
    ew dê bihata kustin
    ferman bêhêvi bu,
    êdi bila çavên wi, marzerikên kor
    dilê wi, teyrên berata bixwara

    3

    ez hatima kustin
    li gelîki xalî .yê çiyê di dema nimêja sibê de
    radikevim
    di nav xwinê de bi dirêjayî...

    ez hatime kustin
    xewnen min ji sevan taritir
    kes napirse rewsa min
    canê min distînin , bê ecel
    nikarim têxim tu pirtukan

    pasaki sifre daye
    hatime kustin bê mahkeme. bê pirs

    kirivo, halê min eyni weha binîwise
    dibe ku bêjin riwayete
    ev ne memikên guline
    guleyen domdomê
    di devê min de wesle wesle

    4

    fermana kustinê bi cih anîn.
    mije hêsin ya çiya
    û bayê sibê ye hinik û sivik
    pase li wê derê tifing daçikandin

    li pasilên me hûr nêrin nihêrtin
    lê geriyan.
    pista min ya sor. male kermensahê
    tizbi û qotiya min birin û çûn
    hemû ji diyari bûn ji ecemistanê
    em kirivin merivên hevin û bi
    xwin giridayê hevin
    bi gund û zevhiyên hember ve
    xinamiyê hevin,
    ji sedsalan vir ve,
    cîranê hevin mil bi mil ve
    miriskên me tevi hev dibin
    ne ji nezanîyê
    lê ji xizanîyê
    em ji pasportê dilsar bune
    ewe curmê sebeba qatla me
    êdi navê me dê derkeve bi kelesiyê,
    isatvan
    rêbir
    xayiniyê

    kirivo halê min eyni weha binivise
    dibe ku bêjin riwayete
    ev ne memikên guline
    guleye domdomê
    di devê min de wesle wesle

    5

    de lêhin lawo,
    lêhin
    ez bi hesani nayêm kustin
    di kuçikê min de, hin agirê venemiri
    ü çend gotinên min hene
    ji keser, fama re
    bavê min çavên xwe dan li ber
    ruhayê
    û sê birayên xwe ji
    sê darên spehî,
    wek sê çiyayên i emrê xwe têrnebuyi
    bûn
    ji bircan. ji giran ji minaran
    dema kiriv pismam kurên êsiran
    li hember guleyên fransiz ser dikirin
    xalê min ya biçûk, nezif
    simbêlên wi nû derketibûn
    delal
    siwarekî bas
    gotiye lêxin birano
    roja namûsê ye
    û hespa xwe rakiriye ser piyan

    kirivo halê min weha binivise
    dibe ku we
    sivikki riwayeti were fehm
    em ne memikên guline
    guleyê domdomê
    di derê min de wesle wesle
    0 ...
  25. 26.
  26. Bu sabaha kadar hakkında pek bir şey bilmediğim olaydı. Fakat araştırdıkça günümüz teknolojisi ile pek çok şey öğrenmek mümkün. Aslında olay tam olarak Mustafa Muğlalı'nın nedeniyle de gerçekleşmiyor.

    Olayda o zamanın şartları ile sınır güvenliğini sağlayamayan devletin sınır güvenliğini hiç bir resmiyeti olmayan ve kendi kurdukları çetelere devrettiği görülüyor. iran sınırından Türk sınırına girerek çapulculuk yaptıkları söylenen bazı aşiretlerden kurtulmak için zamanın Özalp kaymakamı Hilmi Tuncel, Özalp Jandarma Kumandanı Vasfi bayraktar ve Hudut Tabur Kumandanı Binbaşı Şükrü Tüter sözkonusu çapulcuları iran sınırını da geçerek takip edecek bir çete kurmak için devletten izin alırlar. iddia edilen ise adı geçen kişilerin bu çeteyi devletin iznini beklemeden çok önceden kurdukları ve bunu da kendilerine çıkar sağlamak için yaptıklarıdır. Bu iran'ın tarafındaki binlerce küçük ve büyük baş hayvanın sahibi olan aşiretlerden gasbı anlamı taşımaktadır. Ankara işin kötü taraflara da kayacağını sezip sözkonusu çetenin kurulma emrini geri alsa da olan olmuştur ve kaymakam gelen emri duymazlıktan gelir. Çünkü el konulan hayvanlar çete ve çeteyi oluşturan kişiler tarafından paylaşılmıştır.

    Olayın bu denli büyümesine neden olan olay ise iran tarafında olmasına rağmen Türk dostu olarak bilinen Mehmedi Misto'nun yaklaşık 2 bin hayvanına el konulması ile başlar. Mehmedi Misto rus işgali sırasında türklerden yana tavır almıştır. Hatta devlet arşivlerinde çıkan belgelerle çıkan isyanlarda ankara'ya istihbarat desteği verdiği de bilinmektedir. Mehmedi Misto da durumun farkına varır ve bizzar kaymakama mektup yazarak gasp edilen hayvanlarının iadesini rica eder. Ama "ricamı kabul etmezseniz hayvanları aynı yolla almasını da bilirim ama Türk devleti rencide olur" demeyi de ihmal etmez. Aldığı cevap onu yatıştırmaktan oldukça uzaktır: "gerekirse koynundaki karını da alırız." Bunun üzerine Mehmedi Misto ve adamları da Özalp halkına ait kimilerine göre 500 kimilerine göre 1500-2000 hayvanı alır giderler.

    KAymakam ve çevresindekiler de durumdan artık biraz da ürktüklerinden olsa gerek Valiliğe "rus askerleri Özalp yakınlarına kadar geldi" diye bildirirler olayı. Bir taraftan da böyle bir olayın içeriden de destekçileri olmalı diyerek araştırmaya başlarlar. Rıfat adındaki bir arzuhalci de fırsattan istifade ederek aralarında arazi konusunda anlaşmazlık olan Milânengiz ve Harapsorik köylerinden 40 kişinin adını verir. Getirilen 40 kişiden 35'i olayla ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakılır. Olay büyük ihtimalle bu şekilde kapanacakken Van'a Mustafa Muğlalı gelir.

    Mustafa Muğlalı birinci dünya savaşı sırasında aşağı yukarı her cephede savaşmış, işgal yılları sırasında ankara'ya "yavuz grubu" adı altında istihbarat sağlamış, Kurtuluş Savaşı sonrasından özellikle güneydoğudaki aşiret ayaklanmalarını bastırmış ve menemen ayaklanması sonrasında kurulan istiklal mahkemesi'nde başkanlık yapmış başarılı bir asker olarak gelir. Mustafa Muğlalı'nın kendinden önce gelen namından korkan kaymakam ve etrafındakiler de ona bir işgal ve isyan tablosu hazırlarlar. "Vatan elden gidiyor" mizanseni yaparlar. Paşa ne yazık ki bu yemi yutar. Serbest bırakılan 35 kişinin tekrar yakalanmasını buyurur. 2 kişi firar etmiştir, kalanlar getirilir. Getirilenlerin arasında bir kadın ve bir de 11 yaşında çocuk vardır. Yıllar sonra devlete ait raporlarda anlatıldığı üzere 24 temmuzu 25 temmuza bağlayan gece Van Valisi Hamit Onat'ın evinde Tümgeneral Cevat Yalım, Tuğgeneral rasim Saltuk ve 3. Ordu Komutanı Mustafa Muğlalı bu gayri resmi toplantıda devletin itibarını iki paralık etmiş olan Mehmedi Misto'ya haddini bildirmek üzere bu 35 kişinin öldürülmesine zaten karar vermişlerdir. içişleri Bakanlığı'nın gönderdiği müfettiş Avni Doğan tutuklu bulunan kişilerle konuşmuş ve suçsuz olduklarını anlamıştır gerçi ama Muğlalı Paşa'yı uyarmak isteyince "Sen karışma yoksa seni de kırbaçlatırım" cevabını almıştır.

    33 kişinin içinde yer alan kadın -ki bu Mehmedi Misto'nun kızı Zühre'dir- serbest bırakılır. Geri kalan 32 kişi 30 Temmuz 1943 sabahı saat 03:20'de şükrü Tüter'in taburuna teslim edilmişlerdir. Teslim sırasında Muğlalı paşa Bu kişilerin sorgulanmasını, iran sınırındaki kaçakçılığa uygun mevkilerin öğrenilmesini ama kaçmaya çalışma ya da direnme gösterdikleri takdirde silah kullanılarak etkisiz hale getirilmeleri anlamına gelecek bir yazılı emir verir. Bu aslında bu insanların ölüm emridir. Bunun Muğlalı paşa da farkındadır, daha sonra onu yargılayacak mahkeme de aynı şekilde algılar.

    32 kişi Kutur deresi Çilli gediği denilen yere götürülür. Kürt kolektif hafızasında ise buranın adı "Geliyê Seyfo - Seyfo Deresi" dir. Hepsinin elleri arkadan bağlıdır. Burada kurşuna dizilerek öldürülürler. Ama olay sırasında ibrahim Özay adlı biri ölmemiş ve olayı tutuklu bulunan ağabeyi ismail Özay'a bildirmiştir. O da ilki 15 Eylül 1943 tarihli bir telgrafla, bundan ses çıkmayınca da 20 Aralık 1943 tarihli bir dilekçe ile durumu Meclis Başkanlığı'na bildirmişti.
    1 ...
  27. 25.
  28. 1.

    Bu dağ Mengene dağıdır
    Tanyeri atanda Van'da
    Bu dağ Nemrut yavrusudur
    Tanyeri atanda Nemruda karşı
    Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
    Bir yanın seccade Acem mülküdür
    Doruklarda buzulların salkımı
    Firari guvercinler su başlarında
    Ve karaca sürüsü,
    Keklik takımı...

    Yiğitlik inkar gelinmez
    Tek'e - tek doğüşte yenilmediler
    Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
    Gel haberi nerden verek
    Turna sürüsü değil bu
    Gökte yıldız burcu değil
    Otuzüç kurşunlu yürek
    Otuzuç kan pınarı
    Akmaz,
    Göl olmuş bu dağda...

    2.

    Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
    Sırtı alacakır
    Karnı sütbeyaz
    Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
    Yüreği ağzında öyle zavallı
    Tövbeye getirir insanı
    Tenhaydı, tenhaydı vakitler
    Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

    Baktı otuzüçten biri
    Karnında açlığın ağır boşluğu
    Saç, sakal bir karış
    Yakasında bit,
    Baktı kolları vurulu,
    Cehennem yurekli bir yiğit,
    Bir garip tavşana,
    Bir gerilere.

    Düştü nazlı filintası aklına,
    Yastığı altında küsmüş,
    Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
    Perçemi mavi boncuklu,
    Alnında akıtma
    Üç topuğu ak,
    Eşkini hovarda, kıvrak,
    Doru, seglavi kısrağı.
    Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

    Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
    Böyle arkasında bir soğuk namlu
    Bulunmayaydı,
    Sığınabilirdi yuceltilere...
    Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
    Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
    Yanan cıgaranın külünü,
    Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
    Engereğin dilini,
    ilk atımda uçuran
    Usta elleri...

    Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
    Çığ bekleyen boğazların kıyametini
    Karlı, yumuşacık hıyanetini
    Uçurumların,
    Önceden bilen gözleri...
    Çaresiz
    Vurulacaktı,
    Buyruk kesindi,
    Gayrı gözlerini kör sürüngenler
    Yüreğini leş kuşları yesindi...

    3.

    Vurulmuşum
    Dağların kuytuluk bir boğazında
    Vakitlerden bir sabah namazında
    Yatarım
    Kanlı, upuzun...

    Vurulmuşum
    Düşüm, gecelerden kara
    Bir hayra yoranım çıkmaz
    Canım alırlar ecelsiz
    Sığdıramam kitaplara
    Şifre buyurmuş bir paşa
    Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

    Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
    Rivayet sanılır belki
    Gül memeler değil
    Domdom kurşunu
    Paramparça ağzımdaki...

    4.

    Ölüm buyruğunu uyguladılar,
    Mavi dağ dumanını
    ve uyur-uyanık seher yelini
    Kanlara buladılar.
    Sonra oracıkta tüfek çattılar
    Koynumuzu usul-usul yoklayıp
    Aradılar.
    Didik-didik ettiler
    Kirmanşah dokuması al kuşağımı
    Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
    Hepsi de armağandı Acemelinden...

    Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
    Karşıyaka köyleri, obalarıyla
    Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
    Komşuyuz yaka yakaya
    Birbirine karışır tavuklarımız
    Bilmezlikten değil,
    Fıkaralıktan
    Pasaporta ısınmamış içimiz
    Budur katlimize sebep suçumuz,
    Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
    Kaçakçıya
    Soyguncuya
    Hayına...

    Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
    Rivayet sanılır belki
    Gül memeler değil
    Domdom kurşunu
    Paramparça ağzımdaki...

    5.

    Vurun ulan,
    Vurun,
    Ben kolay ölmem.
    Ocakta küllenmiş közüm,
    Karnımda sözüm var
    Haldan bilene.
    Babam gözlerini verdi Urfa önünde
    Üç de kardaşını
    Üç nazlı selvi,
    Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
    Burçlardan, tepelerden, minarelerden
    Kirve, hısım, dağların çocukları
    Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

    Bıyıkları yeni terlemiş daha
    Benim küçük dayım Nazif
    Yakışıklı,
    Hafif,
    iyi süvari
    Vurun kardaş demiş
    Namus günüdür
    Ve şaha kaldırmış atını.

    Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
    Rivayet sanılır belki
    Gül memeler değil
    Domdom kurşunu
    Paramparça ağzımdaki...
    1 ...
  29. 24.
  30. Tarihe "33 kurşun" olarak geçen ve hakkında şiirler yazılan, türküler yakılan olay, 1943 yılında Van'ın Özalp ilçesinde meydana geldi. Casusluk söylentileri üzerine Özalp'e gönderilen Orgeneral Mustafa Muğlalı, mahkemenin serbest bıraktığı 35 kişiyi gözaltına aldırdı. Milan aşiretinden 33 köylü kurşuna dizildi. Olayda 32 köylü hayatını kaybetti, yaralanan bir çocuk iran'da bulundu. infaz emrini veren Muğlalı hakkında askeri savcılık, 1946 yılında soruşturma başlattı. 1949'da askeri mahkemede yargılandı ve idama mahkum edildi. Yargıtay cezayı bozarak 20 sene ağır hapse indirdi. Muğlalı, 1951 yılında cezaevinde öldü. Genelkurmay başkanlığı, 1997 yılında Mustafa Muğlalı için "iade-i itibar" kararı verdi. Olayda ölenlerin mensup olduğu Milan aşireti'nin yaşadığı ilçedeki 3. Hudut tabur Komutanlığı Kışlası'nın ismi 2004 yılında Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası olarak değiştirildi.

    Şimdi düşünüyorum da bu nasıl bir olaydır. Bir adam, bir asker bir yerde mahkemece suçsuz bulunan 33 kişiyi öldürüyor ve yargılanıp suçlu bulunuyor. Bunca sene sonra ne oldu da iade-i itibar yapılıyor ve ismi o insanlara hakaret edercesine o ilçedeki kışla'ya veriliyor. Bu insanların devletine, milletine bağlı olmasını hangi yüzle bekleyebiliriz ki? Şimdi bu kışlanın karşısına da belediye anıt müze yaptıracakmış. Silahlı Kuvvetlerimizin bu kadar hatalı ve kışkırtıcı bir karar aldığını daha önce duymamıştım da görmemiştim de. Acilen düzeltilmesi gereken bir hata. 33 insan öldürülüyor ve bu insanların öldürüldüğü yerdeki kışlaya öldüren adamın ismi veriliyor. Allah akıl versin.
    2 ...
  31. 23.
  32. dünyada nice diller var, nice diller, ama hepsinde anlam bir. sen kapları, testileri hele bir kır, sular nasıl bir yol tutar, gider. (anadolumdan yine güzel bi şiir idi)
    (bkz: hele birliğe ulaş,hır gürü savaşı bırak)
    0 ...
  33. 22.
  34. fena halde 24 mayıs 1993 bingöl katliamını hatırlatan şiir başlığı. orada sıkılan kurşun miktarı 1570 idi gerçi.

    (bkz: 24 mayis 1993 bingol katliami/#3439808)
    2 ...
  35. 21.
  36. Anadolu'nun şairinin tanınmış şiirlerindendir. Tamamı ilk kez 1968 yılında soyut dergisinin 36. sayısında yanınlanmıştır.
    2 ...
  37. 20.
  38. pasaporta ısınmaz içimiz
    budur katlimize sebep suçumuz

    ve

    vurun ulan vurun.ben kolay ölmem.

    dizeleriyle beni bayıltma derecesine getiren şiirdir.üstadın sesinden dinlemek ayrı bir zevktir ayrıca.
    3 ...
  39. 19.
  40. 18.
  41. o katliamda ölenlerden birisi ahmet arif'in yakın akrabasıdır. bugün muğlada hala daha mustafa muğlalı adı ile başlayan bazı devlet binaları vardır ya enteresan olmayan şey bu.

    (bkz: dünyayı kenan evren kurtaracak)
    2 ...
  42. 17.
  43. hayatında sigara içmemiş birisi olarak bana her dinlediğimde sigara içme isteği uyandıran şiir.
    3 ...
© 2025 uludağ sözlük