aslında iyi okunup sindirilirse kitapta hiç de öyle derin olaylara girilmediği görülebilir. bunun için orijinal kitabın okunması orijinal bir fikre sahip olabilmek için zaruridir.
bir de öyle bir kitap ki bu her nedense insanoğlunun anlaşılamayana duyduğu sempati ve yüceltme duygusunun en gerçekçi örneklerinden biri olmuştur. oysa ki thomas hobbes'un diğer yapıtları ve iç dünyası incelenirse cahit sıtkı tarancı ile bile ortak noktaları bulunabilir. daha doğrusu jean jacques rousseau asıllı bir mizansen ortaya konulmuştur.
bununla birlikte görüyorzu ki daha kimsenin leviathan'ın ne olduğu konusunda bir fikri yok. evet kara ejder ya da deniz gogosu olabilir leviathan. ama thomas hobbes için leviathan bir liderdir. insanların karamsarlıktan ibaret canlılar olduğunu düşünen hobbes kendi iç dünyasının sıkıntılarını işte bu dev ile güvencede tutabileceği fikrini savunmuştur.
pek çok eski yapıtta olduğu gibi bunda da bir sürü geleceğe ait alamet benzerlik çıkarılmaya çalışılmıştır. bence alakası bile yoktur. tabii ki bu benim kendi fikrim. ama düşünülürse eğer tarih ile eşdeş olan düşünceler gösteriyor ki insanoğlu hep savaşmış ve öldürmüştür. devletler ve ırklar henüz karakalem ile çizilmemişken tekil savunmasını yapmak zorunda olanlar doğa savaşı içinde her an ölümle burun buruna korku içindeydiler. en nihayetinde bir devi başlarına getirip ona asıldılar. yok emperyalizm falan, bildiğin göt korkusu. doğal insan içgüdüsü.