120 sayfa akademik tezim vardı, ben bile terimlerin çeviri karşılıklarını bulmakta zorlanıyordum ki bu benim mesleğim. çok iyi ingilizce biliyorum ve benden daha iyi kimse çeviremez diyordum ancak yoğun dönemdeydim parasını verip çevirisini yaptırırım ve 1-2 haftaya kontrol ederim diye düşündüm, aksi halde en az 1-2 ay uğraşmam gerekecekti. Arkadaşlarıma sorarak ve netten araştırarak Lingoturk tercüme firmasına tezi gönderdim, 15 gün içinde tercüme geldi. inanılmaz derecede kaliteli ve sorunsuz bir çeviri geldi. Kontrol etmeme gerek kalmadı çünkü benden daha iyi yapmışlardı. Lingoturk den memnun kaldım, tavsiye ederim. Bence herkes kendi işini yapmalı, çevirmen çeviri yapmalı, tamirci tamir, aşçı yemek yapmalı bence.
cem gürdeniz'in "mavi uygarlık: turkiye denizcileşmelidir" adlı güzel kitabını okurken aklıma geldi. Bu kitabın daha ilk bölümünün kaynakçasına şöyle bir göz attığınızda göreceksiniz ki, zamanında ergenekoncu vs diye siksok unvanlarla kodese tıktığınız bu adamın yazdığı kitapta bahsi gecen, dilimize kazandirilmamis bir sürü ilginç kitap var.
Malumunuz, anayasamızın 2. Maddesinde türko devletinin sosyal olduğu belirtildiğinden, milletin iqsunu yükseltmek için kitap çevirmek de devlete dahil. Öyleyse Devlet bir çeviri ofisi kuracak. Önemli gördüğü ama türkçe'ye çevrilmemiş kitapları türkçe'ye kazandıracak.
Bunu masraftan olabildiğince kaçınarak yapaejgkvkgk (ahahahahaha türko ülkesinde kurduğum hayale bak amk. Hoş, bunun ancak hayali kurulur zaten) öhöm, masraftan kaçınacak. Hatta öyle ki, kapakları iş bankasının klasikler kapakları kadar sade olmalı. Bu kitaplar başta 5 büyükşehir olmak üzere açılacak küçücük (kira rantı çıkarmayın) satış ofislerinde halka arz edilecek, bir yandan da milli kütüphaneye eklenecek. Masraftan kaçınılacak ki o kitaplar halka ucuza sunulabilsin, başka türlü yine kendin çalar kendin oynarsın.
He bir de çevirilerin başarılı olması, ortaya komik işlerin çıkmaması açısından, yds diye bir sınav keşfettim süper, heh işte o sınavın kalitesini arttırmanız ve bilmem kimin oğlu yerine o sınavdan bileğinin hakkıyla çok iyi not aldığı ortada olan kimseleri bu alanda istihdam etmeniz gerekli.
Yukarıda değindiğim önemli görülen kitap noktasına bir parantez açalım. Önemli görülmesi gereken kitaplar bilumum bilim/sanat/spor, ticaret tarım hayvancılık vs alanlarında faydalı olacak eserler oluyor. Tutup da yarak kürek şeylere sarılmayın yani. bu uyarıyı özellikle yapıyorum çünkü bu konuda inanılmaz yetenekli olduğunuzun farkındayım, maalesef.
Başlangıç olarak bahsettiğim kitabın kaynakçasında belirtilen, dilimize çevrilmemiş kitapları deneyebilirsiniz. Kim bilir, belki de gerçekten 30 sene sonra türkiye'de denizcileşme alametleri görünür. Olm belki şirinleri bile görürsünüz lan.
Ha yok ben bunlarla uğraşamam diyorsanız, yayınevi açmanın önündeki bürokratik engelleri (hacı hayırlı olsun yayınevi aciyormussun bize de bi sakal atarsın artık kıppsss) kaldırırsanız bu da bi nebze iş görür diye tahmin ediyorum.
Americano kere senin allah belanı versin, dün gecenin köründe yazdığım şeylere bak. Neyse, benden bu kadar. Hadi eyv.
Sırf boğaziçi, odtü, koç gibi bölümlerden mezun oldu, ingilizcesi "mükemmel" diye çeşitli alanlarda tercüme işine giren insanların kirlettiği sektör. bilmiyorsunuz arkadaşım bilmiyorsunuz. skopos nedir bilmeden, katherina reiss okumadan, vermeer'i tanımadan, kuram okumadan olur mu? olmaz tabii ki.
ve yine tabii ki bölüm okuyarak kazanılan bir disiplin de değildir bu, nitekim can yücel gibi muazzam çevirmen örnekleri de var ülkemizde.
Çoğu kişi tarafından basit bir eylem sanılır. Ki bu konuda ben de böyle düşünürdüm. Bilgisizlik çünkü.
Sonrasında mütercim-tercümanlık ya da çeviribilim bölümüne girdiğinizde anlarsınız ki durum hiç de zannettiğiniz gibi değildir. inanılmaz sayıda eleştiri, kuram ve görüş okuyarak karar verirsiniz ki, çeviri işi bir disiplin gerektirir.
Bu bağlamda, sırf okuduğu bölümün dili ingilizce diye(örneğin ingilizce işletme mezunu bir kişi) çeviri işine kalkan insanların yaptığı iş ne derece sağlıklıdır bilemiyorum.
işi uzmanına bırakın siz yine de.
ölücülere yüz verilmemesi gereken iş.
evet farkındayım, biraz tuzu kuru lâfları bunlar. birçok insan gelecek üç beş kuruşa ciddi anlamda ihtiyaç duyuyor. onları anlıyorum ama gerisi için söylüyorum:
allah rızası için sakız, şeker parasına yapmayalım şunları.
daha dün, 30 sayfa arapça-türkçe çeviri için gelen ve sayfa başı dört, rakamla 4 lira öneren bir "çakal" ile karşılaştım. adama olmaz dediğim vakit "kitap çevirtmiyoruz" diyor bir de. beğenmiyorsan defol git başkasına yaptır ya da yaptırma.
terbiyesiz adama bak. ben bir dil öğreneceğim, bu dili öğrenmek için zaman, çaba ve para sarfedeceğim sonra birisi gelip, sırf paket içerisinde değil, kamyonla gelmiyor, ameleler tarafından -kesinlikle bir aşağılama ifadesi değil. allah a sığınırım- kamyondan indirilmiyor diye benim emeğim dalga geçer gibi bir fiyat söyleyecek, üstelik zerre utanmadan ve zerre arlanmadan "kitap çevirtmiyoruz" diyecek.
sabaha mı bırakırsın...
Hayatimi gittikce zora sokan mesleki eylemim. Gece gunduz calismaktan, insanlara yok diyememekten, teslim tarihine yetisme kaygisindan yoruldum. Bu aksanlik dukkani kapattim malak gibi oturuyorum. Gece yattigimda vicdan azabi teoeme binecek cok sukur...
yap yap bitmeyen şey. arkasından sürekli geliyor. dün gece oturdum düşündüm bütün bir ömrümü bu şekilde geçirebilir miyim diye. emin olamadım. uzmanlaşmaya başlanılan alan dışına çıkınca sudan çıkmış balığa döndürüyor, onu da test ettim onayladım. ne kadar zor olabilir dediğiniz bir konu, ömrünüzden saatler hatta günler çalıp götürebiliyor. en iyisi bulaşmamak. gidin başka bir şey yapın iş olarak.
zor bir uğraştır zira etimolojik köken önemlidir ve mutlaka dil bilmenin yanında sağlam birkaç sözlük bulunmalıdır. ayrıca çeviri yapılan dilin kültürü mutlaka bilinmelidir.
ömrümü çürüten uğraş. bağımlılık da yapıyor, boşta kalınca insanın canı sıkılıyor ama işin varken de yapmayasın tutuyor. yığınla çeviri varken sözlükte sürtmek, güzel havada dışarı çıkmak, televizyon izlemek daha çekici gelir. sürekli aynı konu üzerinde çeviri yapılıyorken dizi izlemek gibi ikinci bir eylemde bulunulabilir çünkü beyin artık cümlelerin sonunu düşünmeden kendisi getirebilmektedir. fakat maddi olarak tatmin etmez. elinize geçen para yaptığınız işle orantısızdır. öyle çeviriler gelir ki önünüze kelimeleri bilirsiniz ama cümle oturmaz, 80 yan cümleyi iç içe geçirmiştir metni yazan, sonra sen saatler harcarsın bir sayfayı çevirmek için. her türlü dezavantajına rağmen severek yapılan meslektir. kitap çevirmek gibi ego tatmin edici bir yönü de vardır bu işin, en sevilerek yapılanı da odur. çevirdiğin kitap çocuğun gibi olur, kapağını ilk gördüğünde gözlerin dolar. güzeldir herşeye rağmen.
ötekini retoriği'dir. öötekiyi aynı olan içinde eritmeye dayanır.bu minvalde bir anlamda yeniden yazmadır. malzemenin yeniden ifade edilip uygulandığı bir praksis'dir. bu beraberinde kültüre dair epistemolojik bir temellendirmeyi de beraberinde getirir; aynı temellerin içersinde ideolojik içerik de mevcuttur. emperyalizmin de yaptığı-sömürge ülkelerde kendi tahakkümünü meşrulaştırmak adına-budur.[esas olan söylemin hakikatle uyuşup uyuşmadığı değil, ifade ediliş tarzıdır] osmanlı eserlerinden batı'da yapılan çevirlerde hep bu tip çarpıtmalar mevcuttur. konu ile alakalı olarak enderunlu fazıl ahmet'in zenanname'si örnek olara verilebilir. yukarıda da ifade edildiği gibi esas olan hakikat değil bunun ifade ediliş tarzı ve batı tarafından nasıl algılandığıdır.
ortaya bir eser koymaktır ama fiyatı için pazarlık yaparlar yine de.
birebir yapılanı makbul değildir,okuyucuyu sıkar,tat vermez.
aslına sadık kalınmayıp yorumu fazla katınca da tat vermez.
(bkz: fuck you yu kahretsin olarak çevirmek)
bildiği kelimeyi bile arattırır insana,acaba başka kullanımı da var mı diye.
acaba yetişecek mi kaygısı da hem tatlı hem tatlı hem de sinir bozucudur.
yine de güzel iştir çeviri... "dile hakimim"in ispatıdır.