edebiyatın 31 kuşağını kaleme aldığı can dündar yazısıdır :
"Geçenlerde Nazım'ın Memet Fuat'a yazdığı mektupları okurken (Adam, 1995) rastladım o ayrıntıya...
Mahpus şair, son fotoğraflarında zayıflamış gördüğü ve sık sık hastalanmasına üzüldüğü oğluna şöyle yazıyordu:
"Şimdi seninle baba oğul gibi değil, iki yaşıt arkadaş gibi konuşacağım:
"31 çektin mi çok? Bilhassa şimdi bundan sakın. Ben eminim -ki bu emniyetimi de seni tedavi eden doktorun, benim bir doktor arkadaşa verdiği teminattan alıyorum, his meselesi değil- bir yıl sonra sapasağlam olacaksın. O zaman da zamparalık yap, fakat öteki işi yapmışsan yapma..."
Okurken "Demek Nazım bile inanmış bu işin adamı verem ettiği safsatasına" diye düşündüm.
Bu tembihleme, bizim kuşakta bile yaygın olduğuna göre onların kuşakta kimbilir ne yaman bir ata mirasıydı.
Oğulların kamışına su yürüdü mü başlardı korkutmalar:
"Aman diyim, sakın elleme orana burada, ellerin titrer, rengin sararır, göz altların morarır, kör olursun Allah vermesin.."
Nazım yine cesaret edip konuşma imkanı da olmadığından- yazmış oğluna; çoğu baba açılamaz da...
Öcüler üreterek bir meçhulün endişe yüklü karanlıklarına salar oğlunu...
Ergenlik çağında yeni yetmeyi bornoz cebinde çıplak hatunlarla banyoya seğirtirken gördü mü, ortalığa "Eliyle nikah eden mel'undur" yazılı kutsal metinler bırakır.
Lakin kasıklarda dolanan sıcak suyun basıncı, kör ya da verem olmayı göze aldıracak nispettedir.
O yüzden basınç bele, hayaller beyne üşüştü mü, mahalle büyüklerinden araklanmış dergilerin gizlendiği zulalar patlar okul pisuarlarında; cenabetliğin peşisıra derin bir suçluluk ve pişmanlık duygusunu da sürükleyerek...
* * *
Çetin Altan,"Kavak Yelleri ve Kasırgalar"da (inkılap, 2004, s. 58) o duyguyu harikulade anlatmıştır:
"(Okulda hocalar) kırmızı oklu göç haritasında atalarımızın dünyaya nasıl yayıldığını anlatadursun (biz), ellerimiz kısa pantolonlarımızın ceplerinde, bir karış açılmış ağzımızla yasaklı elmanın tadını keşfetme peşindeydik. En korktuğumuz şey de yakalanmaktı. Müdür yardımcıları bazen çocukların parmaklarını açtırarak ellerini öne doğru uzatırlar ve alt gözkapaklarını aşağıya çekerek içlerine bakarlardı. Bu test, öğrencilerin o suçu işleyip işlemediğinin testiydi. Yüreğimiz ağzımıza gelir, cinayet işlemişten bin beter bir azabın pençelerinde kıvranır, ama alışkanlığımızdan da vazgeçemezdik"
Bunun yarattığı tahribatı da “Aşk, Sanat ve Servet'te (inkılap, 1998. s. 168) özetleyecektir
Bizim kuşağımızın ilk gençliği, mastürbasyon suçluluğunun ezici baskısı altında geçti. Bu baskıların yarattığı içekapanıklık, pısırıklık, sıkıntı ve kaygı güveleri, yeryüzünde kimbilir kaç milyon insanın yaşam kıvancını kemirip bitirdi.
* * *
O suçluluk duygusu çocuk ruhlarda öyle derin yer etmiş olmalı ki, sonraları kağıt kaleme bulaşan hiç kimse, dokunmadan geçememiştir bu en mahrem noktaya...
Aziz Nesin'in anıları, bu itirafların en samimilerindendir (Yokuşun Başı, Tekin Yayınevi, ist. 1976):
Öğrencilik dönemimde istanbul'un renkli kişilerinden Doktor Lokman Hekim vardı. Yaşlı bir hekimdi. Gazetelerde sağlık bilgileri yazar, halkın kolay anlayacağı biçimde sağlık broşürleri yayınlardı. işte bu Lokman Hekim'in halk için yazdığı sağlık broşürlerinden biri sık sık gazetelerde, özellikle Cumhuriyet gazetesinde 31 çekmenin zararları diye ilan edilirdi. Türkçesini söylemenin kabalık olduğunu sananlar, kibarlaşmak için 31 çekmeye ya da abaza çekmeye bugün mastürbasyon dedikleri gibi eskiden de istimna bil-yed& derlerdi.
Bunun ne olduğunu, nasıl yapıldığını bilmiyordum, ama çok sık duyuyordum. Yapılmaması gereken, sağlığa çok zararlı bir şey olduğu kulaktan kulağa söylenir dururdu. Ama bir yıl sonra, bütün öğrencilik döneminde kimi öğretmenlerimiz ve eğitmenlerimiz, subaylarımız 31 çekmenin zararlarını bize aşırı abartarak anlatacaklardı; o denli aşırı ki, her oğlan çocuğu bunu doğal olarak yapıyor, yaptıktan sonra büyük günah işlediği ya da öleceği, aptal olacağı gibi korku psikozuna giriyordu;.
* * *
Ece Ayhan da vefatından yedi yıl önce Çanakkale'de Express dergisinin genç muhabirine (27 Mayıs 1995) "Ben ilk 31imi Jules Verne okurken çekmiştim" diyecek ve ekleyecekti:
Cemal Süreya da bir karikatüre çekmiştir. Yoksulluğa bak, o kadar yoksul ki, resim alacak parası bile yok.
Engin Günçe 31 konusunda tam bir uzmandı, "Sağ elinden sol eline alınca başkasının eline vermiş gibi oluyor" derdi. Sonra solaklara sağ elle, sağ elini kullananlara da sol eliyle çekmeyi önerirdi, alışılmadık bir eksende gitsin gelsin diye... Cemal Süreya da herkese hangi elle 31 çektiğini sorardı. Soracak tabii, biz 31 kuşağıyız. Tesadüf tevellüt de tutuyor zaten, 31 doğumluyuz. Sizin gibi doluya değil, hep boşa akıttık.
* * *
Ama edebiyat gösteriyor ki, 31 daha büyük rakamlarda doğan kuşaklarda da popülaritesini korumaktadır.
Geçen yıl çıkan Sağsağlim Kavuşsak; kitabında (Doğan Kitap, ist. 2004) Nedim Gürsel, ilkokul son sınıftayken geceleri yatakhanede yorganı başına çekip geç saatlere kadar organını okşadığını anlatıyordu.
Önceki yıl istanbul kitabında (Yapı Kredi, 2003) çocukluğunu kaleme alan Orhan Pamuk da cinselliği ilk keşfettiği yıllardan sertleşme anıları aktarmıştı.
Onun ilk sertleşmesi de (Jules Verne ilhamı kadar uzak), bir Kızılderili fotoğrafına bakarken olmuştu. ikincisi, ayısına "Seni yiyeceğim" derken... Üçüncüsü, dadısı onu küvette yıkarken...
* * *
Bugün 31 kuşağı emekliye ayrılırken,ihtiyaç fazlasını ;doluya akıtan gençler; artık kör olmaktan da korkmuyor, verem olmaktan da...
Lakin yine de istimna, baş ağrısı, yorgunluk, nazlanma tanımayan sadakati, her an hizmete hazır faaliyeti ve zaman ayarını el sahibine bırakan konforu ile erkeklerin ezeli aşkı ve kadınların biricik rakibi olmaya devam ediyor.
Neyse, nereden aklıma üşüştüğü meçhul bu mahrem konuyu göz kapak altlarımız kızarmadan- yine bir şairle, Necip Fazıl üstadın 1923 tarihli Hayal şiiriyle noktalayalım:
* * *
Bu akşam bir ateş duyup etimde
Kadın, kadın diye içimi oydum
Ruhuma bir serin yer istedim de,
Alnımı mermerin üstüne koydum.
Birden karanlıklar sökülüverdi,
Odama bir hayal dökülüverdi,
Karşımda gerindi, bükülüverdi,
Onu gözlerimle çırçıplak soydum.
Artık ben ne günah olsa işlerim,
Yumuşak yastığa geçti dişlerim,
Bir an kadar sürdü can verişlerim,
Ey kadın, bu akşam sana da doydum."
80 kuşağının yandan yemiş yeni versiyonudur kanımca.90 lı senelerde ortaya çıktığını varsayarsak, gece saat 12 den sonra o zamanlar şifreli kanal olan cine 5 ekranlarında tutti furutti izleyerek cinsel arzularını tatmin etmeye çalışan kuşaktır.Cine 5 te şifre çözeyim derken gözlerini bozan 31 kuşağı, uzun zaman bunun çözümleri ile uğraşırken show tv 31 kuşağının derdine çareyi emanuelle serisi ile bulmuştur. haftada bir dahi olsa cinsel arzuları ile baş başa kalabilen bu kuşak zorda olsa cumartesi gecelerini iple çekmektedir.Sadece erkeklerin oluşturduğu düşünülen bu kuşakta sanılanın aksine, yüzde 69 oranında kız olması ve yüzde 31 oranında erkek olması, bu isme sebebiyet vermiştir.
Şimdiler de ise digital kanal ve bill gate bu derde uydu kanalları ve internet ile karşılıksız destek sağlamıştır.Bir kaçının uludag sozluk'te yazar olduğunu duymuştum ama kendilerini gizledikleride söylentiler arasında...