şu saatten sonra taksime giden herkese terör örgütü mensubu muamelesi yapılacaktır diyen egemen bağış'a korkmadığımı göstermek için katılacağım eylemdir. bıktım sizin korkutma çabalarınızdan baskılarınızdan. ordayım, ordayım istiyorsanız öldürün beni.
tek başına demokratikleşmeye ve akp'yi devirmeye yetmeyecektir. üstüne bir de kutu kutu pense'yi söylerlerse belki daha etkili olur.
direnişin en hararetli günlerinde evinde götünü yayan sosyal ortalamanın direniş ruhuna verdiği zararı ne yandaş medya dezenformasyonu ne de akp'nin silahlı güçleri veremedi.
spontan ve çok inançlı bir hareketi kendi algı ve cesaret çerçevelerine sığdırmak için yapmadıklarını bırakmadılar. duran adam'dan bugünkü su savaşına kadar bir sürü gerzekçe edimle iğdiş edilmeye çalışılan direniş ruhu "kahrolsun bağzı şeyler" ayarındaki güccük burcuvaların vicdani mastürbasyonuna indirgenecek bir hareket değildir. daha doğrusu bazı hanımevlatlarının yiyebileceği bir yarak değildir.
kendisi yada ana babası bu kara düzene su taşıyan gruplarda ballı kaymak işlerde çalışırken her vicdansızlığa alet olup, facebook'da iki ileti paylaşıp, cumartesi-pazar panayır havasındaki yerlerde takılıp, pazartesi işe gidince kafa koparmaya devam eden dallamalar su savaşıyla kirli vicdanlarını temizlemeye çalışırlar anca...
bu arada "kahrolsun bağzı şeyler" sloganı öyle bir anlam erozyonuna uğradı ki...
dizilerle, salak saçması yarışmalarla ömür tüketip "ne olacak lan bu memleketin hali?" dendiğinde söyleyecek iki lafı olmayan avanakların hicvi için kurgulanmış bir sloganken alçak medya ve ortazekalılar koalisyonu o lafı evirdi çevirdi geziye maletti...
Annesiyle alışverişte olan bir çocuk mağazada eliyle işaret ettiği şeyi istiyor. Annesi ona olumsuz cevap verince de ağlamaya, sinirinden etraftaki rafları dağıtmaya başlıyor. Bunun üzerine annesi onu susturup insanlara daha fazla rezil olmamak adına istediği şeyi çocuğuna veriyor. Çocuk susup elindekini evirip çevirmeye başlıyor. kasaya geldiklerinde çocuğun gözü aldıkları şeyin yanındaki bir başka şeye takılıyor. Sonra da elindekini fırlatarak diğer şeyi gösterip tekrar ağlamaya başlıyor. işte o an anneden bir bağrış duyulur, "yahu daha ne istiyorsun?!" diye. çocuk ağlayıp zırlamayı uzatırsa da bir tane tokat iner yüzüne. işte bu tokat ne kadar mübahsa izinsiz gösterileri uzatarak işin iyice bokunu çıkaracak olanlara inecek tokat da o kadar mübahtır.
dizi esnafının yer almayacağı, terörist katılımının fazla olacağı uzatıştır.* sahi, nerede bu artizler? Ege'ye, Akdeniz'e doğru toz oldular değil mi? kendilerinden "O eylemlere katılan ben değildim, dublörümdü." demelerini de bekliyoruz...
vizontele filminde aldığı avansları ankara pavyonlarında yiyen cem yılmaz belediye başkanı altan erkekli'den yeni avans ister. Erkekli ise iş yapmadan artık para vermeyeceğini söyleyip cem yılmaz'a fırça atar. Yılmaz ise
(cy) - ayıp oluyor ama reis bey karşında koskoca bedri ağa'nın oğlu var
(ae) - lan bizim katırcı bedri ne zaman ağa oldu?
(cy) - ne yani hayvan seven bir insan ağa olamaz mı?
aynı hesap. "uyuşturucu baronlarının menfaatleri için karakola saldırıp, inşaattaki silahsız işçilere molotof atanlar için bugün gezi'de destek bulamazsınız hiç boşuna yamanmayın" diyoruz kürtçü "ne yani gezi'ye kürtler girmesin mi?" diyor...
kürt halkının en büyük belası, düşmanı sizsiniz aslında. algıyı kürt=pkk seviyesine getirdiniz şimdi de kürt=kaçakçı noktasına çekmeye çalışıyorsunuz.
uyuşturucu kaçakçılığı için karakol inşaatı yakmaya çalışırken vurulan adam ne şehittir ne gazi...