bir fenerbahçeli olarak galatasaray'ı takdir ettiğim tek tarihtir. bu takdiri sonuna kadar hak ediyor takım. ama taraftarı için aynı şeyi söyleyemem. çünkü zerre hak etmeyen bir taraftara sahiptir bu takım. pankartlardan birini hatırlıyorum "biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu". doğru en iyisi bu şuan türkiyede. ama siz saplanıp kalmışsınız geçmişe. geleceğe bakmadığınız içinde durumunuz ortada.
kasım 1999'da avrupa'da bahisçiler galatasaray'ın uefa 2000 kupasını alma ihtimalini 1'e 250 olarak hesapladı ama burada türkiye'de kimileri için tek bir ihtimal vardı.
leeds united maçından önce avrupa'da ihtimaller 1'e 16'ya düştü ama burada kimileri için hala tek bir ihtimal vardı.
aşağıda izleyebileceğiniz video tek bir ihtimali olanların hikayesidir çünkü tek ihtimalli hikayeler tarihin ta kendisidir.
galatasaray başkanı ünal aysal, rekorlarla, ilklerle hatta çok büyük tesadüflerle geldi. 15.sandıkta oylar sayıldığında çıkan oy sayısı galatasaray kuruluş tarihi 1905 idi. ve bu oyla başkanlığı garantiledi. teşekkür konuşması yapmak için kürsüye geldiğinde ve konuşmasına başladığında saatler meşhur ani gösteriyordu.. yani 20.45.. rekor oy alarak, dışarıdan biri galatasarayın başına geliyordu.. ve aysal, takımın başına fatih terimi getirirken tarihler 17 mayis'i gösteriyor. bu bilinçli mi yapıldı, yoksa büyük bir tesadüfmü?
bu videodan baslayip butun partlari izlenemenizi oneriyorum. her galatasarayli izlemeli. ve http://www.yildiz.tv/?act=dvr&chan=trt3 suradan gece 1e aldiginizda saatleri galatasaray - arsenal macini da izleyebilirsiniz.
türk futbolunun en gururlu günü. bu saatten sonra artık türk takımlarının da avrupa'da kupa alabileceği kanıtlanmış, galatasarayın avrupa'da zaten az çok bilinen adı dünya'da da fazlasıyla ağza alınır, akıllara kazınır olmuştur. bu tarihten ve edinilen psikolojiden sonra türk futbolu çıkışa geçmiş, cl'De çeyrek finaller, avrupa şampiyonalarında bir yarı final bir de çeyrek final oynanmış, dünya üçüncülüğü gelmiştir...
yani türk futbolunun da varlığı dünya'da kabul edilir olmuştur. teşekkürler aslanlar....
--spoiler--
kasım 1999'da avrupa'da bahisçiler galatasaray'ın uefa 2000 kupasını alma ihtimalini 1'e 250 olarak hesapladı ama burada türkiye'de kimileri için tek bir ihtimal vardı.
leeds united maçından önce avrupa'da ihtimaller 1'e 16'ya düştü ama burada kimileri için hala tek bir ihtimal vardı.
--spoiler--
11 yıl öncesidir. henüz 7 yaşında olan bir veletken, maç izlemeye başlamış ve o gün galatasaray'lı olmayı tercih etmiştim. henüz futbolun f sini bilmezken son penaltıdan sonra mutluluktan çıldırdığım, futbola ve galatasaray'a aşık oldum o gün. 11 yıllık aşkım..
galatasaray taraftarının son günüdür. ne zaman Fenerbahçe kazansa bizim uefa kupamız var deyip durmlarına neden olan gündür galatasaray taraftarı o günde sıkışıp kalmıştır.
13 yaşımda, ağlamak nedir daha tam olarak bilmiyorken o televizyonun önüne çökmüştüm. popescu gelirken sanki benim ayaklarım titriyor, kalbim yerinden fırlıcakmış gibi oluyordu. gol oldu. gerçekten televizyonun önüne dizlerimin üzerine çöktüm. ağlıyordum.. o an içimden bir çok şey yapmak geliyordu; zıplamalıydım, bağarmalıydım, koşmalıydım, pencereden bile atlayabilirdim! ama sadece durdum.. ve hala her 17 mayısta sadece dururum. öyle bakıp hiç konuşmadan galatasaraylılığımla gurur duyarım!
bir galatasaraylı için ömrün en güzel günlerinden biri. biliyorum özellikle fenerbahçeli arkadaşlarımız kızıyorlar, abarttığımızı düşünüyorlar, fenerbahçe mağlubiyetlerinde arkasına sığındığımızı düşünüyorlar ama kendi adıma söylüyorum kıyaslanmaz bile bu bahsedilenlerle.
24 yaşındayım fenerbahçe' nin bizi 6-0 yendiği o unutulmaz maçı da izledim, 5-1 kazandığımız kupa finalini de. souness' in o unutulmaz eyleminin yaşandığı maçı da izledim, atkinson' un şovunu da. bunların hiçbiri uefa final maçında hissettiğim duyguların yanından geçemez.
6-0 yenildiğimizde ağladım mesela. bir saat sonra ise tv' de başka şeyler izlemeye başlamıştım çoktan. 5-1 kazandığımızda evde hoplayıp zıpladım annem 'oğlum kendine gel' diye bağırdı hatta ama 2 3 saat sonra yüzümde bir tebessümden başka bir şey kalmamıştı geride. o maçın cdsi de var elimde ve 2 kez izledim o kupa finalini. şimdi yine izlesem yine keyif alırım ya da 6-0' lık maçı izlesem yine içim acır.
uzatıyorum yazıyı, giremiyorum asıl konuya. nasıl anlatabileceğimi tam bilmiyorum çünkü. orta sondaydım ben. galatasaray milan' ı son dakika golüyle eve göndermiş, kuralar çekilmiş ve bologna gelmişti. o son dakika golünde de evde coşuyordum mesela ama 1 saat sonra yine sadece bir tebessüm kalıyordu yüzümde o büyük mutluluktan geriye. deplasmandaki bologna maçını bir kıraathanede izledim babamla. bir tek gol anındaki sevincimizi hatırlıyorum ama önümdkei abiler ayakta olduğundan golü görememiştim. sonrasında, ertesi gün haberlerde gördüm hakan' ın golünü ayrıntılarıyla. havada asılı kalmıştı adeta kral ve harika bir kafa golü atmıştı. bu yüzden haber olmuştu zaten o gol.
borisia dortmund geldi sonra. açıkçası 13 yaşındaydım ve o seneki dortmund' un ne düzeyde bir takım olduğunu bilmiyordum. zaten tükiye' de de pek kimse bilmiyordu. zira o dönemlerde avrupa takımlarıyla pek işimiz olamıyordu sonunda gruptan çıkamadığımız 6 adet şampiyonlar ligi maçından başka. dortmund ismini duyan pek çok kişi 'bunu geçemezler ya' diyordu. ben 13 yaşında bir galatasaraylıydım ve ben de katılıyordum o insanlara. izlemedim 2 maçı da. dolayısıyla tam olarak nasıl geçtiğimizi bilmiyorum o takımı. bildiğim tek şey internet üzerinden hala bile sayısız kez izlediğim kısa maç özetleri. haberlerde türk taraftarların uefa finaline bilet aradığından bahsediyordu bense 'amma abartıyorlar ya bu insanlar'' diyordum. hayal bile değildi avrupa' da final oynamak benim için, bizim için, herkes için. bir programında reha muhtar ''fatih terim uefa kupasını alacağım diyordu uçakta biz içimizden gülüyorduk adama'' dedi uefa zaferinden yıllar sonra.
mallorca' ya 4 attık deplasmanda. evimiz kıraathaneye yakındı. aslında uzaktı, normal lig maçlarında atılan gollerin sevinç sesleri duyulmazdı bizim evden, ama inanın bologna maçından sonra ki 4 maçta (iki dortmund, iki mallorca) gitgide yakınlaştık sanki o maç izlenilen mekana. mallorca maçında ne oluyor yahu dediğimi biliyorum çünkü sürekli gol atıyordu galatasaray kısa aralıklarla. asıl mesela mallorca maçlarından sonra başladı benim için. yarı finalde bir türk takımı vardı, futbolla ilgisi olmayanlar bile olayın ciddiyetinin farkındaydı. 13 yaşındaki ben inanmak istiyordum 9-10 yaşımdan beri tuttuğum takıma. babam leeds' i yenersek arsenal' i tokatlarız zaten diyordu. dürüst olayım leeds' i pek bilmiyordum ama suker' i, petit' i, berkamp' ı, kanu' yu biliyordum fazlasıyla. futbol bilgim de sınırlıydı haliyle o zamanlar. istanbul' daki leeds maçını radyodan dinliyordum ve içimde bir yerlerde kaybetmemizi istiyordum. evet, kaybetmek istiyordum çünkü hayatımın en güzel anlarını yaşatıyordu bana galatasaray, üstelik her maç da olayı biraz daha güzelleştirerek yapıyordu bunu ve içimdeki o şey artık tamam diyordu. daha fazla güzelleştirme diyordu. sanki yavaş yavaş yükselmek gibiydi yerden ve bir yerden sonra seni yükselten o şey ortadan kalkacak ve sen yere düşecektin. ne kadar yüksekten düşersen o kadar büyük olacaktı hasar. belki küsecektim galatasrayıma, belki soğuyacaktım futboldan bana büyük bir hüsran yaşattıkları için. hiç inanmak istemediğim bir şeye zorla inandırıp sonra da o hayali elimden aldıkları için hiç affetmeyebilirdim onları, çünkü daha 13 yaşındaydım.
radyodaki spiker ''ceza sahamız önünde prese başlıyorlar'' dedi. babamı aradım ''gördün mü baba adamlar nerede pres yapıyormuş, yenemeyiz'' dedim. belki güç almak, spikerin kurduğu o cümlenin bende yarattığı korkuyu yenmek için aramıştım, belki de babam da spikere hak versin ve ben artık yere düşeyim diye aradım daha da yükseğe çıkmaktan korkup. telefonu kapatalı 5-10 dakika oldu ki babam aradı ''ne oldu oğlum ne oldu'' diye bağırdı kahkahalar eşliğinde. atmıştı cimbomum golünü, güldük ve kapattık. sonra tekrar aradı babam sadece kahkaha atıyorduk ikimizde, konuşamıyorduk. çok sever babam beni tabii ben de onu, herkesin babasını sevdiği gibi. ama inanın benim babamla bu kadar yakın olduğum, birlikte bu kadar mutlu olduğumuz an azdır.
ilk maç iki sıfırdı, istanbul' da olan o kötü olaylar günlerce konuşuldu. 2-0' a rağmen korkuyordum bu korkular eşliğinde takip ettim maçı evdeki tvden, haberlerde yapılan canlı bağlantılar eşliğinde. finaldeydi galatasaray finalde. bir türk takımı avrupa' da bir kupa finali oynayacaktı. maç gününe kadar neler oldu hatırlamıyorum, ama maç günü türkiye' de bir bayram vardı sanki. çocukken bayram günleri özeldir. akrabalar gelir, paralar toplanır filan. bunların etkisiyle olsa gerek bir heyecan duyarsınız ya hani işte o heyecanın aynısını belki de daha fazlasını duyuyordum, duyuyorduk hepimiz okulda, dershanede. kazanırız diyenler o kadar azdı ki. elbette herkes kazanmak istiyordu, ama şimdi anlıyorum herkes tıpkı benim gibi korkuyordu. hayallerinin bitmesinden korkuyordu, yüksekten düşmekten korkuyordu ve daha fazla yükselmemek için tutuyordu kendisini.
maç başladı. bildiğim birkaç dua ağzımdan hiç eksik olmadı maç boyunca. daha sonra defalarca izleyeceğim, ezberleyeceğim pozisyonlar ben tam olarak ne olduğunu anlayamadan geçip gidiyordu televizyondaki maçta. hayatım boyunca unutmayacağım replikler dökülüyordu spikerin ağzından. arif solda alıyordu topu, ofsayt değildi hakan ama arif vuruyor ve dışarı atıyordu. pozisyonun tekrarında herkes ömer üründül gibi bağırıyordu ''vurma vurma!!'' spiker levent özçelik ile beraber soruyorduk ''böyle bir pozisyonu bir daha bulabilir miyiz''
ilk yarıda hakan şükür arkadan çekilirken roveşata yapıyor ve devre arasında dünyada kaç forvetin böyle bir pozisyonda o topa vurabileceği soruluyordu.
ikinci yarıda hakan vuruyor direkten dönüyordu 'aman allahım aman allahım neden bizde yana değil şans'...arsenal tehlikeli geliyor bomboş bir pozisyonda golü kaçıran adams' ı hepimiz adına levent abi kutluyordu ''bravo adams, bravo adams'' sonra da hep bir ağızdan hakan' a yalvarıyorken bulduk kendimizi; ''hakan vur! hakan ne olur vur ne olur'' vuramıyordu hakan, vuramıyordu çünkü 'düştü'. uzatmalarda hagi atılıyordu. karpatların maradonasına levent abi sitem dolu olarak soruyordu; ''neden hagi neden hagi!''
ve bu maçın dönüm noktası geliyordu. sağ kanattan gelen bir ortaya henry vuruyor ve tebrikle taffarel' e gidiyordu ''tafffffarelll bravo taffarel... taffarel taffarel taffarel...'' ve birkaç dakika sonra devam ediyordu ''gözlerinden öpüyorum taffarel'' arkasından arsenallilere soruyordu levent abi ''kale ağzından vurdunuz kurtardı, bunu mu kurtaramayacak!!?''
o anlarda hepimiz taffarel olup uzandık o topa, hepimiz hakan olup vurmak istedik düşmeyerek, hagi olduk sinirlendik kendimizi kaybedip, bülent ile acı çektik formayı giymeye çalışırken, fatih terim olduk terledik. on beş dakikalık o ikinci uzatmada hepimiz zamanın nasıl da göreceli olduğunu öğrenip bir senemizi verdik orada galatasaray' a. penaltılarda ben evde ve eminim ki herkesle birlikte dua ediyordum. ''beklediğimiz gol'' ergün' ün penaltısıyla geliyordu sonunda. ve direkten dönüyordu suker' in penaltısı da. hakan için ediyorduk duamızı ''hakan.. ve gol'' oluyordu. taffarel biraz daha uzanabilse ''parlour geldi''ği gibi gidecekti ama uzanamadı tafi ve 2-1 oldu durum. ümidimiz vardı elbette hala ve tutacak nefesimiz. tuttuk nefesimizi, geldi ümidimiz; geldi ve 3-1 yaptı skoru. az kalmıştı, çok az kalmıştı viera geliyordu topa tafi' ye güvenimiz tamdı. ''haydi tafi haydi tafi top direkten döndü!!''
on beş dakikanın bir saat gibi gelmesini anlam veremezken bu kez 1 dakika bir saat gibi geldi bize. popescu topu aldı. görmediğim, tanımadığım, bilmediğim insanlar benimle birlikte duaya başladı. bizim söylemek istediğimiz halde dua ettiğimiz için söyleyemediklerimizi de levent abi söyledi: ''haydi popescu, haydi oğlum'' popescu topa doğru geldi ben penaltıları saydım. o kısa sürede 2 kez saydım penaltıları. emindim artık, ancak emin olabilmiştim; atarsak uefa kupası bizimdi. geldi popescu, geldi... levent abinin de sesi, nefesi kalmamıştı artık ve orada ömer üründül devreye girdi ''gooooollllll gooool leventcim golllll!'' 13 yaşındaydım. popescu topa gelirken ben 2 kez panltıları saydım ve sayısız söz verdim tanrıya o an. hepsini nasıl sığdırdım on saniyeye bilmiyorum. belki de yapamadım da yaptığımı sandım. bir daha küfür yoktu, annemi üzmek yoktu, insanlara yardım edecektim, arkadaşlarıma bir şeyler ısmarlayacaktım... yeter ki penaltı gol olsundu ve oldu. ben istedim diye değil, biz istedik diye değil o çocuklar hak ettikleri için oldu. duaların katkısı elbette ki olmuştur. ama en başta azmin, inancın, ruhun, terin katkısıyla oldu. o büyük insanın (imparator fatih terim) inancı ve hırsıyla o küçük çocukların(hakan, bülent, emre, okan, suat, ergün, hagi, tafi, pope........) çabasıyla gerçek oldu tüm hayaller.
13 yaşındaydım, annem uyuyordu o sırada ve ben dışarı fırladım. kıraathaneden çıkan tanımadığım abilere karşıdan bakıp ağladım, bağırdım. kucaklarına aldılar beni, sarıldılar içlerinde ağlayanlar vardı. herkesin ağzından tek bir kelime çıkıyordu anlamlı: galatasaray!
hemen eve girdim sonra ıslak gözlerle tv' ye baktım. o çocuklara baktım, paltformun üzerindeki o unutulmaz kahramanlara. çocuklardan kahramanlar yaratıldı ve o kahramanlar bizim için hep çocuk kaldı. kupa verildi bülent ve hakan' ın ellerine. o kadar büyük göründü ki o an ikisi de. kerem' in su şişesiyle ıslanıyordu hepsi, ıslanıyorduk. mutluyduk, gururluyduk ve sevinçten alıyorduk. o kahraman çocukların ya da o çocuk kahramanların hepsine gözyaşları eşliğinde teşekkür ettik, ediyoruz. hala o günü yaşamaktan ve anlatmaktan hiç bıkmadık. biz o günden beri çok farklıyız.
biz;
galatasarayız!!!
hem tarihe, hemde fenerbahçe'ye öyle bir geçmiştir.
hayatımda bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum. daha küçüğüm, 8 yaşında. beşiktaş zıbınıyla büyümüş, komple sülalesi beşiktaş ve fenerbahçeli dolu ben; o gün, o maçı izlerken taffarel'in o kafa topunu çıkarışını görürken babasından hediye almış bir çocuk edasındaydım.
penaltılarda, tutulan ve atılan her penaltıda koca bir adam gibi gerilen, gollerde sevinen bir çocuktum.
bu tarihi unutma. bu tarih, galatasaray'ın değil; türkiye'nin avrupa'da duyulduğu tarihtir.
helal olsun aslanlara.
helal olsun omzuna bandaj sarıp o maça çıkana.
helal olsun kupa alındıktan sonra gözyaşlarına boğulan fenerbahçeli'ye, beşiktaşlı'ya.
türk futbol tarihinin en önemli gecesi, en büyük başarısı. gerçekleştiren takım ise galatasaray. çekemeyen kanatlılar ise anten taksın. ya da fm, ps gibi oyunlarda feneri alıp bu kupayı kazansın. anca öyle kazanabilirler çünkü.