sanrılar eşliğinde vücut bulan, olay ve olguların içimde bıraktığı o eşsiz hislerdir. şu günlerde pek baskın olarak hissettiğim, tıpkı koku hafızası gibi, geçmişte olan hislerimin tadını tekrar fark etmekle birlikte, bugün taşımakta olduğum olgunluk sebebiyle şimdiki hislerimin tatsızlığını da fark ediyorum aynı zamanda. Bahsetmiş olduğum sanrı kavramını cahillikle eşleştirmek doğru olmayacağından, bu anımsadığım tatların sadece çocukluğa has bir durum olduğu nazarında güçlü düşünceler barındırıyorum.
"Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar."
Anneannem 25 kuruş verirdi yanlış hatırlamıyosam koşa koşa dondurmacıya gider dondurma alırdım. Sonra oradan parka gider salıncak sırası beklerdim. Evden çıkmadanda tembihlerdi anneannem babası parkın karşısında otururdu bir şey olursa muhlis dede diye bağırın derdi halbuki muhlis dede yatalaktı belki de oranın eskilerindendi muhlis dede bir tanıdık olur duyar illaki diyedir bilemiyorum bir kaç sene önce 100 yaşını gördükten sonra vefat etti muhlis dede toprağı bol olsun adı parka gitme garantimizdi.
Buz gibi kış sabahında ömrün en güzel uykularını uyurken deden sobanın kovasını doldurur ve sobayi yakar. Bir de üzerine bir demlik çay koyar. Ev ısınana kadar yorganın altında beklemek... o sırada babaannenin sobanın fırınında yaptığı ekmeği peynirle yemek...