her boka bayrak ekleme derdinde olan bir insanın derdidir bu. 1 mayıs proloterya bayramıdır. proloteryanın vatanı bütün dünyadır. ülke bayrakları gereksizdir.
lakin che'nin bu güzel bayramla hiçbir alakası olmamasına rağmen alanlarda binlerce bayrağını görürüz.
şimdi diyeceksiniz ki bağımsızlık, özgürlük falan.
e bugün o meydana rahatça çıkabiliyosunuz, lan birazcık mı atatürk sevgisi yok içinizde. binlerce che bayrağı arasında bir tane mi göremeyeceğiz biz atatürk bayrağı, flaması vb..
1 mayıs kutlamalarına katılanları ötekileştirmeye yönelik dışlama ifadesidir. 1 mayıs kutlamalarıyla ilgili 2-3 haber bültenine göz atan bile büyük sendikaların kortejlerinde ve başka pek çok grupta çok sayıda türk bayrağının da yer aldığını rahatlıkla görebilir.
Türkiye'den farkı ise şudur: Bu gün kominist, sosyalist, anarşist vs... sol grupların değil, Amerikan işçisinin günüdür. Ayrıca, burada Amerikan işçisinin kaygıları seslendirilir.
1 mayıs ulusal bir gün değil, evren çapında bir gündür. milli mücadelenin değil sınıf mücadelesinin ürünüdür.
türk bayrağını sallayıp da o bayrağın temsil ettiği toprakları yabancılara, yakınlarına pazarlayan karaktersizlere ve onlara oy verenlere de iki kelime edin gözüm. bir de kuran'ın sayfalarını mızraklarına geçirenlere laf edin. sonra gelin, haydi.
salak saçma, jargonu bilmeyen, milliyetçi sapma gösteren bünyeden fışkıran o biçim bir düşüncedir.
sol enternasyonaldir dostum. ama öyle birikim dergisinin kakalamaya çalıştığı küreselleşme ve ab projesi gibi değil. aç biraz kitap karıştır. hadi siktir et onu da geçtim. insan çalakalem bir şeyler yazmadan önce bari haberleri izler. dünyanın her yerinde 1 mayıs kutlandı hangi gösterilerde ulusal bayrak gördün onu düşün biyol. ama nafile her şeyi sen bilirsin zaten.
devam editi: lan bir de bu modellerin istiklal marşında hiç türk lafı geçmiyo diyen sürümleri var. bak ahmet türk'ün de soyadında türk kelimesi geçiyo hadi git dtp'ye üye kaydı yaptır o zaman.
vakt i zamanında "deniz gezmişler" diye örnek alınan devrimci grup, amerikan filolarını kovmaya "türk bayraklarıyla" gitmişlerdir...
köylerden eylem yapmaya binlerce insan toplayıp ankara meydanlarına yığmayı da başarmışlardır; ellerinde yine "türkiye cumhuriyeti bayrağı" ile...
mevzu bahis sömürgeciliğe karşın ve işçi hakkına sahip çıkmaksa, bu "internasyonal" adı altında;"sosyalist rusya" sempatizanlığının doğurduğu "orak çekiç" bayrakları taşımaktansa, türk bayrağını taşımayı tercih etmişlerdir...
kurban bayramında, ramazan bayramında bayrak var mıdır? varsa bile çok nadirdir. herkesin kafasındaki türk bayrağına yüklediği anlam farklıdır. bayrağın olmayışı böylesine bir demokrasi ve adaleti temsil eden bayrak olduğu içindir. atatürk bu memleketi kurarken bu bayrağın hak, adalet ve eşitlik bayrağı olacağını vurgulamıştır ve bu bayrağın hükmettiği kitle içindeki köylü için milletin efendisi tabirini kullanmıştır.
yoksa oraya gelen işçiler de kendi öz vatanlarını sevmezler mi? 1 mayıs' ın terör örgütleri tarafından kullanıldığı doğrudur fakat bu 1 mayıs'ta böylesine şiddetin uygulanmasını haklı göstermez. bu memlekette yaşayacaksak özgür, hür ve işçi sınıfının ezilmediği bir memlekete çevirmek gerekir. nazım hikmet diyor ya ' yaşamak bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesine bu haster bizim.
bu arada solcu değilim. bunları görmek için aklıselim olmak yeter.
(bkz: götünden element uydurmak) nasıl görmek istersen öyle bakarsın. bence bu durumun özeti budur. ben oldukça fazla gördüm ve şahsen bir tanesini de kendim taşıdım ötesini de artık bunu düşünen arkadaşa sormak lazım. marjinal gruplar için diyebilecek bir şey yok. onlar bu davranışları nedeniyle sana öyle gözüküyorsa tüm işçiler için aynı şeyleri söylemezsin. yani götünden element uydurmana gerenk yok gözün çalışsın ve aklınla paralel olarak işlevini yerine getirsin daha kolay kavrarsın o zaman her şeyi.
millet kavrami uzerine kurulmus bir bayrami ifade etmediginden olmasin sakin? işçi bayramı ya bu sonuçta. türklük bayramı değil ya hani. tüm dünyanın sadece işçilerini ilgilendiriyor ya. ondan olsa gerek.
biber gazıyla telef olmuş bünyeler baygın düşüp elleri boşaldığında yere düşerse türk bayrağı; basınçlı suyla, ellerinde coplarla koşuşturan polislerin ayaklarıyla, kirlenmesin, ezilmesin diye ortaya çıkan durumdur.*
denizlerin idamında bulunan ankara savcısı idamlardan sonra "bir tek hüseyin bayraktan bahsetti" der durur. ne o fidanların haksız ölümü onun umrundadır ne de eşitlik adalet istekleri. tek derdi bayraktır.
aynı bayrak fetişistleri burada da aynı mantığı güder.
kimsenin ezilen işçiler ve emekçilerin sorununu çözmeye çalıştığı uğraştığı yok.
toplumsal sistemlerin işleyişini, tarihin akış yönünü tahlil etmekte zorlananlar var, bunların tarihi ele alış biçimi ile günümüzü tahlil etmedeki tüm yöntemleri hayali kaçmaktadır, hiçbir maddi temele dayanmamakta, yalnızca kimi tahrifatlara giderek ve yanlış bilinç kullanarak gerçekleri soyut bir hale büründürmektedir.
tarihin akışını belirleyen faktörlerden en önemlisi sınıf savaşımıdır. tarih eğer bir yöne gidiyorsa ve bunu engebeli, sarmal bir biçimde devam ettiriyorsa bu devinimin bir nedeni olmak zorundadır. bu neden ise toplumsal sistemleri harekete zorlayan çelişkilerdir. temel çelişkide sınıf çelişkisidir.
tarihin her döneminin ve her kesitinin farklı sınıf savaşı olmuştur. her ülkeninde buna özgü eşitsiz bir gelişimi ve değişimi olmuştur. toplumsal sistemi belirleyen şey; üretim ilişkileridir. eğer tarihi bu yönden ele almazsak "almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık" gibi efsanevi tespitler yapmak zorunda kalırız.
batı'yı geçip türkiye'ye geldiğimizde, türkiye kapitalizminin gelişim sürecinde ve cumhuriyet'in kuruluş döneminde batıdaki gibi iç dinamikler değişime zorlamamıştır. klasik osmanlı saray anlayışından gelen avrupa'yı taklid etme süreci, eldeki sermaye birikiminin kısıtlı olduğu dönemde, avrupa kapitalizminin üstyapı kurumlarını kopyalarak gelişmiştir. bu bizim modernleşme tarihimizin ilk nüvelerdir. dünyaya baktığımızda ise serbest piyasacı kapitalizm hızla merkezileşmekte ve tekelci aşamaya geçmekteydi. bu dönemde o yüzden türkiye kapitalizmi dış dinamiklere bağımlın bir şekilde gelişmiştir.
türkiye cumhuriyet'i tarihini anlamak için 1923'e bakmamak gerekiyor. 23 paradigmasını ele almak için ideolojik açıdan 1908'e, üretim ilişkisi açısından ise 19.yy'a geri dönmek zorundayız. 1808 yılına geldiğimizde osmanlı devletinde sened-i ittifak anlaşması yapılmıştır. merkezi otoritenin zayıfladığı bu dönem ve öncesinde ayanlar denilen sınıf ilk defa kendi fiili iktidarını ilan etmiştir. bu batıdaki feodal senyörler ve beyler sınıfına tekabül eder bir çok noktadan. ama dünyanın değişimine ayak uydurmak zorunda kalan osmanlı batıdan gelen zorlamalarla birlikte kendi merkezi otoritesini arttırmak zorunda kalmıştır ve hızla kapitalistleşme sürecine girmiştir. merkezi otorite denemesi rumeli eyaletinde fiyaskoya uğramış, doğu'da ise devletin egemen sınıflarının toprak ağalarıyla, şeyhler ve şıhlarla ittifaka gitmesine neden olmuştur. 1923'den sonrada batılı egemen kapitalist sınıfların doğuda hakimiyetlerini devam ettirmesi feodal toprak ağalarıyla ittifakına aynen devam etmiş, karşılığında ise merkezi otoriteye bu ağaların uymasını istemiştir. uymayanları ise cezalandırmıştır.
türkiye'nin tarih algısını geçecek olup günceline gelecek olursak sınıfların olmadığını iddia etmek bile imkansızdır, ciddi bir siyasi körlük ister. en basitinden büyük şehirlerin varoşları ile kent merkezleri arasındaki farklılıklara bakınca bunu çok daha iyi anlarız.
kapitalist sınıf eskinin tüm alışkanlıklarını parçalamış, atmış ve insani ilişkileri basit piyasa ilişkilerine indirgemeye çalışmıştır. özgür emekçi ile özgür sermaye arasında oluşan serbest piyasa kimi çelişkilerini vardır. üretim araçlarından yoksun olan ve kendi ücretli emeğini satmaktan başka çaresi olmayan işçi sınıfı ile üretim araçlarının tamamına sahip olan sermayedar sınıfından oluşan ana çelişki. bu aba üretim çelişkisi büyük bir kesmin yoksullaşmasına ve hayata yabancılaşması ile son bulurken diğer yandan lüks tüketime düşkün, varlıklı bir mülk sahibi sınıfa neden olur. bunun arasında da küçük üretim ilişkisini devam ettiren, ufak üretim ve tüketim araçlarına sahip olan eğitimli orta sınıf bulunur. yani emek gücünü satan ve üretim araçlarından yoksun kişiler emekçilerdir ve nitelikli emek gittikçe eski itibarini kaybetmektir. yani bugün fabrikada, tarlada ya da büro da çalışan emekçi ile mühendisler, zanaatkarlar, sanatçılar, bilimadamları gittikçe yakınlaşmakta hatta kimi noktalarda kaynaşmaktadır. haliyle burjuva demokrasisi denilen demokrasi tarzı sınıflara neden olmaz, bu demokrasi sınıflar olduğu için var olur. bu üretim ilişkilerinin bir sonucudur.
sosyalistler işçi sınıfını yoksul olduğu için savunmaz. kapitalizmin en büyük etkilerinden biri yoksulluk ve açlıktır. bu işin kapitalizmi somutlama yani sonuçlandırma kısmıdır. işçi sınıfının yoksullaşmasının, toplumun büyük kısmının yoksullaşmasının tek nedeni üretim araçlarından yoksun oluşudur. bunun çözümü de üretim araçlarının toplumsallaştırılmasıdır. işçi sınıfı bunu sağlayacak olan yegane sınıftır, bu nedenle savunulur.
türkiye'de, dünya'da gayet iyi kalpli kapitalist sınıfa mensup kişiler vardır. kanunlara göre gayet masumca zengin olmuş olabilir. ama buradaki sorun emek gücü ile emek arasındaki farkın oluşturduğu artı değere haksızca el koymasıdır kapitalistin suçu. bu ise açıkçası kanunsuz olmak zorundadır. insanlığın bugünkü geldiği konum bunu zorunlu kılmaktadır.
türkiye'yi ve dünya'yı güncel ve tarihsel konularda yüzeysel bir şekilde ele almadan tahlil etmek gerekiyor. aksi halde tarihin imgelemlerini çürütmüş olur. gerçekler mi? gerçeklere ise bir sis bulutunun arkasından bakmış oluruz.
bayrak vardır efendim neden olmasın, arşivleri tararsak pekala 1 mayısta açılmış pkk bayraklarının resimlerini bulabiliriz. söyleyenler doğru söylemiş, vatanı hakkaten yok bunların, o yüzden vatanımıza zarar vermeye çalışıyorlarya, ağır adilik durumu.
altıncı filo protesto edilirken de türk bayrakları vardı. burdan yola çıkarak garip bir durum olmadığını anlıyoruz. her olayda sonu aynı cünkü. Bir tek bayrak sallarsan sonuç değişir, o da Abd bayrağının ta kendisidir.