polis vahşetini tekrar yaşadığımız andır. "orantılı güç" kullanımı, bir kişiyi beş adet polis botunun altında ezmekse; devlet, polisiyle, kendi vatandaşlarını böyle "ayaklar" altına alıyorsa, ayaklar'ın başa geçemeyeceği bizzat başbakanı tarafından küfredilen bu ülkede, takunyalı orospu evlatları yatlarda, gemiciklerde, saraylarda ağırlanıyorsa böyle ülke olmaz olsun.
haberlerde görüntüleri izlerken aklıma avrupa yakası dizisi geldi nedense. izleyenler hatırlayacaktır. daha gaffurlar diziye dahil olmadan piknik yapılan bir bölümde gözükmüşlerdi ailecek. sabit efendi'nin söylediği bir replik vardı "mangalımızı yaktık, rakımızı içtik, şimdi de kavgamızı edelim.". o kadar polis, jandarma toplanmış anadoludan istanbul'a getirtilmiş. hepsinde gaz bombaları, coplar, kalkanlar. bir de üstüne kimseyi geçirtme diye talimat verildiyse çoğu kullanmak için kullanacaktır elindekileri. görüntülerde ibretle izledik adamı yakalayıp 1-2 tane vuruyor sonra başkasına gidiyor. ilk vurduğun suçluysa neden 1-2 tane vurup bıraktın polis amca? ya da masumsa neden vurdun ?
tamam arada mutlaka provakatörler vardır araya sivil polis yerleştir tek tek bin enselerine. ama işçilerin emekçilerin tek bayramını onlara zindan edersen, bu bayramlarını gaz bombaları ve coplarla kutlarsan seçim zamanı hangi yüzle benim köylüm benim işçim benim emekçim dersin?
polise uğramışken askere de sitem etmeden geçmek olmaz. sen değilmiydin hükümete kafa tutan? şimdi nasıl olur da jandarmalarını meydanlara sürersin? bu ne yaman çelişkidir.
birçok ülkede şarkılar türkülerle kutlanan bu bayramı biraz değişik kutlayarak dünyaya bir kez daha sesimizi duyurduk. bu gidişle daha çok duyuracağız.
tüm olanlara rağmen hala kendine yandaş bulabilen polisin ve faşist iktidarın gövde gösterisine dönüşmüş gündür. insanların taksime yürüyüp slogan atması birilerinin bir yerlerine batıyorda dün yaşanan tüm o rezillikler kimseye girip çıkmıyor anlaşılan. şimdi devlet büyüğü saygıdeyer abilerimiz koltuklarında "oh ne iyi ettik" nidalarıyla oturuyorlardır. eh nede olsa ülkeyi avam, açlıktan ağzı kokan işçi sınıfına dayak attırtarak komünizimden, anarşistlerden ve teröristlerden temizlediler. birde şu söz konusu provakatörler üzerine polis üniforması mı giymişlerdi yoksa mitinge mi gelmemişlerdi onu anlayamadım. sonuç olarak tüm dünyaya "işte türkiye budur ve hep böyle kalacaktır boşuna birşeyler ummayın bizden" dediğimiz gündür.
adalet ve kalkınma partisi'nin nasıl da ultra-demokrat, hiper-özgürlükçü bir siyasi yapı olduğunu; istanbul'u yönetenlerin güçten ve oran orantı hesabından ne anladığını açık seçik gördüğümüz tarihtir. kim lisede matematikten geçirdi lan bunları? orantıymış, sen önce saymayı öğren, dört işleme falan sonra geçersin demezler mi adama?
tatil olursa şu kadar bu kadar zarar ederiz diyenlere, taksimde olursa olay çıkar diyenlere verilmiş cevap. tatil etmediniz bir anda refah seviyemiz yükseldi, taksimi açmadınız can güvenliğimiz en üst seviyede sağlandı. bir de tüm bu olanların kabahatini yine bize kesmeye kalkın! aferin size!
kesinlikle polisin tarafini tuttugum gundur. sirf 1 mayis isci bayrami diye hic bir insan evladinin provokasyon ve cigirtkanlik yapmaya, siddet dogurtacak eylemlerde bulunmaya hakki yoktur.
hastaneye atilan gaz bombalari, zarar goren masum sivil vatandaslar, aglayan cocuklar.. simdi tüm bunlarda oradaki anarsistlerin hic sucu yok?
son sozum de elindeki limonla aglayan cocuk arayan basin mensubuna, sana cok fena sovdum haberin olsun.
işçi sınıfının iktidarını savunmadan ne ülkenin bağımsızlığını savunabilirsiniz, ne de ülkenin onurundan. çünkü ülkenin onurunu çalan emperyalist-kapitalist sistemden kopmadan kurtarılamaz. ülkeye, memlekete sahip çıkacaklarda ülkenin 10'da 8'ini kaplayan emekçi kitlelerinin iktidarını isteyerek, onların öncülerinin iktidarını savunarak olur. yoksa onun dışındakilerin hepsi sallama sevgiden öteye geçmez.
insanları kendi mülkiyetleri olan sendika binalarında bile darp edip saldırmaktan kendini alamamış polisin gövde gösterisi olmuş olan gündür.
yazık ki polisin müdahalesini savunanlar hala var.dayanak noktaları da taksimde kontrolün zor olacağı sorun çıkabileceği. çağlayan ya da x başka mekan için geçerli olan riskler tabii ki taksim için de mevcuttur yani provokatör insan evladı taksim'de yapacağını çağlayan'da da yapar kazlıçeşme'de de. ama buradaki sorun geçmişten beri süregelen türk geleneğinin yansımasıdır. birşeyden korkuyorsak her zaman aklımıza ilk gelen yasaklamak olmuştur. bu yüzden osmanlı modernleşemedi bu yüzden osmanlı avrupa işgaline boyun eğdi. sorun çıkan ya da çıkarabilecek herşeyi yasaklarsak sonunda iran'dan farkımız kalmaz ki iran gazeteleri türkiye'nin hızla şeriat devletine gittiğini yazabiliyor.
demokrasiden anladığı sadece üniversitede türban serbestliği olan yüzde kırkyedinin temsilcilerinin düşünmediği geri kalan yüzde elliüçü yine düşünmediği bir gün olmuştur.
akşamında taksimde olamamanın verdiği sinirimi, evime dönerken hıyar turşusunun birinden, hem de bu hıyar turşusu devlet memuru olmak için bir taraflarını yırtmaktadır, her allahın günü "mıy mıy niye işsiziz bilmem ne" diye mıyıldanmaktadır, telefonda "ya ya dayak yemek istemiş canları yemişler işte" demesi üzerine çok fena çıkarttığım gün. ulan denyo, neymiş nişanlısı tatlı yapmış da şerbeti güzel olmamış. derdi bu adamın. şiddetse şiddet hemşerim, alırlar adamı ayağın altına! ayak takımıyız ya ondandır.
ben olayın sağına soluna varmadan, gördüklerim karşısında "dibim düştü" tümcesinin hakkını verdiğime inanıyorum.
algı güçlüğü çekiyorum. belirli gün ve haftalar işte. doktorların günü var misal. yürüyüş yapıyorlar. avukatların günü var yürüyüş yapıyorlar, taksime "çıkıyorlar", cübbeleri üzerlerinde.
ha bu bir de günü geçtim bayram güya. yani yürüyüşün yanında insan, bir coşku bir sevinç falan olacak deyu bekliyor.
bir flashback koyalım na şuraya;
muammer oğlan "hı ıh" diyor. "bana neğğ bana neğğ top benim oynatmıyorum" diyor. nuh diyor da peygamberi es geçiyor.
ve işte olanlar oluyor. "olm var ya ben çok güçlüyüm"ün ispatı olaraktan tüm çetesini topluyor küçük muammer. yetmiyor yukarı mahalleden de adam çağırıyor.
"ı ıh taksim olmaz" diyor muammer güler. "yıkırım buraları!" diyor. tamam diyoruz; polis falan olur, olay çıkar.
ama bizim hayal gücümüz az kalıyor muammer amcanınkinin yanında. amcam, savaş stratejisini oturtmuş. alan savunması yapıyor, düşmanı içten çökertiyor felam. perişan ediyor bir yığın insanı bu oyun.
sonra da çıkıyor karşımıza --içten içe çocukluğuna dönüp "nası kodum çocuuuu" demiyorsa ne olayım- "olaysız bir gün olduğunu anlatıyor.
neyse işte herkes biliyor olanları zaten.
ders çalışalım acık;
(bkz: oran orantı)
konunun derinine inmeden sadece ortaya sorular sormak istediğim gün:
taksime izin verilse o bahaneniz olan "hayat" sadece taksim değil istanbulun büyük kısmında yine durur muydu?, izin verseniz taksime, bu kadar masraf yapılır mıydı? , izin verseniz taksime polis yine iğrenç yüzünü gösterir miydi?
önceki sayfalarda bir yazarın söylediklerini tekrar yazmak istiyorum;
emekçiler bu ülkenin çarkını döndürenlerdir. onlar sadece 31 yıl önce sizin zihniyetinizdeki mahlukların harcadığı canlar adına çelenk koymaya, anılarını yaşatmaya gittiler oraya. düşmanmışlar gibi savaş açtınız işçiye-işçiyi savunana ama günü gelir sandıklar da açılır. sorarlar bir gun sorarlar.
1 mayıs 1977 işçi Bayramı, 34 kişinin hayatını kaybettiği yaklaşık 136 kişinin yaralandığı gün, tarihe Kanlı 1 Mayıs adıyla geçmiştir.
sanayi devrimi ile birlikte üretimde makine ve işçi kullanımı arttı. kapitalist devrimlerle birlikte üretimde asıl rol işçi sınıfının oldu. bu yıllarda işçi sınıfı ekonomik, sosyal ve siyasal haklardan mahrum durumdaydı. günde 14-16 saat çalışıyor ve ancak karnını doyurmaya yetecek kadar bir ücret alıyordu. seçme ve seçilme hakkından yoksundu. sendikal birlikler kurmaları yasaklanıyor, gösteri ve eylemlerine izin verilmiyordu. haftalık ve yıllık izinleri, hastalık ve kaza sigortaları vb. hiçbir hakları yoktu. kısacası hiçbir insani haktan yararlanamıyorlardı.
zamanla işçi sınıfı yaşadıklarından öğrendi, öğrendiklerinden dersler çıkardı. kapitalizmi tanıdı. makinaları kırmaktan vazgeçip, sendikalar kurmaya başladı. kadını ve erkeğiyle birlikte, tek bir sınıf gibi davranmaya başladı. işçiler birlikte davranmaya başlayınca kendilerine olan güvenleri arttı, güçleri arttı. ekonomik ve siyasi durumlarını iyileştirmek için burjuvaziye karşı mücadele etmeye başladılar.
1 mayıs
ilk bahar aylarından 5. ay olan mayıs ayının ilk günü,
aynı zamanda işçi ve emekçinin bayramı.
türkiye'de ise istanbul haricinde pek sorunla karşılaşılmayan,
lakin istanbul içinde iç savaş boyutuna varan olayların yaşandığı kara gün.
- işe gitmek için normalden 2 saat daha erken kalkıp yürüyerek işe gitmemi sağlayan gün,
- iş yerine gittiğimde can korkusu yaşanmasına sebep olan gün,*
- taksim, tarlabaşı, mecidiyeköy, şişli, talimhane, fındıklı, beşiktaş, eminönü, sirkeci, maslak-sarıyer ve bağlı bulunan istikametlerde mihenk noktalarında çalışanların can güvenliği endişesi sebebiyle işe gidememe, anadolu yakasından gelenlerin ise trafik keşmekeşinde işe yetişememesini, hastası olanın hastaneye gidememesini sağlayan gün,
- karakol'a gittiğimizde işimizi görecek memur'un güvenlik önlemi nedeniyle olmamasını sağlayan gün
- hırsızların bayram ettiği gün,
- istanbul ve türkiye ekonomisinin tabiri caizse .mına koyan gün,
- mülki idari amirler resmi açıklama yapıyor, kazlıçeşme, çağlayan, kartal, kadıköy miting, kutlama vs için kanunen(!) öngörülen mekanlardır, aksi takdirde oluşması muhtemel kalabalık guruh için güvenlik sağlanamaz.
diyor ki bazı arkadaşlar bu tutuma: faşizmin günlük örneği, taksime 1977 anısına gitmek istiyoruz,
yıl 1978 değil, teknoloji o zamanlar yoktu uzaktan kumandalı bomba kuramazlardı oraya, cep telefonu bomba olamazdı o yıllarda çünkü yoktu, provakatör kişiler belki devlettendi belki örgüt elemanı, kimsenin alnında yazmıyor, yanınızdakinin provakatör ajan olmadığını kim ispatlayabilir ? böyle bir durum olduğunda anne babanız 1 mayıs sağolsun mu diyecek sanıyorsunuz. polise valiye hükümete basacak kalayı, dava açacak belkide*
adamlar götünü yırtarak duyuruyorlar kasmayın bizi diye, taksim meydanı yaklaşık 150000 kişilik kalabalığı bir araya barındırabilecek ve güvenliğinin sağlanması açısından müthiş zorlukları olan bir mekan, kaçış yolunun fazla olduğu gibi her gün insanların kullanımında olduğundan mütevellit geçen yıl karşılaşılan zorluğu baz alarak vali çevre illerden ve il jandarma komutanlığından takviye kuvvet istemiş,
soruyorum o zaman, bu hükümet ve mülki idari amirler o kadar faşist bir anlayışa sahipse neden elde imkanları olduğu halde seçimler öncesi yapılan cumhuriyet mitinglerine izin verdi ?
vermezdi o kadar istiyorsa, hem hiçbirinin de başı ağrımazdı,
ayrıca ben bir yılbaşı akşamında bilmiyorum ki insanların kaldırım taşlarını söküp polisin üzerine yürüdüğü
yada önemli bir maçın kazanıldığı akşamda taksimde kutlamaya çıkan taraftarların polise molotof koktelyi attığını
yada aksine polisin onlara tazyikli su sıkıp, gaz attığını ?
taksim yada başka bir yerde toplum huzurunu bozacak aykırı davranışta bulunan görev yeri dahilindeki her yerde polis gerekli kuvveti göstermiştir, gösterirde.
yanılıyormuyum sevgili uuselar ? 20 yıldır bu istanbulda davul zurna eşliğinde bayram kutlanan 1 mayıs görmedim ? ben mi yanlış biliyorum 1 mayıs'ın tanımını ?
hani işçi bayramı hani emekçinin bayramı ? gördüm göreceğim tüm iktidarlar döneminde kapatıldı 1 mayıs'ta taksim meydanı, salt bu hükümete bu idari yöneticilere ait değil bu karar,hatta geçen yıl başkanlara izin verildi yamulmuyorsam ama sayın sendika başkanları kabul etmediler inatla birlikte gitmek istediler.(burada yanılıyor olabilirim)
ee peki neden inatla sendika başkanları hepbirlikte taksim'e diyerek galeyana getirme amacı taşımakta, lan madem işçisin bırak bu ülkede sendikalı olmayıp sike sike çalışmak zorunda olan insanlar rahat rahat işine gücüne gelsin gitsin,
ama yook illa şov yapacaklar, isimleri etiket olacak kendilerinin,
işçilerin hakları gram umurlarında olsaydı zaten yöneticiler kal'e alırdı kendilerini.
hatırlatmak isterim son yıllarda istanbulda yapılan miting, gösteri ve toplu girişimlerin nerelerde yapıldığını,
yahu dtp'ye bile izin verildi çağlayanda miting yapması için ve yaptılarda.
dikkatinizi çekerim bu yerler öyle vali'nin kafasına göre belirlediği yerler değil.
valiliğe eylem, gösteri vs için izin almaya gittiğinizde size soruyorlar katılım sayınız kaç kişi diye, alınan rakamlar ve gün koşulları uygunsa size uygun olan yerleri söylüyor valilik.
taksim meydanında eylem yapılmıyormu ? evet yapılıyor taksim'e de izin veriyor valilik küçük guruplar için izin veriyor. taksimde gördüğünüz o ufak guruplar kafasına göre yapmıyor gösteri ve eylemlerini gidip paşa paşa valilikten izin istiyorlar. 2006 yılında neredeyse her pazar günü taksim meydanında 1000-5000 kişilik guruplar eylemini yaptı ve problem de yaşanmadı,
lakin halen daha bu sendika yönetimleri inadım inat götüm iki kanat felsefesiyle yasa(!) ile belirtilmiş kaidelere uymamakta diretiyor anlayabilmiş de değilim. sen valiliğe de ki 1000 kişi gelecek, yapacaklarımız bunlar valilik izin mi vermeyecek size ?
sendikaların direttikleri direkt iktidarla zıtlaşmak, (bana göre şov yapmak) kimse kusura kalmasın devlet bu tür olaylara kurallar dahilinde izin veriyor, aksi durumda da bağıra bağıra söylüyor can güvenliği sağlayamam, sağlamak için çevre illerden ve jandarmadan destek isterim,
ha istediğim zamanda savaş mı var dersiniz ? bu kadar adam niye savaşa mı gidiyoruz, sıkıyönetim mi var,(iki ucu boklu değnek olayı oluyor bu sanırsam)
e adamlar söylüyor, gelirseniz güvenliği sağlamak için adam yetmiyor diye, çevre illerden yola çıkan insanların sayısı fazla olunca da ske ske takviye kuvvet istiyor. bunun yanlışı nerde ? istemese ve büyük bi olay yaşansa gazete manşetleri belli,
- valilik ve emniyet gereken önlemi almadı, bahaneleri de hazır gücümüz yetersizdi bik bik
bu mudur ? budur.
yahu sike sürmeye aklı olmayan insan bile biliyor ki 1 mayıs artık bu yaşananlardan sonra bayram değil bu ülkede,
- polis hastaneye gaz bombası atmış, peki sormak istiyorum o gösterici kitlesi kaçacak yer bulamadı mı ki hastaneye gidiyor ? işçiyim emekçiyim diyorsun, haktan hukuktan bahsediyorsun, hastanede yatanların sakin huzurlu ortamının .mına koymaya ne hakkın var ? lan buraya gelmez bunlar mantığıyla niye karı gibi gidip hastaneye saklanıyorsun, kanun size zaten yasaklamış orada toplu olarak bulunmamanız gerektiğini, asayiş birimi olan polis de hak ettiğin şekilde kaba kuvvet uygulayarak seni hak ettiğinle ödüllendiriyor.
önüne gelen polise bok atıyor hastanede kullandı o gazı diye* yahu hırsızın hiç suçu yokmu ? evet belki o hastanede benim de yakınım yatsa bende ilk anda polise girerdim belki de polisle birlikte elime geçirdiğim ilk etkili maddeyle göstericileri kovalardım ama neden hastane ? niye inatla hastane ?
benim bu günden anladığım, kimse tepedeki yöneticilere bok atmasın, bu ülke bildim bileli 1 mayıs'ı bayram gibi kutlamamıştır halen daha çözemedim. aynı işçiler grev yaparken davul zurna buluyor da 1 mayısta neden hiç göremiyoruz o davul zurnayı ?
son yıllarda işçi bayramı olmaktan çıkmış daha ziyade iktidar, yönetim farketmeksizin hükümete yönetime kıllık olsun diye ortalığı geren bu uğurda koyun misali insanları yasak yerlerde bulunmaya iten sendikaların devlete diş geçirmeye çalıştığı gün olarak akıllarda yer etmiştir. amaç yönetimde otorite boşluğu oluşturmak ve bu amaç için de her türlü çirkefliği masumca göstermek, yok işçi emekçi coplanırmı ?
hele ki geçen yıl yaşanan faciadan sonra bu olay sendikaların paşa paşa gösterilen yerlerde gidip eylem,gösteri ve kutlama olaylarını gerçekleşmediği sürece de sittinsene düzelmeyecektir.
yada yok yok en iyisi önümüzdeki yıl 1 mayısta taksimi komple boşaltalım kimse gitmesin, ne polis ne asker, ne oluyorsa olsun da rahatlasınlar, ama kimse yaygara koparmayacak, 24 saatliğine taksimi verelim onlara, aldıkları gibi bırakmak kaydıyla, belki bi tarafları tavana vurur
olan mı ? bok yoluna teyakkuzda 24 saatten fazla görev yapan devletin polisine ve yasaklanılan bölgelerde işi gücü olan insanlara olmaktadır.
mevcut işbirlikçi iktidarın, işçi ve emekçi sınıfının uyanışından, dayanışmasından ve yeniden bir araya gelip başını devrimin sesinin geldiği yöne doğru çevirmesinden ne kadar korktuğunun ve her ne vesileyle olursa olsun bu uyanışı harekete geçirecek bir kıvılcıma izin vermekten dehşetli şekilde kaçındığının anlaşıldığı gün.
lakin korkunun ecele faydası yoktur. o gün gelecek, ayaklar başa geçecek ve kendini baş sananların başı ezilecektir.