Sıcağından,fondü şeklinden,fıstıklısından,içkilisine;herkesin bir çikolatası vardır,çikolata filminde de geçer.Kaç yaşında,hangi konumda,hangi cinste olursa olsun hediye edileni gülümseten,yedikçe yanak ve dudak kaslarını zorlayan,bazı çeşitlerinin damakta eritile eritile yenmesine doyum olmayan,yiyecekten öte süper birşey.
seksen yaşıma gelip bastonla dolaşsam da elimden düşürmeyeceğim güzelliktir. şahane bir şeydir efenim. yemekten önce ayrı bir tadı olur ayrıca.
(bkz: çikolatasız sabah olmuyor)
Kakao ve çikolata merak uyandıran bir geçmişe sahip. Bunun sebebi ise tarihinin 4 bin yıl öncesine dayanıyor olması. Çikolata bugün hala gizem ve keyfin başta gelen sembolleri arasındadır. Kakao maya toplumunda tarım ve dinin temel unsurlarında biriydi. Mayalar için çikolata öyle değerliydi ki, ona '' sıvı altın '' diyor ve çikolatayı tapınmaya değer buluyorlardı. Günümüzden 4 bin yıl sonra bile etkisini yitirmeyeceği bir gerçektir.
mutlu anların kutlayıcısı, depresyonun en yakın arkadaşı; lezzetli bir besin kaynağıdır.
geceleri, krizi ile uyandırandır. ufak bi çocukken, evde kalmadığı için oturup hıçkıra hıçkıra ağlatandır.
markette annenin gözünün içine bakılandır. yalvartandır... yiyemeden durabileceğimi bilsem, karşıma koyup taparım...
Joanne Harris'in romanından sinemaya uyarlanan 2000 yapımı, Juliette Binoche, Alfred Molina, Johnny Depp, Judi Dench gibi oyuncuların yer aldığı çok tatlı film.
Çikolata filmi, kırmızı pelerinlere sarılmış bekar bir anneyle kızının küçük bir kasabaya gelmesiyle başlıyor.
Ana kız, bağnaz kasabanın muhafazakar dünyasında, tamda büyük perhizin ortasında, nefis bir çikolata dükkanı açıyorlar.
Ahalinin önderleri önce kuşkuyla, giderek öfkeyle bakıyor onlara. Lakin dükkandan yayılan kakao kokusu öyle davetkar, öyle tahrik edici ki, bir süre sonra sabır taşları çatlıyor; mümin kasabalılar bu günah çağrısına uyup birer ikişer dükkana damlamaya başlıyor.
Ve kırmızı pelerinli cazip kadın, her gelen müşteriye, kendi damak zevkine, ruhu haline uygun bir çikolata armağan ederek, onların bilinçaltında saklı kalmış aşkı, coşkuyu, nefreti, şehveti ortaya çıkarıyor.
Bu çağdaş peri masalınında gösterdiği gibi, güzel şeyler hep yasaktır nedense; ve bütün yasaklar güzel.insanlık tarihi denen şey, insanoğlunun günaha karşı verdiği bir meydan muharebesi, bir vicdan muhasebesidir.
Lakin ilk isyan, ilk insan kadar eskidir. Adem'le Havva'nın paylaştıkları ilk elmada başlar, şeytanla ilk suç ortaklığımız.Ah o kahrolası merak yok mu?
O ağaçta parlayan yasak elmayı dişleme tutkusu. Yaldızlı bir paketin altından sızan dayanılmaz çikolata kokusu.
Ah o baştan çıkarıcı vaatlerle çıkagelen ve bizi hiç tanışmadığımız hazlara davet eden kırmızı pelerinli iblisler.
En umulmadık yerde hayatımıza girer, ağzımıza bir parmak kakao çalıp o güne dek aziz, leziz, asil, sefil bildiğimiz ne varsa unutturabilirler.
Damağımıza yapışan o hınzır tat, arsız bir şeytan gibi kanımıza karışıp yoldan çıkarır bizi; içine sarmalandığımız şefkatli kundağı ihtirasın hançeriyle parçalayıp atar ve ruhumuzdaki cehennemi ateşler.
Hazlar hükümdarı, kendi yaşamımızın anahtarını sunar bize; bir buyruğuyla açtırır hayatın bütün yasak bölgelerini.
Sonunda şeytanla kolkola sürülürüz cennetten.
Ama kimbilir. belki de kovulmaktan korkup durduğumuz cennet, aslında kovulduğumuz yerdedir. Ve oraya ulaşmanın tek yolu, şeytana uyup içimizden cehennemi kovabilmektedir.Bunu siz yapamazsanız, bir gün kasabaya gelen, hayatınıza giren bir yabancı yapar.
Tıpkı Çikolata'da olduğu gibi.
köpeklerin kalbine ve sinir sistemine zarar veren yiyecektir. bu zarar rahatlıkla ölüme kadar gidebilir. yarım kilo kadar çiko küçük bir göpeyi öldürebilir.