Alejandro González Iñárritu, kesinlikle tanrı ve kader inancı olan bir yönetmen, onun kader inancını çektiği 3 baş yapıtında (amores perros, 21 grams, Babel) açıkça görebiliyoruz, bu muhteşem kesişen hayatlar ve kader serisinin en romantik olanıdır 21 grams.
insan varlığını son derece romantik bir tavırla açıklar. Kalbi bir organ olarak değil, ruhun sığınağı olarak nitelendirir.
Kurgusu biraz karmaşık ve zekicedir. Örgülü anlatım tarzını çok başarılı uygulamış, zekası parçaları birleştirmeye yetemeyen izleyicinin oklarının hedefi olmuştur. Iñárritu'nun mükemmel bir kurgu üstadı olduğunu kanıtlayan tek filmi değildir ayrıca bu.
Oyunculuk zaten bkz:'li isimlerinden belli olduğu üzere mükemmel..
itiraf ediyorum, inançsız biri olarak, üzüldüğümde, mutsuz olduğumda kalbimin üzerine düşen ağrının sebebini her zaman merak etmişimdir.
--spoiler--
Filmin konusu, çok sevdiği çocuklarını ve eşini kaybeden bir kadının, eşinin kalbinin nakledildiği adama bağlanışıdır. Bu arada inançları çok kuvvetli bir insanın, inancını yitirmesi, intikam ve vicdan kavramlarının ağırlıklarının sorulduğu filmdir.
--spoiler--
ister romantik bir tavırla ruhun ağırlığı diye açıklayın, ister bilimsel bir tavırla, organlardaki havanın boşalması. Ölümle yaşam arasında ki farkın ağırlığı,21 gram, 5 adet bozuk para ağırlığı yada yeni doğmuş bir kuş kadar. Peki 21 gram ne kadar ağırdır?
bir yudum su taşıyordum avuçlarımda, tek damlasını ziyan etmeden üstelik. nereye ve nasıl götürmem gerektiğini kestiremiyor olmadığımın hiç de önemi yoktu düşününce, yalnızca bir yudum su ağır geliyordu kollarıma öylece. bir kilo demir ile bir kilo pamuğun aynı etkiyi yaratması hiç de tanrısal değildi ve tanrılar hiç de adil. ayarı bozulmuş bir terazinin kollarından birinde olmam huzursuz ediyordu beni fazlasıyla, zira tartınca avuçlarımdaki su ağır geliyordu vucuduma, 21 gram.
benicio del toro, sean penn, naomi watts, charlotte gainsbourgh gibi insanları bir araya getirebilmiş kült bir filmdir. farklı hikayeler ve kesişen hayatlar. izlediğim en keyifli filmlerden biri.
2 çocuğunu, kocasını kaybetmiş içler acısı haldeki eski bir uyuşturucu bağımlısı olan annenin, kocasının kalbinin nakledildiği adama, daha doğrusu kocasının kalbine bağlanışını anlatır.
adamsa onu ilk gördüğünde ona bağlanmıştır, çoktan bitmiş olan evliliğine gerçek anlamada son nokayı koyar..
bu hikaye,ve tabii ki çok daha fazlası, 2 saatliğine de olsa bunalmış olduğunuz hayattan sizi alır, götürür..
grams'a ister american ingiliş grams, ister sydney ağzı grems de, 21 illa yirmibir çıkıyor ağızdan.. ingilizceyi kac yıldır biliyorsan bil sayılar hep bi türkçe okunulası geliyor insana şeklinde düşüncelere salan film adıdır.
yirmibir grams.
iyilik kavramının, kişinin içindeki iyiliğin, doğru ile yanlış arasındaki ince çizginin oldukça başarılı bir şekilde yansıtıldığı film. Benicio del Toro, Naomi Watts ve Sean Penn üst düzey performanslarıyla; çekilmesi, anlaşılması ve anlam kazandırılması sanatsal anlamda oldukça zor olan bu yapıta büyük katkıda bulunmuşlar.
Film hakkında tek nötr eleştirim, hikayenin çok fazla parçaya bölünmüş olması. Bu parçaların filmin içine karışık sıralarla dağıtılmış olması filmin gizeminin son sahnelere kadar taşınmasını sağlıyor evet hatta bu özelliğiyle film bana, yönetmenin senaryo arkaplanında kendi yeteneğini de ciddi bir şekilde hissettrmesini sağladı. Ama filmin çok fazla parçaya bölünmüş olması hem filmin akıcı havasını bozuyor hem de oyunculara kendi yeteneklerini uzun uzun sergileme imkanı tanımıyor. Film daha az parçalara ayrılsaydı veya oyuncular daha uzun süre aynı sahnelerde oyunculuklarını sergileselerdi film çok çok daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum.
Yine de her halükarda başarılı bir film 21 Gram. Birkaç kez izlenildiği takdirde hem temel kurgu, hem de bazı ince detaylar daha iyi anlaşılabilir.
bahsi geçtiği gibi ruhumuz 21 gram mıdır? sorusunu evirip çevirmenizi sağlayan film.
bu önerme, doğrudur değildir bilemem ama sean penn ve (özellikle) benicio del toro'nun çok güzel oyunculuklarının keyfine varılan güzel bir film.
insan ruhunun 21 gr olduğundan yola çıkılarak yapılmış olan bir şaheser. tüm oyuncular ve tabi ki Sean Penn, izlerken hayran bıraktırırlar kendilerine. şiddetle tavsiye ediyorum.
alejandro gonzalez inarritu'nun amores perros ile yakaladığı çizgisini degiştirmeden yaptığı mükemmel film.guillermo arriaga'nın üç farklı hayatı ortak bir noktada mükemmel birleştirmesinin bir başka güzel örnegidir.ve bu iki filmi izledikten sonra bu insanlar ne çekerlerse çeksinler mutlaka izlemeliyim denilir.
puzzle a benzeyen kurgusu, tek bir hikayenin içine gizlenmiş 10 larca tema ve oyuncuların doğru giyindiği karakterlerle tekrar izlenecek filmler listesinde yer alan filmdir.
insanda ağır bir bunalım ve hummalı bir depresyona neden olabilecek, vurucu bir yapıt.
alışılamayan* bir ölümün ardından çok zaman geçmeden izlenince, gerçekten insanı hayattan soğutup, karamsar yapacak kadar etkileyici... ağlamak değil, haykırmak da değil, ancak intiharın hafifleteceği bir yük veriyor omuzlara. hayatı dayanılmaz kılıyor!