Çocukluk arkadaşım 17 yaşında öldü kalp yetmezliği. Sonra kuzenim 15 yaşında peşine yakın arkadaşım 26 yaşında öldü. Hepsinin mekanı cennet olsun.
Hadi diğerlerinde küçüktüm de 26 yaşındaki vefat edince hele birde hafıza kaybı yaşayıp kimseyi tanımıyor giyme üzülürsün dediler yok ben göreceğim ya onu dedim gittim direkt sarıldı sen nerdesin olm niye gelmiyor dedim lan bu gelir haberi mi yok dedim hep adım ney lan dedim söyledi sonra anılarımızı anlattı unutur muyum be oğlum seni kötü yoldan dönderdin beni dedi. herkesi unutup beni unutmayınca bende seni unutmadım be oğlum. Bak şu an günlerce deli gibi koştuğumuz spor yaptığımız yerlerdeyim. O sokaklarda sen yoksun. Gözümden gitmiyor o son halin kardesim benim. Mekanın cennet olsun. Olsaydın şimdi be yine makaramızı yapardık dalga geçerdim seninle bende senin gibi oldum iş yapıp paramı alamıyorum senle çok dalga geçtim be oğlum.
Benim için aslında güzel olurdu. En güzel yaşlarımdan biriydi. ilk yurtdışı deneyimini yaşadığım yaştı. Hayallerim, umutlarım falan vardı.. Şimdi geçen zamanı düşünüyorum da yaşanmasa da olurmuş. Bir hiç..
verdik böyle 3-5 güzel insanı toprağa....
kemikleri bile çürüdü....
ahiret heybende ne varsa yanına kalan kâr o dur.
gerisi hikâye... gerisi gazoz ağacı.
Ölüm için en ideal yaşlardan biridir. Pek bir günah birikmemiştir, proleter olarak 70'ine kadar yaşayıp patronundan zam dilenmeyeceksindir.
bu kapitalist distopyada sahtekârlık üzerine kurulu insan ilişkilerinden uzak,
kıyamete kadar sessizce ölü olmanın keyfini süreceksin.
arkadaşların/yaşıtların 40'lı yaşlarında trafikte sıkışıp,
çocuklarını okula yetiştirme derdiyle boğuşurken senin dünya üzerindeki son eyleminin üzerinden 25 sene dile kolay çeyrek asır geçmiş olacak.
şahsım nazarında dramatize edilmesi gereken bir konu değildir,
ölümlerin en güzellerindendir.
ölümlerin belki de en iyisidir, fazla günah da birikmemiştir zaten böyle bir dünyada yaşamanın ne anlamı var 18 yaşından sonra sınavlar ile zaten ölecektir, yürüyen ölü olmaktansa gerçek ölü olmak daha iyi.